Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Dünya İklim krizinde adalet ve hayatta kalma savaşı: Faturayı kim ödeyecek?

        İnsanlık, dünyayı her geçen gün daha da yaşanılmaz bir yere dönüştürüyor. Artık nefes alamıyoruz. Mevsimleri yaşayamıyoruz. Temel alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zorunda kalıyoruz. Katastrofik, hayatta kalma temalı, zorluklar içinde bir geleceğe doğru hızla savruluyoruz. İnsanlığın sınırsız ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla karşılanmasının getirdiği kârlılık ve tüketim hırsı, bir iklim krizi yarattı ve dünyamızı yaşanılabilecek bir yer olmaktan çıkarmanın eşiğinde.

        Ancak bilim insanlarına göre acilen harekete geçilmesi halinde iklim değişikliğinin en ağır etkilerinin sınırlandırılabilmesi için hâlâ bir umut var.

        Bu belgeselde iklim krizinin ne olduğunu, insanlığın bunda nasıl bir payı olduğunu, yıllar içinde nasıl bir değişim yaşadığımızı ve nasıl bir değişim yaşanacağının beklendiğini, iklim krizinin günlük hayatımıza nasıl bir etkisinin olduğunu ve iklim krizini nasıl durdurabileceğimizi inceleyeceğiz.

        REKLAM

        İklim değişikliği, Dünya'nın ortalama sıcaklıklarında ve hava koşullarında uzun vadede meydana gelen değişimdir. İklim krizi, bu değişimlerin insanların günlük hayatını ve sağlığını tehdit eden, geri dönülmesi çok zor bir noktaya ulaşmasına verilen isimdir.

        Fosil yakıtlar yakıldığında, başta karbondioksit (CO₂) olmak üzere sera gazları açığa çıkıyor. CO₂, atmosferde Dünya'nın yüzeyine yakın bölgelerde fazladan enerjiyi hapseden bir battaniye gibi davranıyor. Bu da gezegenin ısınmasına yol açıyor.

        İnsanların büyük miktarlarda fosil yakıt yakmaya başladığı Sanayi Devrimi'nin başlangıcından bu yana atmosferdeki CO₂ miktarı yüzde 50'den fazla arttı. Bu oran, Dünya'nın yakın geçmişinde görülen seviyelerin çok üzerinde.

        Dünya, son 100 yıldır hızla ısınıyor. Bunun sonucunda hava ve iklim düzenleri değişiyor.

        Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi'ne göre 1980'lerden bu yana her on yıl, kendisinden önceki on yıldan daha sıcak geçti.

        Dünya Meteoroloji Örgütü'ne göre 1880 yılından beri tutulan kayıtlardaki en sıcak 11 yılın tamamı 2015'ten bu yana yaşandı.

        2024, şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl oldu. Tüm bu sıcaklık rekorlarının sebebi iklim krizi.

        Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi'ne göre 2024 yılı, aynı zamanda 1800'lerin sonlarındaki "sanayi öncesi" döneme kıyasla sıcaklıkların ilk kez bir takvim yılı boyunca 1,5°C'nin üzerine çıktığı yıl oldu.

        2025'te de sıcaklıklar yüksek seyretmeye devam etti; ancak La Niña adı verilen doğal bir hava olayı nedeniyle hafif bir soğuma görüldü.

        REKLAM

        2026 yılı ise özellikle Avrupa için tam bir cehenneme döndü. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Haziran 2026'da yaşanan ve hala etkileri devam eden şimdiye kadarki en kötü sıcak hava dalgası Avrupa'yı sardı. Devasa bir sıcak hava kütlesi, bir "ısı kubbesinin" altında hapsoldu.

        İklim krizinin hangi etkileri şimdiden görülüyor?

        İklim krizi nedeniyle artık sıcak hava dalgaları ve şiddetli yağışlar gibi aşırı hava olaylarını daha sık ve daha yoğun yaşıyoruz. Buzullar ve buz tabakaları hızla eriyor ve bu, deniz seviyesini yükseltiyor. Okyanuslar ısınıyor, Arktik deniz buzulları eriyor; bu da daha şiddetli fırtınaları tetikliyor ve deniz yaşamına zarar veriyor.

        Bu değişimler halihazırda dünyanın dört bir yanında insanlar ve ekonomiler açısından ciddi sonuçlar doğuruyor.

        Örneğin Ocak 2025'te Los Angeles'ta çıkan yangınların maliyeti 100 milyar doları aştı.

        REKLAM

        World Weather Attribution grubundan bilim insanlarına göre iklim krizi, yangınlara zemin hazırlayan sıcak ve kuru hava koşullarının ortaya çıkma ihtimalini artırdı.

        2022 yılında Doğu Afrika'nın bazı bölgeleri son 40 yılın en kötü kuraklığını yaşadı ve 20 milyondan fazla insan ciddi açlık riskiyle karşı karşıya kaldı.

        İklim krizi, bu gibi kuraklıkların meydana gelme ihtimalini en az 100 kat artırdı.

        1,5°C artış neden önemli ve gelecekte iklim krizi dünyayı nasıl etkileyecek?

        Dünya ne kadar fazla ısınırsa, iklim krizinin etkileri de o kadar ağırlaşıyor.

        Yaklaşık 200 ülke, 2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması kapsamında küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde sınırlamayı taahhüt etti.

        REKLAM

        Ancak uzun vadede 1,5°C'lik ısınma bile birçok insanlık için ciddi sonuçlar doğuracak.

        Dünyanın 2°C ısınması ise felaketi getiriyor. Böyle bir ısınma gerçekleşirse daha fazla insan aşırı sıcaklıklara maruz kalacak, gıda güvenliği derin bir yara alacak, daha fazla hastalık insanlık içinde yayılacak. En büyük felaket ise, 2°C ısınmanın geri döndürülemez oluşu. Şu anda yürürlükte olan politikalar, yüzyılın sonuna kadar 2,8°C'ye varan bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

        Haziran sıcak dalgası, Avrupa'da şimdiye kadar kaydedilen en geniş kapsamlı ve en yoğun sıcak dalgası oldu ve 20.000'den fazla cana mal olduğu tahmin ediliyor. Resmi verilere göre, 41,7°C ile rekor sıcaklığın kaydedildiği Almanya'da yaklaşık 5.500 kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

        Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı, 2020 ile 2024 yılları arasında İngiltere'de 10.000'den fazla kişinin yaz sıcak dalgaları nedeniyle hayatını kaybettiğini tespit etti.

        2012 ile 2021 yılları arasında, 1990 ile 1999 yılları arasına kıyasla tahminen 210.000 kişi sıcaklığa bağlı nedenlerden dolayı yaşamını yitirdi.

        Deniz seviyesinin yükselmesi ve tuzlu suyun tatlı su kaynaklarına sızması gibi sorunlar, insanların iklim göçüne mecbur kalacağı noktaya ulaştı. Uzun süre devam eden kuraklıklar da insanları kıtlık riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

        Dünya'nın iklimi tarih boyunca değişmiş olsa da mevcut ısınma, son 10 bin yılda görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor.

        1880'den bu yana ölçülen en sıcak 25 yıla bir bakalım. Eğer 32 yaşında veya daha büyükseniz, bu yılların tamamında hayattaydınız. Biz, bu kuşaktaki insanlar, bugüne kadar ölçülmüş en sıcak gezegende yaşıyoruz.

        Yaşlı yetişkinler ve tropikal bölgelerde yaşayan insanlar bu durumdan özellikle etkileniyor.

        Genç yetişkinlerin günlük aktivitelerini ciddi şekilde kısıtlayan sıcaklığa maruz kaldıkları yıllık saat sayısı 1950'lerden bu yana iki katına çıktı. Yaşlı yetişkinler için ise yılda yaklaşık 600 saatten yaklaşık 900 saate yükseldi.

        Güneybatı ve Güney Asya, Güney Amerika ve Avustralya'nın bazı kısımlarında genç yetişkinler bile bilim insanlarının "aşırı yaşanabilirlik kısıtlamaları" dediği durumları şimdiden yaşıyor.

        Yaşlı yetişkinler için; Kuzey Amerika'nın güneybatı ve doğu kısımlarında, tropikal Güney Amerika, Batı Sahra Afrikası, Güneybatı, Güney ve Doğu Asya ve Avustralya, insan vücudunun çevresel sıcaklık yüklerini doğal olarak telafi etmesini imkansız kılan ve insan yaşamını "yaşanamaz" hale getiren aşırı kısıtlamalara sahip bölgeler.

        Mevcut küresel nüfusun yaklaşık %35'i, yıllık tepe sıcaklıkların genç yetişkinlerin dışarıda güvenle yapabileceklerini şimdiden çok ciddi şekilde kısıtladığı bölgelerde yaşıyor. Yaşlı yetişkinler için bu sayı yaklaşık %78'e çıkıyor, yani neredeyse her beş yaşlı yetişkinden dördü etkileniyor. Yılın en sıcak saatlerinde, dışarıda yapabilecekleri şeyler sıcaklık nedeniyle gerçekten kısıtlı. Ayrıca aşırı yüklemeye maruz kalacak olan elektrik şebekelerinin de giderek birer birer çökeceği tahmin ediliyor. Daha fazla orman yangını, daha fazla sel, daha fazla kuraklık, daha fazla bozulan tarım ve gıda dengesi, insanlığın giderek normali haline gelecek.

        Bu da, iklim kaynaklı göç baskısını kaçınılmaz hale getirecek. Yaşadığı coğrafyada kaynakların yetersizleşmesi nedeniyle bir yaşam kuramayacak olan onlarca insan, iklim krizinden daha az etkilenen bölgelere göçecek.

        Son projeksiyonlar, karamsar senaryolar altında iklim krizinin büyüyen etkileri nedeniyle önümüzdeki 25 yıl içinde 170 milyondan fazla insanın yerinden edilebileceğini gösteriyor. Kaynakların azalması ve dramatik bir noktaya sürüklenen nüfus yoğunluğu, halihazırda istikrarını birçok savaş nedeniyle kaybetmiş olan insanlığı çok daha kötü bir noktaya savurma tehlikesine sahip.

        Peki dünyamızı yaşanmaz hale getiren ve insan eliyle yaratılan bu iklim krizinde, tüm insanlığı eşit olarak suçlamak ne kadar doğru?

        İklim krizinin sorumluluğunu tüm insanlığa yüklemek ne kadar doğru?

        Birleşmiş Milletler'in iklim kuruluşu olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne göre doğal nedenler, son yüzyılda görülen hızlı ısınmayı açıklayamıyor.

        İklim krizini yaratan ve dünyayı yaşanmaz bir yere dönüştürmenin eşiğine getiren sebebin insanlık olduğunu biliyoruz. Peki homojen bir insanlık etkisinden söz edebilir miyiz? Bu soruya verilecek kesin cevap, hayır.

        Binlerce yıllık birikim sonucu 2026 yılının insanlık düzeninin yapısına baktığımızda görülen şey, çok derin bir gelir eşitsizliği. Dünyamız, bir avuç insanın, bir insanın erişebileceği tüm imkanlara eriştiği; ancak milyonların temiz suya, barınmaya muhtaç olduğu bir sistemin boyundurluğu altında.

        Dünyayı yaşanmaz bir noktaya sürükleyen ve iklim krizini yaratan insanlar da temiz suya ulaşmaya çalışan ya da deodorant kullanan insanlar değil; kurduğu sistemin karlılığını artırmak için on binlerce insanın bir yıllık karbon ayak izini bir günde yaratan bir avuç insan.

        Dünya Bankası'nın raporlarına göre dünyanın en zengin %10'unun gelirinin yalnızca %1,9'una denk gelen miktar, dünyanın en yoksul %10'unun toplam yıllık gelirine eşit.

        Dünyanın en zengin yüzde 1'i, insanlığın toplam gelirinin yüzde 21'ine sahip. İnsanlığı iki eşit parçaya bölersek, daha yoksul olan yüzde 50'lik dilimin, insanlığın toplam gelirinden aldığı pay, dünyanın en zengin yüzde 0,1'lik kesiminin aldığı paydan daha az.

        En zengin %1 bile kendi içinde homojen değil.

        Tüm bu derin gelir adaletsizliğinin iklim krizine etkisi ise oldukça çarpıcı. Dünya Bankası'nın verilerine göre insanlığın yarattığı karbon emisyonunun yarısı, insanlığın en zengin yüzde 10'luk dilimi tarafından yaratılıyor.

        İnsanlığın 'daha yoksul' yarısı ise insanlığın yarattığı karbon emisyonunun sadece yüzde 10'undan sorumlu.

        Ülke bazında yaratılan karbon emisyonuna baktığımızda ise fosil yakıtların iklim krizine ne derece sebebiyet verdiğini görüyoruz. Kişi başına düşen emisyonun en yüksek olduğu bölge, petrol zengini Körfez ülkeleri. Onu ABD takip ediyor.

        Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya, küresel sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasından birlikte sorumlu.

        Bugün dünyamızda nüfusun yüzde 26'sı, temiz suya erişimde sıkıntı yaşıyor. Milyonlarca Afrikalının istikrarlı bir elektriğe erişim imkanı yok.

        Araştırmalara göre yaklaşık 3,3 ila 3,6 milyar insan iklim krizine karşı yüksek derecede kırılgan durumda. Dünyamızın hem bilimsel olarak hem de teknolojik olarak küresel bir köye dönüşmesi, iklim krizinde suçu olmayan on milyonlarca insanın, krizin yarattığı tüm zorluklarla başa çıkmak zorunda kalmasına neden oluyor.

        Zincirleme etkiler çok geniş bölgelerde hissediliyor. Aşırı hava olaylarının yol açtığı tarımsal üretim kayıpları, dünyanın dört bir yanında gıda fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Bir ülkenin enerji politikası, bölgenin mikro-iklimini değiştiriyor. Bu iklimsel kelebek etkisi, bir noktada tüm dünyayı etkileyen bir boyuta dönüşüyor.

        İşte tam bu noktada, "iklim adaleti" kavramı hayatımıza giriyor.

        İklim adaleti nedir?

        İklim Adaleti, iklim krizinin, sorundan en az sorumlu olan dünya genelindeki düşük gelirli topluluklar üzerindeki oransız etkilerine dikkat çeken, iklim değişikliğinin kök nedenlerini ele alan ve bunu yaparken sosyal, ırksal ve çevresel adaletsizliklerin geniş bir yelpazesini eş zamanlı olarak çözmeyi hedefleyen bir çalışma kuramı.

        İklim adaleti sadece ekonomilerin fosil yakıtlardan yenilenebilir temiz enerjiye geçişine odaklanmaz, aynı zamanda karbon emisyonu yaratan şirketlerin ve kurumların bölge halkına, iklimine ve toprağına yarattığı yıkıcı etkilere de dikkat çeker.

        Büyük miktarlarda sera gazı salımı yaparak zenginleşen ülkelerin, sanayilerin, işletmelerin ve bireylerin; iklim değişikliğinden etkilenenlere —özellikle de krize en az katkıda bulunup en kırılgan durumda olan ülke ve topluluklara— yardım etme sorumluluğu olduğunu savunur.

        İklim krizi; can, geçim kaynağı, dil ve kültür kaybına yol açıyor, birçok insanı gıda ve su kıtlığı riskiyle karşı karşıya bırakıyor, göçleri ve çatışmaları tetikliyor.

        İklim adaleti; sistemik, sosyoekonomik ve kuşaklararası eşitsizlikleri çözmeyi amaçlıyor. İklim kriziyle mücadeledeki sorumlulukların probleme en çok kimin sebep olduğuna göre paylaşılması gerektiğini savunuyor.

        Hükümetler iklim değişikliği konusunda ne yapıyor?

        Küresel sıcaklık artışını sınırlamak için net sıfır CO₂ emisyonuna ulaşmak hayati önem taşıyor.

        Bu, emisyonları mümkün olduğunca azaltmak ve geriye kalan emisyonları da atmosferden aktif olarak uzaklaştırmak anlamına geliyor.

        Çoğu ülkenin net sıfır hedefi bulunuyor.

        Yenilenebilir enerjinin ve elektrikli araçların yaygınlaşması gibi bazı alanlarda umut verici ilerlemeler kaydedilse de, insanlığın CO₂ emisyonları hâlâ rekor seviyelerde.

        Dünya Meteoroloji Örgütü'ne göre mevcut ısınma hızına bakıldığında, maksimum 1,5°C hedefi 2030 yılı civarında aşılabilir.

        REKLAM

        Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, hedefe çok yaklaşılmış olması ve emisyonların hâlâ yüksek seviyelerde bulunması nedeniyle 1,5°C'nin aşılmasının artık kaçınılmaz olduğunu kabul etti.

        Bununla birlikte, mevcut politikaları değiştirmek için kapsamlı müdahalelerde bulunulmadığı takdirde, ısınmanın yüzyılın sonunda yaklaşık 3°C'ye ulaşabileceği düşünülüyor.

        Dünya liderleri iklim konusundaki taahhütlerini görüşmek üzere her yıl bir araya geliyor.

        En son zirve, fosil yakıtlar veya ormanlaşma konusunda yeni bir anlaşmaya varılamadan sona erdi.

        REKLAM

        2024 yılında ise zengin ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğiyle mücadele etmelerine yardımcı olmak amacıyla 2035 yılına kadar yılda en az 300 milyar dolar sağlama taahhüdünde bulundu. Ancak bu miktar, yoksul ülkelerin ihtiyaç duyduklarını belirttiği rakamın oldukça altında.

        İklim konusunda herkes harekete geçmeli. Ancak sorunun oluşmasına daha fazla katkıda bulunan insanlar ve ülkeler, ilk harekete geçme konusunda daha büyük bir sorumluluğa sahip.

        Önümüzde büyük bir sorun var, ancak birçok çözümü zaten biliyoruz

        İklim krizine yönelik çözümler aslında net. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması gibi küresel çerçevelere ve anlaşmalara sahibiz.

        Atılabilecek adımlar üç geniş kategoriye ayrılabilir: Emisyonları azaltmak, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak ve gerekli dönüşümleri finanse etmek.

        Enerji sistemlerini fosil yakıtlardan güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçirmek, iklim değişikliğine yol açan emisyonları azaltacak.

        Ancak şimdi harekete geçmemiz gerekiyor.

        Giderek daha fazla ülke 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşma taahhüdünde bulunuyor. Ancak küresel ısınmayı 1,5°C'nin altında tutabilmek için emisyonların 2030'a kadar yarı yarıya azaltılması gerekiyor.

        Bunu başarmak, kömür, petrol ve doğal gaz kullanımında çok büyük düşüşler yaşanması anlamına geliyor. Felaket boyutunda bir iklim krizini önlemek için tüm fosil yakıtların üretimi ve tüketiminin 2030'a kadar en az yüzde 30 azaltılması gerekiyor.

        İklim krizini yaratmadaki sorumluluğumuz eşit olmayabilir. Ancak sonuçları, sınır tanımıyor. Bu nedenle mesele yalnızca gezegeni kurtarmak değil; dönüşümün bedelinin kim tarafından ödeneceğini de belirlemek. Çünkü önümüzde iki seçenek var: Ya bugün değişimin maliyetini üstleneceğiz ya da değişmemizin çok daha ağır bedelini gelecek nesillere bırakacağız.

        Faturayı şimdi ödeyebiliriz ya da gelecekte çok daha ağır bir bedel öderiz.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ