Gazeteci-Yazar Fehmi Koru, Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'de gazetecilerle yaptığı toplantıda gündeme gelen Fethullah Gülen'in mektubuyla ilgili Habertürk TV'de Enine Boyuna programında açıklamalarda bulundu.





"CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN PENSİLVANYA'YA GİDECEĞİMİ BİLİYORDU"

Fehmi Koru şunları söyledi:

Yazılarımı takip edenler biliyorlar, 17 Aralık sürecinden rahatsız olanların başında geliyorum. İki tarafı da tanıyorum; AK Parti'nin 12 yıl içerisinde yaptıkları ve cemaatin özellikle yurt dışında yurt içinde de yaptığı hayırlı hizmetler. Dolayısıyla bunların ikisinin birbiriyle böylesine karşı kutuplarmış gibi hatta bir savaş manzarası verecek şekilde birbirlerine girmeleri manzarası beni çok rahatsız ediyordu. Bunu yazılarıma da aksettiriyordum.  Buarada hem Cumhurbaşkanı Gül hem de Başbakan Erdoğan ile görüşme fırsatlarım oldu.  Her seferinde de onların da aslında rahatsız olduklarını fark ettim. En son aldığım randevuya gittiğimde, onlardan sonra da Pensilvanya'ya gidip bizzat Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşme arzumu söyledim. Dolayısıyla onlar da bu konuyla ilgili ne yapılabilir nasıl yapılabilir tarzında bir takım görüşler paylaşmış oldular. Bunlar tabi benim yazılarıma yansıdı.  Uzun yıllardır beni takip eden okurlarım biliyorlar; çok kişilerle görüşürek o yazılar yazılıyor. Kanaatler veriliyorsa o kanaatlerin içerisinde benim birilerinden de aldığım kanaatler olduğu biliniyor. Hem Cumhurbaşkanı Gül hem de Başbakan Erdoğan Pensilvanya'ya gideceğimi biliyordu. Amacı bu konuyla ilgili birinci elden ne öğrenebilirim ve gerçekten burada duyulan rahatsızlık orada da duyuluyor mu? tarzında benim kafamda oluşmuş soruya cevaptı."  

"BANA 'ŞUNLARI AKTAR' DİYE BİR ŞEY SÖYLENMEDİ"

Cumhurbaşkanı Gül veya Başbakan Erdoğan tarafından size iletmeniz istenen bir takım şeyler aktarıldı mı?

Hayır ama ben onlardan duyduklarımı aktardım. Bana 'şunları aktar' diye herhangi bir şey söylenmedi. Oraya gittiğimde hemen görüşme fırsatı oldu. Bir geceyi orada geçirdim. Uzunca sürdü. Alaatin Kaya oradaydı. O görüşmemiz sırasında bulundu. Alaatin Kaya, Zaman Gazetesi'nin ilk imtiyaz sahibidir ve cemaate çok yakın bir isimdir. Zaten sürekli oraya gidip gelenlerden. Ben bir yıl önce yine Pensilvanya'ya gitmiştim. Ocak ayı bu sıralarda biraz burnuma kokular geliyordu; bir şeyler olabilir mi acaba diye. Onu birinci elden sorabileceğim kişi olarak gördüğüm Fethullah Gülen Hocaefendi'ye gitmiştim. Benim tahminlerim doğru çıktı çünkü, 7 Şubat süreci o zaman patladı. Dolayısıyla orası benim bilmediğim bir yer değil.

Orada görüşmelerimiz sırasında pek az kişinin tahmin edebileceği kadar yumuşak mesajlar olduğunu gördüm. Tabii hassasiyetleri var, dershaneler konusu hassasiyetlerinin içerisinde. Büyük tasviyeler yaşanıyor, onun kulağına gidiyor bu tasviyeler meselesi.

Siz bedduanın akibinde gittiniz, dolayısıyla daha sert bir üslup beklediniz herhalde...

Birkaç gün içerisinde söylenmişti o sözler ben onun üzerine gitmiş oldum. Giderken 'o sözlerden sonra neler konuşulabilir orada diye' endişem de vardı. Ama çok olumlu bir karşılama çok olumlu bir görüşme oldu. O kadar olumluydu ki  "ben bunları acaba bir yazılı metin haline dönüştürebilir miyiz hocam" diye sorduğumda "tabi" dedi.  Kendi kullanımım açısından faydalanabileceğim bir metin beklerken, daha ötesi bir şey yapıldı. Doğrudan Cumhurbaşkanı'nı muhattap alan kapalı zarf içerisinde bir mektup verildi. Ben tabi o mektubu açmadım. Dün kendileri internet sitelerine koyana kadar muftevasından da haberdar değildi. Ama okuyunca anladım ki; bizim orada konuştuğumuz istikamette verilmiş. Orada çok açık bir dille bana hiçbir pazarlık söz konusu olmadığını, hiçbir şart ileri sürülmediğini, hassasiyetlere dikkat edilmesinin yeterli olacağını, Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın birlikte verecekleri her türlü kararın  kendisi içinde uyulacak bir karar olacağını söylemişti. Oraya bakınca zaten mektupta da bu ifadelerle karşılaşılıyor. Oradan döndükten sonra da hem Cumhurbaşkanı hem de Başbakan ile görüştüm, orada izlenimlerimi de aktarma fırsatım oldu. Onlardan da çok olumlu olduğunu düşündüğüm izlenimler aldım.

Cumhurbaşkanı Gül'e mektubu ne zaman  ulaştırdınız?

Amerika'dan gelir gelmez ulaştırdım. İstanbul'dan Ankara'ya gidip kendisine sundum.  Mektubu okumasından önce Başbakan ile de görüştüm. Ankara'ya gitmişken kendisiyle görüşme fırsatı buldum. Oradaki izlenimlerimi ona da aktardım. Ondan da çok olumlu mesajlar aldım. Dün toplantının sonunda bir soru üzerine Başbakan'ın mektupla ilgili "pazarlıklar" kelimesini de kullandığı bir açıklaması oldu. O nokta da çok şaşırdım. Hemen onun açıklanması şaşırtıcıydı, hem de bir 'pazarlık' kelimesiyle ifade edilmesi. Ben hala umudumu yitirmiş değilim. Bu tartışmaların elbette bir zemini var. Elbette iki taraf birbirleriyle rahatsızlıklar duyuyorlar ve bu rahatsızlıkların bilinmesini istiyorlar.  Fethullah Gülen, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın ortak şikayeti; medya ve sosyal medyaydı.

Elbette bir devlet kendi içerisinde yapılanmaya müsaade etmez. Böyle bir şeyin olmayacağını da Fethullah Gülen mektubunda da yazmış.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı "o mektup Başbakan'a değildi" dedi. Mektup direk Cumhurbaşkanı'na yazılmıştı, Cumhurbaşkanı, Başbakan'a iletilmesini istedi...

Fethullah Gülen bana "Başbakanımız da okursa iyi olur" demişti. Mektubu okuyunca görüyorsunuz, mektup içerisinde de bunu yazmış. Dolayısıyla Başbakan'a yazılmamış ama Başbakan'ın da okuması beklenen yani ona da hitap eden bir mektup olduğu çok belirgin. Bu mektup muhattapları tarafından okundu, benim bulunduğum ortamlarda olumlu yaklaşıldığını biliyorum. Ama dünkü ortamda Başbakan'ın pek olumlu yaklaşmadığını öğrenmiş oldum.

1881 -
1938