Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Okul öncesi çağdaki oğlum, arka arkaya hastalıklar geçirmeye başladı. Ateş, iki kulakta birden iltihap, solunum sorunları, apandisit olduğundan şüphelendiğimiz karın ağrısı. Her bir hastalık bizi bir kez daha acil servise götürüyordu. Hastane odalarında geçirilen uykusuz geceler, çokça üzüntü ve bilinmezlikler.

Sonunda oğlum iyileşti, normal hayatımıza geri döndük. Ama ben değil. Çok yoğun panik ataklar geçirmeye başladım.

O zamanlar kızım 14 aylık, oğlum 5 yaşındaydı.

Sabaha karşı 3’te, neredeyse felç geçirmiş gibi hiçbir yerimi oynatamaz hale geliyordum. Terden sırılsıklam yatakta öylece yatıyordum. Ta ki midemdekileri çıkarmak için banyoya koşmam gerekene kadar. Yumruklarımı, omuzlarımı, çenemi ve aklımı açamıyordum. Paniklemiştim. Neden? Bilmiyordum. Kalbim, uyandığım anda sanki koşmaya başlıyordu. Bu böyle devam etti, ben uyumaktan ve yemek yemekten vazgeçene kadar.

İki haftada 44 kiloya kadar düştüm

Herhangi bir teşhis koyulmamıştı ama hayatımın büyük bölümünde anksiyete ile mücadele etmiştim. Ama daha öncekiler gün içinde başıma gelen basit sorunlardı ve en fazla birkaç gün içinde geçerdi. Ancak bu defalarca kez tekrarlanıyordu. En büyük korkum bunun çocukların yanında ya da çocuklarla yalnız başımayken başıma gelmesiydi, çünkü duygularımdan korkuyordum. Bu stresin beynimi çalışmaz hale getirmesiydi en büyük korkum.

Çocukları bir yakınıma bırakıp mümkün olduğunca hızlı koşmak istediğim zamanlar oldu. Onlara iyi bakacak birisinin olmasını istiyordum çünkü bazen bunu yapabilecek kişinin ben olmadığımı düşünüyordum. Onları yediremezdim, onlarla oynayamazdım, yanlarında rahat olamazdım. Artık benim için stres ve kaygı kaynağıydılar.

En sonunda doktorlara danışmaya başladım ve sadece anksiyete değil, doğum sonrası depresyonu geçirdiğime karar verdi. Bu bana garip geldi, bunun doğumdan sonraki dönemde yaşanmış olması gerekiyordu.

Öğrendim ki doğum sonrası depresyonu ilk 1 yıllık süreçte her an ortaya çıkabilirmiş

Bir gün sabaha karşı 5 civarı ailemi aradım, gelip beni almalarını istedim. Eşimi uyandırmak istemiyordum, kendi başıma araba kullanabilecek durumda da değildim. Kalbim koşuyordu. O kadar hızlı nefes alıyordum ki başım dönüyordu. Sonraki birkaç dakikayı bile atlatabileceğimden emin değildim, hele günü tamamlamak imkansız görünüyordu.

Anksiyete beni boğuyordu

O gün ailemin yanına taşındık, birkaç hafta onlarla yaşamamızın doğru olacağını düşünmüştük. Yeniden çocuk olmuştum, kendi başımın çaresine bakamıyordum, anneme ve babama muhtaç haldeydim. Bana karşı çok sabırlıydılar. Her şeyin düzeleceğinden emindiler.

Birilerinin beni yemek yemem, yürüyüşe çıkmam, hatta banyo yapmam için zorlaması gerekiyordu. Çünkü bunları yapacak ne enerjim ne de isteğim vardı.

Bana iyi gelen tek şey bu karanlıktan çıkıp tedavi şansının olduğunu görmemdi.

Sonunda durumu tek başıma kaldıramayacağımı ve profesyonel destek almam gerektiğini anladım. Doktorum bana antidepresan ve anksiyete ilaçları yazdı. Etrafımda bu ilaçları kullanan kimse yoktu ama çocuklarım annelerini kaybediyorlardı. Terapistim bana olan bitenleri anlamam için yardımcı oluyordu ve en sonunda tüm bunları tetikleyen 3 şeyi bulduk.

Eşim, ailem, doğum uzmanım ve terapistim her an yanımdaydılar, hiç yalnız kalmıyordum. Uyuduğum zaman ise aksiyetenin ortaya çıkması için fırsat doğuyordu.

Yolun bir kısmını terapistim ile birlikte geçtik, yemek ve egzersiz yaptım, yeniden çocuklarımla iletişim kurabileceğimi öğrendim.

Onlarla oynuyordum, tüm zamanımı yanlarında geçiriyordum, sarılıyordum, onları sevdiğimi söylüyordum. Bir süre sonra yeniden anne olmayı sevmeye başladım. Hem onları yalnız bıraktığım için suçluluk duyuyordum hem de iyileşmek için çaba harcadığım için rahatlıyordum.

Yavaş yavaş daha iyi hissetmeye başladım. Neler olduğunu hala bilmiyorum ama sanırım bir gün parka yürüyüşe gittiğimdeydi. Kendimi bitkin, yorgun ve berbat hissediyordum. Sonra kuşların sesini duydum, çok güzeldi. Güneş yüzüme vurdu, aylar sonra ilk defa güneşin ışıklarını hissettim. Belki bir ay sonra ilk defa canım yemek yemek istedi. Ruhum yavaşça yeniden canlanıyordu.

Rumuz: Aylin