Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Korkunç bir zarar
0:00 / 0:00

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Kasım 2020'deki kabine toplantısından sonra pandemi tedbirleri kapsamında 21 Kasım 2020'den itibaren sinema salonlarının yıl sonuna kadar kapanacağını açıkladı. Gösterime çıkaracakları yeni film bulmakta zorlanan ve yeterli izleyici olmamasından dolayı sinema salonu işletmecilerinin talebi de bu yöndeydi.
Yıl sonuna gelindiğinde, aynı nedenlerden dolayı sinema salonlarının kapalı kalma süresi, 1 Mart 2021'e kadar uzatıldı.

Sinemaların ilk kapanış tarihi olan 16 Mart 2020'den bugüne kadar sinema sektörünün bir önceki döneme oranla zararı şu şekilde;
İzleyici Kaybı: 58.553.230
Hasılat Kaybı: 961.734.569 TL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Şubat'ta yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Restoran, kafe, kıraathane ve benzeri esnafımızı rahatlatacak adımların yol haritası önümüzdeki günlerde açıklanacaktır. Hafta sonu uygulamasından başlayarak sokağa çıkma sınırlamasını illerde vaka, aşılama ve diğer kriterlere göre aşamalı şekilde kaldırıyoruz. İllerimizi vaka, aşı oranları gibi kriterlere göre düşük, orta, yüksek, çok yüksek riskli olarak sınıflandıracağız. Normalleşme takvimini de buna göre yürüteceğiz. Biraz daha sabrederek, biraz daha fedakarlık yaparak bu musibeti tehdit olmaktan çıkartabilecek bir yerde duruyoruz."

1 Mart itibariyle iller bazında vaka sayılarıyla birlikte yerinde kararla bazı yasakların, kısıtlamaların kaldırılması gündemde. Tabii bu karar, an itibariyle vaka sayısı göz önünde bulundurularak alındı. 1 Mart'a kadar olan süreçte ülke genelinde vaka sayılarında kabul edilebilir ölçünün üzerinde artışın görülmesi halinde yasaklar, kısıtlamalar devam edecek.

Peki kademeli normalleşme başlarsa sinema salonları da açılacak mı?
Sinema salonu işletmecilerinin yaşayacağı en önemli sorun, izleyicileri salonlara çekebilecek kadar yeni film olmaması. Birçok yeni film, tam normalleşme sonrasına bırakıldı. Projesi daha önce oluşturulan birçok filmin çekimleri ise pandemi nedeniyle ertelenince ortaya büyük bir içerik sorunu çıktı.

Bu bilgiler ışığında SİSAY (Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği) Genel Sekreteri Fevzi Genç, konuk olduğu Habertürk HT Stüdyo'da sinema sektöründe yaşananları Mehmet Çalışkan'a anlattı.

'2020 YARALARI SARMA YILI OLACAKTI'

Pandemi sürecinde neler yaşandı / yaşanıyor?

Kronolojik olarak anlatayım. Geçen sene mart ayında sinemalara ülke genelinde bir kapama geldi. Onun öncesinde de sizin de yakından takip ettiğiniz bir popcorn krizimiz vardı. 2019'u da öyle biraz yaralı atlatmıştık. Yapımcılar sinema salonlarıyla yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle bazı filmlerin vizyon programını ertelemişlerdi. 2019 bu yüzden kayıp olarak nitelenmişti. 2020 aslında bizim için yaraları sarma yılı olacaktı. Aslında ocak - şubat iyi gidiyordu, yaralarımızı saracağımız konusunda ümitlenmiştik. Tabii bütün dünyayı saran bir pandemi, kimsenin aklında yoktu. 16 mart gibi ülke genelinde bir kapama geldi. Bizler de kapattık. Bu kapama bütün sektörler gibi sinemanın da hiç alışık olmadığı bir şeydi. Çünkü biliyorsunuz film işini, vizyon programlaması aylar önce yapılır, filmler aylar önce çekilir. Böyle zincirleme yürüyen bir iştir. Ama sonuçta tabii ortada bir toplumsal sağlık durumu var. Haziranda açılma kararı alındı ve 1 Temmuz'da açıldı. Aslında Türkiye'de sezonsallık çok önemli, dünyanın genelinde böyle bir durum yok ama Türkiye'de sinemalarımız yazın pek iş yapmaz, filmlerin genelde kış sezonu izleneceği düşünülür. Ondan dolayı salonları temmuzda açmak için biraz çekingen kaldık aslında ama sonuçta ülkenin normalleşmeye çalıştığını görüyoruz, sinemaya gitmenin de sosyal hayatta önemli bir yeri var. Birtakım riskleri alarak, normalleşmeye katkı sunmak adına biz de sinemalarımızı açtık. Yüzde 60 - 70 oranında bir açılış gerçekleşti.

'KAPANMAYI BİZ İSTEDİK'

Salonlar, o dönemde zararına açıldı değil mi?

Tabii... Korkunç bir zarar. Sonuçta normalleşmeye çalışıyoruz, sosyal hayatın da düzene girmesini istiyoruz. Açıkçası orada sektör olarak kendimize bir görev biçtik. Ama gelinen noktada 1 Temmuz'da çok fazla açılış olmasa da 1 Ağustos'ta stüdyo filmlerinin de biraz desteği geldi. Onlar da biraz riske girdiler. O dönemde Warner Bros, gösterime 'Teneti' çıkardı. Açılış oranı ağustos itibariyle yüzde 60 - 70'e yaklaştı. Çok iyi bir rakam.. Sinema salonları kasıma gelene kadar açık kalmaya çalıştılar. Burada gördüğümüz, yerli yapımcıların filmlerini vizyona çıkarmakta çok çekingen davranmaları. Ki artık yani normal sezonumuz gelmişti. Bir yandan da pandemi devam ediyor tabii, onları da anlamak gerekiyor. Stüdyolar da yavaş yavaş ertelemeye başladı. Kasımda Avrupa'daki büyük ülkeler özellikle Almanya, İngiltere, İtalya tamamen kapamaya girdi. Bunları görünce ABD stüdyo filmlerinin gösterimlerini ertelemeye başladı. Bu sefer pandemi koşullarından bağımsız olarak 'Bizi kapatınız' diye talepte bulunduk.

'HAMMADDEMİZ FİLM YOKTU'

Evet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Sektörden de gelen talep üzerine kapatıyoruz" dedi.
Aynen öyle, çok doğru. O dönemde tiyatrolar açıktı. Özel tiyatrolar, şehir tiyatroları ve devlet tiyatroları açıktı ve bizim aldığımız bilgiye göre devlet ve şehir tiyatroları yüzde 90 dolulukta gidiyordu. Tabii kapasite düşmüş haliyle böyleydi. Bilim Kurulu'nun açıkladığı sağlık şartlarına uyarak yüzde 90 kapasiteyle gidiyordu. Özel tiyatrolara olan ilgi biraz daha düşük olmasına rağmen yine de talep vardı. Tiyatrolar açıkken sinemaları kapatmanın açıklamasını çok iyi yapmak gerekiyordu. Ama işin özünde bizim hammaddemiz olan film yoktu. ABD filmleri ertelenmişti, yerli yapımcılarımız çekingen davranıyordu. Bazı filmlerin çekimleri ertelendi, bazıları dijital platformlara satılmaya başlandı, bazıları da riske girilmek istenmediğinden dolayı her şeyi bitmiş olmasına rağmen rafta bekletiliyordu. Yapımcılarla yaptığımız görüşmelerde de bunların halen bekletileceğini düşündük. Onlara da hak veriyoruz.

'YÜKSEK KİRALAR ÖDENİYOR'

Hiç kimse örneğin normalde 5 milyon bilet kesilecek filmini 500 bin kişinin izlemesini istemez...
Sonuçta Türkiye'de yapımcı tarafı çok büyük bir endüstri değil. Çok değerli kişiler var ve bu işler onların üzerinden yürüyor. Bu sefer bizim talebimiz üzerine bir kapama geldi. Bu işlerin bir bacağı daha var. Biliyorsunuz sinemalarımızın çoğu AVM'lerde ve çok yüksek kiralar ödeniyor. Hem film yok, iş yapamıyorsunuz hem kendi gideriniz var. Bir de AVM tarafında korkunç bir kira yüküyle karşı karşıyasınız.

'CEZAİ ŞARTLAR YÜRÜRLÜĞE GİRİYOR'

Sinema salonu kapalıyken AVM'ye kira veriliyor mu?
Siz, 'Ben kapattım' dediğiniz zaman veriyorsunuz. Hatta bazı üyelerimiz 'Ben kiramı vereyim ama açtığım halde bir operasyon zararı da oluşturuyorum, bari açmayayım' dediğinde bile kabul edilmiyor. Açmazsan bir de sözleşmelerdeki cezai şartlar yürürlüğe giriyor. Bizim zaten hükümetten kapatılmayı talep etmemizin nedeni mücbir sebepten yararlanmak. Devletin kapatmasıyla sinema salonları, kira yükünden kurtuluyor. Çünkü sözleşmelerdeki mücbir sebep maddesi yürürlüğe girdiği için kira vermiyoruz. Bu durum bizleri biraz rahatlatan bir unsur oldu. Zaten aralıkta da pandeminin koşulları çok kötüleşti. 1 Ocak'a kadar bir kapanma öngörmüştük ama pandemi gittikçe ağırlaştı, aşılama daha başlamamıştı. Sonra da bu süre 1 Mart'a çekildi. Bu arada tabii yerli yapımcılarımızın refleksini ölçtüğümüz gibi pazarın bir de öbür tarafı var. ABD stüdyolarınınkini de ölçmek zorundayız, oradan da film gelmesi lazım.

'FİKİR BİRLİĞİNE VARILDI'

Sinema salonlarının 1 Mart'ta açılma ihtimali var mı?
Konuyla ilgili geçtiğimiz haftalarda bir toplantı yaptık. Aşağı yukarı sektörün bütün paydaşları katıldı. Bütün sinema grupları ve Anadolu'dan yerel sinemacılarımızla birlikte beyin fırtınası yaptık. Çünkü ciddi sorumluluklarımız var. Sonuçta topluma karşı, yapımcılara karşı sorumluluğumuz var. Orada çıkan genel düşünce pandemi şartları ve kısıtlamaları devam ettiği sürece sinemaları açmanın çok büyük bir anlam ifade etmeyeceği şeklinde oldu. Ve aşağı yukarı bu konuda yüzde 100'e yakın bir fikir birliğine varıldı.

'ERTESİ GÜNÜ AÇMAK İSTİYORUZ'

Zaten bir de yeni film sorunu var...
Tabii yeni filmleri gösterime çıkarma sorununu yine yaşayabiliriz. Burada bizi ümitlendiren bir taraf var; stüdyolar hafif hafif hareketleniyor. ABD'de kısmi açılmalar var, eyaletlerin yarısını açıyorlar. O zaman biraz daha cesaretli bir şekilde film çıkarabilirler. Stüdyo filmlerini vizyona sokabiliriz. Bazı film şirketleri biraz daha cesur davranabiliyor ama kısıtlamalar bizim en büyük kriterimiz. Kulağımızın orada olduğunu söyleyebilirim. Bu konuda bir öngörüde bulunamıyoruz. Bakanlık, her gün vaka sayısını açıklıyor. Ne zaman ki bu kısıtlamalar kaldırılacak ve pandeminin koşulları hafifleyecek o zaman artık açmak istiyoruz. Biz de izleyicilerimizi özledik. Biz çok net bir şekilde yasakların kaldırıldığının ertesi günü açmak istiyoruz.

'30 YILDAN SONRA İLK KEZ AZALACAK'

Pandemi sürecinde kaç salon kapandı?
Türkiye'de 2 bin 400 salonumuz var. Çok oynak ve dinamik bir rakam çünkü yazlık sinemalar, kültür merkezleri de var. Bütün projeksiyonlarımızı 2 bin 400 salon üzerinden yapıyoruz. Burada şu an için çok fazla bir kapanış yok ama daha henüz hasar tespiti yapılmadı. Yüzde 3 - 5 civarında kapanan salonumuzun olduğunu söyleyebilirim. Kapanmalar biraz da 2019'dan gelen sıkıntılardan dolayı oldu. Aldığımız duyumlar ve yaptığımız görüşmelerle yüzde 30 civarında bir kapanma öngörmeye başladık. Buna büyük gruplar da dahil, bireyseller de... Dedesinden beri sinemacılık yapan arkadaşlarımız kapatmayı düşünür oldular. Üç nesildir sinemayı yapanlar artık bu işle geçinemediklerini dile getiriyorlar. Pandemi sonrasında çok ciddi bir kırılma olacağını, sinema salonu sayısının ilk defa düşmeye başlayacağını düşünüyoruz. Oysa 30 yıldır her sene artıyordu. 30 yıldan sonra ilk defa salon sayısının azalmaya başlayacağını öngördük. Bunu da bakanlıkla paylaştık. O yüzden şu anki kapanan salon sayısının yüzde 3 - 5 civarında olması bizleri sevindirmesin. Şu an hâlâ bir deprem oluyor, ortalık bir aydınlanacak ki ondan sonra kaçımızın ayakta kaldığını, kaçımızın bu işi artık yapmayacağına bakacağız.

'BAKANLIK DESTEĞİ KAPANMALARI ENGELLEDİ'

Sinema salonları açısından pandemi sonrası için net öngörünüz nedir?
Biz yüzde 25 - 30 arası bir küçülme öngörüyorduk ama bakanlığın açıkladığı bir destek var. Arkadaşlarımız o desteği almaya başlayacaklar. Destek, işin şeklini değiştiren ciddi bir hamle oldu. Çünkü özellikle yerel arkadaşlarımla görüştüğümde bakanlığın desteğinin çok net ciddi bir moral motivasyon sağladığını gördüm. Anadolu'da "Ben aslında kapatacaktım ama bu olaylardan sonra şimdi bir daha düşünüyorum" diyen, bu cümleyi kuran arkadaşlarımız var. Bundan sonra yeni bir projeksiyon yapmak gerekecektir, bu destek çok iyi, yerinde ve güçlü bir hamle oldu. Oyun bu şartlarda bir daha kurulabilir.

Yaz aylarında yer yer arabalı sinema sezonu yaşanmıştı.

'SİNEMAYA GİTME ARZUSU 4'ÜNCÜ SIRADA'

İzleyicinin sinema salonlarına ilgisinin ne ölçüde olacağını düşünüyorsunuz?
Söylediklerimiz tabii tahminin ötesine geçemez ama bize benzeyen ülkelere bakıyoruz. Avrupa bu konuda bize daha çok benziyor. Mesela yaz aylarında açıldığı dönemleri sadece yüzde 50 - 60 düşüşle geçiren ülkeler vardı. İtalya ve İspanya gibi... Pandemi dönemini bizden daha ağır geçiren ülkelerde bile yüzde 70 mertebesinde bir düşüş vardı. Yine tabii korkunç bir rakam yüzde 70 düşüş ama bizde yüzde 95 oldu. Yeni film olsa, içerik sağlansa aslında bu kadar kötü bir tablo çıkmayacaktı. Bir; Avrupa'da bize benzeyen ülkelerdeki düşüşün bizden çok daha iyi olması. İki; tiyatrolara olan seyirci talebi. Sonuçta aynı vatandaş tiyatroya da gidiyor sinemaya da... 'Demek ki insanlar belli tedbirlerle gidebiliyormuş' diye düşündük. İzleyicilerin bundan sonraki tepkisi ne olur? Şimdi önümüzde çok taze bir haber var; Çin'de pandemiden sonra rekor kırıldı. Uzak Doğu'dan çok iyi haberler geliyor. Zaten yapılan araştırmalarda tüketici alışkanlıklarını değerlendiren firmalar şunu söylüyorlar; 'Pandemi sonrasında insanlar, salgından intikam alırcasına kendilerini dışarıya atacak, alış - veriş yapacak gezecek.' Aradaki o boşluğu kapatırcasına bir döneme gireceklerini öngörüyorlar. Ben şahsen ümitliyim. Sonuçta insan sosyal bir varlık, sosyalleşmeden duramaz. Evde tıkalı kalmaktan belki de hepimizin artık yavaş yavaş psikolojisi bozuluyor. Bence bu günleri geçirip eski normalimize döneceğiz hatta hızlı bir dönüş yapacağız. Ama tabii insanların bu çılgıncasına geri dönüşünde sinemaya olan ilginin 4'üncü sırada olacağı düşünülüyor. Kafe ve restoranlar; 1'inci, tatil; 2'nci, alış - verişin ise 3'üncü sırada yer alacağı öngörülüyor. Bence bu da güzel bir haber. Rakamsal olarak konuşmak gerekirse tabii ki işler birden düzelmeyecek. 2021'i biraz düşük viteste geçireceğimizi düşünüyorum. Bir de biliyorsunuz üretim tarafı da durdu. Onun artçı etkilerini de yaşayacağız. Bu işlere kafa yoran arkadaşlarımızın öngörüsü 2022'de eski tempomuza daha güçlü bir şekilde ulaşacağımız yönünde.

Sinema sektörünün özlediği anlardan biri de Ahmet Kural ile Murat Cemcir'in katıldığı 'Baba Parası'nda olduğu gibi halk galaları.

'SEKTÖR YENİDEN DİZAYN EDİLDİ'

Pandemi sürecini dışarıda tutacak olursak dijital platformların sinema salonlarına olan ilgiyi ne ölçüde etkilediğini ölçebiliyor muyuz?
Yerel anlamda ölçemiyoruz, önümüzde bir iki engel var. 2019'da dijital platformlar emekleme dönemindeyken, sektörü baştan dizayn eden bir - iki kanun çıktı. Sinema salonu sahipleri olarak çok tasvip etmediğimiz ve biraz aceleye gelen bir kanun çalışması oldu. Kanun, çok tartışılmadan, bir takım medyatik söylemler üzerine hazırlandı. Biraz daha yuvarlak masalar kurulmalıydı. Biz kendimizi sinema üretiminin bir parçası olarak görüyoruz. Çekilen filmlerin rafta durması bir sanat eseri mi? Değil çünkü izleyiciye ulaşmıyor. Sanat eserini izleyicilere ulaştıran kişiler olarak biz de kendimizi üretimin bir parçası olarak görüyoruz. Üretimin son aşaması olarak görüyoruz. Tabiri caizse o kanunla sektör yeniden dizayn edildi. O etkileri sıyırıp, dijitalin sinema salonlarına etkisinin ne olduğunu ölçemiyoruz. Onun üstüne de pandemi geldi. Siz de çok yakından takip ediyorsunuz, bu işin mazisini de çok iyi biliyorsunuz. Sinemanın ve sektörün bu tip yaşadığı karşılaştırmaları düşününce dünya için de söylüyorum; 1950'lerde televizyonun icadıyla 'Artık sinemaya kim gider? Sinema evin içine geldi' söylemleriyle sinema bir krize girmişti ama o krizden güçlenerek çıktı. Daha sonra 1980'lerde videokaset geldi, sonra onun dijitalleri DVD ve VCD dünyasının gelmesiyle sinema bir krize daha girdi. Sinema o krizden de güçlenerek çıktı. Şimdi dijital platformlarda videokasetin ve DVD'nin internetteki hali mevcut, sadece fiziki bir materyal yok. Özünde aynı. Sinema eseri, istediğiniz zaman, istediğiniz ortamda izlediğiniz bir ürün haline geldi. Sinema bunu da aşacak. Tabii sinema bunu da aşarken kendisini de dönüştürüyor, evrim geçiriyor ve yenileniyor. Sinemaskop dediğimiz geniş format, televizyonun icadından sonra çıktı. Televizyonlar 4:3 kareyse biz bunu daha geniş açıyla ona karşı durabilmek için çıkardık. Sinemaskop, 'Sinemaya gelirseniz filmleri başka bir açıyla izlersiniz' kurgusuyla çıkan bir formattı ve hâlâ da devam ediyor. Hatta sonra televizyonlar genişledi ve sinemaya ayak uydurdu.

'O FİLMLERE KIYAMAZLAR'

DVD ve VCD'nin yüksek ölçeklerde satıldığı dönemlerde çekilen film sayısı arttı. Buna bağlı olarak da salon sayısı...
Daha önce olmayan insanlarımız sinema eseri tüketicisi oldular. Ondan sonra Anadolu'nun her yerinde sinemalar açılmaya başladı. Bireysel sinemalar açıldı. Çünkü bizde 60 milyon bilet satılıyor, 80 milyonluk bir ülkeyiz ama bizim hedef kitlemiz kabataslak 30 milyon. Demek ki bizim hedef kitlemizde bir kişi yılda iki kere sinemaya gidiyor. Evinde ev sineması sistemi olup dijital platformdan, internetten sinema izleyen bir insan her halükarda 'Tenet', 'Hızlı ve Öfkeli', 'Godzilla', 'Karayip Korsanları' ile 'Matrix' gibi filmleri beyazperdede izlemek isteyecektir. O filmlere kıyamazlar. Her halükarda arkadaşlarıyla da izlemek isteyecektir. İzleyici böyle on tane film için sinemaya gitse zaten bizim sektör inanılmaz yerlere gelir. O yüzden dijital platformların sinema izleyicisi pazarını büyüttüğüne inanıyorum. Daha da büyüteceğine inanıyorum. İnsanlar yine sinema konuşmaya başlayacaklar. Mevcut pazardan dijital platformlar da biz de kendi payımızı alacağız. Sonuç olarak izleyici sayımızın artacağına inanıyorum.

'YAPIMCILARIN HAKLI OLDUKLARI NOKTALAR DA VAR'

Yapımcılarla sinema sahipleri arasında patlamış mısır döneminden önce de bir sorun vardı. Patlamış mısır krizi bardağı taşıran unsurdu. O sorun tamamen çözüldü mü? Az önce "Yasa hazırlanırken bizim fikrimiz alınmadı" dediniz. Alınsaydı neler derdiniz?
Sinema salonu işletmecileri şöyle bir şeyle karşı karşıya kaldı; "Bütün yatırımı yapıyorsunuz, bütün riski alıyorsunuz, sonra ürün satmaya, kâr etmeye karar verdiğiniz zaman önünüze bir sürü kural çıkıyor. Artık orada bütün inisiyatif sizden çıkıyor." Dünyanın her yerinde sinema bilet fiyatını sinema salonları belirler, yapımcı belirlemez. Ama Türkiye'de gelinen noktada, yapımcı sinema bilet fiyatına, indirime müdahale edebiliyor. Bunlar kanunda yazıyor; haftada şu kadar halk günü yapabilir gibi... Yapımcıların haklı oldukları noktalar da var, promosyon çalışmalarında gri alanlar, şeffaf olmayan noktalar vardı. Onlar da serzenişlerinde ve ekonomik olarak kayıplarında haklıydılar.

'HAKLILAR'

En büyük sorunlarının, bilet satışlarını net olarak görememeleri olduğunu söylüyorlardı.
Haklılar. Mesela; sinema salonları 20 liralık bir menü yapıyor, bunun içine mısır, kola ve bileti koyuyor. Ama biletin bu menüdeki payı gün geçtikçe azalıyor. Çünkü biletin hasılatını yapımcıyla bölüştükleri için bu pay azalıyor. Yapımcı o kadar detayı bilmez ama sonuçta yatırdığı paraya bakıyor. "Sayı artıyor ama benim payım hiç artmıyor" diyordu.

'SEKTÖRE GİRECEK CİDDİ BİR MİKTAR ŞU AN GİREMİYOR'

20 TL'lik biletten 5 TL alan yapımcının isyan etmesi doğal değil midir?
Orada söylemek istediğim bu. Ama bu tip sorunlar sektörün içinde çözülebilmeliydi. ABD'den örnek vereyim; orada filmlerin yaş sınırlarını devlet değil, sinema sektörünün kurduğu bir kuruluş belirler. Bizdeki gibi devlet belirleyip alana da bir ceza vermiyor. Vermek istediğim örnekten şuraya gelmek istiyorum; bu tip problemleri sektör kendi içinde çözebilmeli. Gelinen noktada promosyon yapmak yasak. Mesela; sektöre girecek çok ciddi bir miktar şu an giremiyor. Neden bilmiyoruz, kanunda öyle bir madde var.

'BUNLAR ÇOK TEKNİK VE HASSAS KONULAR'

Yılmaz Erdoğan vakti zamanında çok söyledi. Sonra başkaları da söyledi. Bir türlü çözülemeyince bakanlığa gitmekten başka çare kalmadığını düşünüyorum.
Orada yapımcıların muhatabı bizim en büyük zincirimiz olan şirket üyemizdi. Oradaki oluşum tam güçlü değildi ve sektörü bir araya getiremiyordu. Dolayısıyla sinema zinciriyle yapımcılar arasında bir mevzu oldu ve maalesef bu tartışma medya üzerinden yürütülmeye başlandı. Belki de en yanlış olan da oydu. Çünkü bunlar çok teknik ve hassas konular, biraz yuvarlak masa toplantısı gerekiyordu. İki taraf da medya üzerinden yürütmeye çalıştı ve karşılıklı yanlış anlaşılmalar meydana geldi. Kim daha medyatikse onun dediği mi oldu artık bilmiyorum. Sonuçta öyle bir şey oldu. İki tarafın da haklı ve haksız olduğu noktalar var. Yeni kanun biraz daha şeffaflık sağladı. Şeffaf olmasından biz de dernek olarak memnunuz.

'ÇOK GÜZEL BİR ALTYAPI KURDULAR

Yapımcı filmine ne kadar izleyici gittiğini artık net olarak görebiliyor değil mi?
Artık görebiliyorlar. Türkiye'deki bütün sinema salonlarının gişeleri bilgisayarla bilet satmak zorunda ve bu bilgisayarların hepsi bakanlığa bağlı. Bakanlık hangi sinemada, hangi filmi, hangi seansta, kaç sivil kaç öğrencinin izlediğini görüyor. Çok güzel bir altyapı kurdular. Aynı zamanda eğer Mehmet Çalışkan'ın bir filmi varsa ona yetki veriyor ve kendi filminin detaylarını bakanlıktaki sisteme bağlanarak görebilmesini sağlıyor. O anlamda aslında şeffaflığı sağladı ama promosyon yapamıyor olmak, bilet fiyatlarına çok müdahale ediliyor olması sinema salonu işletmecilerini çok yoruyor.

'REKLAM KISITLAMASI BİLET ÜCRETLERİNİ ARTIRDI'

Reklam süreleri biraz abartılmamış mıydı?
İzleyicilerin en büyük şikayetlerinden biri reklam sürelerinin uzunluğuydu. 'İnsanlar biz buraya televizyon izleyicisi gibi ücretsiz gelmiyoruz ki reklam serpiştireceksiniz. Sonuçta biz buraya para vererek geliyoruz niye bu kadar reklam?' düşüncesindeydi. Üniversite çağlarımda sinemadaki reklamlara bayılırdım. Sinemaya özel reklam filmi çekilirdi ama sayı artınca televizyonda gördüğümüz onlarca reklamın aynısını görmeye başladık ve bu durum izleyicide bir rahatsızlık oluşturdu. Ama reklamlara kısıtlama gelince bilet fiyatları korkunç bir şekilde arttı.

Şu anda promosyon yapmak neden sakıncalı?
Promosyon derken ücretsiz bilet ya da indirimli bilet mi?

Evet.
O şu an kanunda yasak. Şeffaflık olmamasından, yapımcının korunamamasından dolayı yasaklandı. Ben burada tamamen yapımcıları suçlamıyorum zaten baştan da söyledim, o zaman biz dernek olarak biraz daha ortak akıl yürütmeliydik, yapımcılarla biraz daha yuvarlak masa toplantıları yapmalıydık. Sektörde promosyon yapılamıyorsa aslında yapımcı da gelirinden oluyor. Sonuçta hasılat paylaşımı üzerinden yürüyen bir sektör olduğu için aslında sektöre girmeyen her ekonomik değerin iki tarafa da zararı var. Onlar da farkındalar ama şeffaf bir model geliştirmeye çalışıyoruz. Belki onu geliştirmeyi başarabilirsek hükümete gidip bu konuda bir esneklik talep edebiliriz. Ama bu model, Anadolu'nun en ücra köşesindeki salonun sahibini de yapımcıyı da tatmin etmeli. Elbette büyük yatırımlar yapan zincirlerimizi de... Açıkçası böyle orta bir yol arayışındayız.

'BİR NUMARALI ŞİKAYET KONUSU BİLET ÜCRETLERİ'

Yasa, Temmuz 2019'da yürürlüğe girdi. Promosyonun olmaması sektörü ne şekilde etkiledi?
Orada şöyle enteresan bir şey oldu; izleyici sayısı düştü. Ama bilet fiyatları çok arttığı için cirosal olarak büyük bir düşüş yaşamadık. Çünkü bilet fiyatlarına da müdahale edildi, bilet fiyatları o dönem çok arttı, bu sefer de izleyicinin tepkisini aldık. Önceden bir numaralı şikayet konusu reklam süreleriyken şimdi bilet ücretleri oldu. Çünkü bir yerden gelir gelmesi lazım, oradaki gelir kısıldığı zaman sinemacılar da bilet fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Cirosal olarak çok düşmedi çünkü fiyatlar arttı. Ülkedeki ekonomik durumları düşününce bilet fiyatlarının artmasının uzun vadede daha kötü etkileri olacaktır. Ama onları yaşayamadan pandemiyle birlikte bambaşka problemlerle karşılaşmaya başladık.

'SİNEMA SANATININ POPÜLERLİĞİ DEVAM EDİYOR'

Sektör genel anlamda nasıl bakıyor? Örneğin "5 milyon kişi izlesin şu kadar kazanayım mı yoksa 7 milyon kişi izlesin yine aynı parayı kazanayım" düşüncesi var mı?
Her sektörde olduğu gibi ilk ciroya bakarız ama sürdürülebilirlik açısından uzun vadede izleyici sayısının artması lazım. Çünkü izleyici sayısı düşüyorsa bilet ücretleriyle bir yere kadar oynayabilirsiniz. Esas olan izleyici sayısının artmasıdır. Çünkü insanlar daha çok sinemaya gidiyor, yeni gelen neslin sinemaya ilgisi devam ediyor, sinema sanatının popülerliği devam ediyor. Bunlar uzun vadede izleyici sayısını daha önemli kılıyor.

'ARTIK KİMİNLE MUHATTAP OLACAKLARINI BİLİYORLAR'

Derneğinize bütün sinema salonları üye midir?
Artık gelinen noktada üye olmayan çok kenarda köşede bir iki sinema salonumuz kalmıştır diye düşünüyorum. Çünkü zincir olmasına rağmen mesafeli yaklaşan arkadaşlarımız vardı, onları da yakın zamanda bünyemize kattık. Çünkü ortak hareket ederek iyi kazanımlar elde ediyoruz, en azından derdimizi anlatabiliyoruz. Artık yöneticiler de kiminle muhatap olacaklarını biliyorlar. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy ile olan ilk toplantıya gittiğimiz zaman "Neredeydiniz? Ben sizi ilk defa görüyorum" dedi, düşünün.

'COĞRAFYAYA YAYILMASIYLA GÜÇLENDİ'

SİSAY, mevcut yönetimden önce pek çalışmıyordu. Bu durum zaten bariz bir şekilde görülebiliyordu...
SİSAY, 2014'te kuruldu. Coğrafyaya yayılmamız, Anadolu'dan ve sahadan da akıl almamız, onların dertlerini dinlememiz etkili oldu. Belki Kilis'teki arkadaşımız ekonomik olarak, bilet sayısı olarak çok bir şey ifade etmiyordu ama sonuçta Yılmaz Erdoğan'ın çektiği filmi Kilis'te gösteren arkadaş o. Bu anlamda çok kıymetli. Dernek, coğrafyaya yayılmasıyla güçlendi.

'PANDEMİYİ KUCAĞIMIZDA BULDUK'

Gördüğüm kadarıyla derneğiniz son iki yıldır etkin çalışma içerisinde.
Aslında çok büyük projemiz vardı ama pandemiyi kucağımızda bulduk. Gece - gündüz buna çok mesai harcanıyor. Aslında sinema sanatı adına da çok fazla projemiz var ama şimdiki mücadelemiz ayakta kalma mücadelesi.

'ÖNCELİKLE AÇILIŞ TARİHİMİZİ ÖNGÖRMEYE ÇALIŞIYORUZ'

Pandemi sonrasında izleyicinin ilgisini çekebilmek için bir projeniz var mı?
Var. Aslında masadaki çalışmalarımız onlar. Pandeminin sonuçlarını, açılış tarihimizi öngörmeye çalışıyoruz. Burada dağıtıcıları da işin içine katıyoruz. Stüdyo filmlerini getiren dağıtıcılarımız da var, Warner Bros. ve UIP gibi... Yerli yapımcılarımız var, yerli yapımcılarla çok yakın çalışan dağıtıcılarımız var. Onlarla da bir araya gelmeye, fikirlerini almaya çalışıyoruz. Öbür tarafta pandeminin rakamları var, hükümetle yakın çalışmaya çalışıyoruz. Oradan geri dönüş almaya çalışıyoruz. Bizim kendi dinamiklerimiz var; AVM tarafı, kira tarafları, çalışan taraflarımız var. Önce aşağı yukarı ne zaman açılacağımızı tespit edip sonra nasıl açılacağımızı, neler yapacağımızı, tekrar gündeme nasıl geleceğimizi, izleyicilerle o buluşacağımız günün heyecanını yavaş yavaş hissediyoruz. Çok soğukkanlı ve akılcı bir hareket planıyla başlamak istiyoruz.

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.