Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın 10 Mart gecesinde Türkiye'de ilk Koronavirüs vakasına rastlandığını açıklamasının hemen ardından 'Koronavirüsten nasıl korunacağız? gibi birçok konu gündemde ön plana çıktı.
En çok ön plana çıkan konulardan biri de kolonya oldu.
Uzmanların 80 derece kolonya kullanımının kişileri koronavirüsten korumak için iyi bir yol olduğunu açıklamasından sonra ülkece marketlere, eczanelere doluştuk.
Raflarda kolonya kalmadı.

Bazı açıkgöz satıcılar, paniği fırsat bilip kolonyaları fahiş ücretlerle satmaya başladı.
20 TL'lik kolonya şişeleri 100 TL'ye kadar alıcı buldu.
Bazı şehirlerde kolonya miktarı talepleri karşılamayınca kota uygulaması getirildi.
Örneğin İzmit'te kota, kişi başı 250 cc olarak belirlendi.
Kökeni Almanya olmasına rağmen Türk kültüründe önemli bir konuma sahip kolonya dün itibariyle daha da bir baş tacımız oldu.

Peki, son iki günde gündelik hayatımızın daha da vazgeçilmez bir ürünü haline gelen kolonyanın ortaya nasıl çıktığını, ilk üretimin kim tarafından nasıl yapıldığını, Türkiye'ye hangi padişah döneminde geldiğini, Türkiye'de ilk kolonya üretimini kimin yaptığını biliyor musunuz?

İlkokulu bitirdiğim yaz, annem terzi olarak çalıştığı gelinlik mağazasının hemen karşısında Yavuz Yukay ile Güniz Yukay'ın açtığı eczanede bana çırak olarak haftalık 100 TL alacağım iş buldu.
Hem annemin gözü önünde olacaktım hem de yaramazlıklarımdan dolayı illallah eden mahalle ahalisi rahat edecekti.
Ortaokul boyunca sabahları eczaneye öğleden sonra okula, lise boyunca ise sabahları okula, öğleden sonra eczaneye gittim.
Eczanede çalışırken en çok sevdiğim iki iş vardı;
Birincisi sayım yapmak.
İkincisi kolonya doldurmak.
Kolonyanın adının Köln Suyu anlamında olduğunu Yavuz Yukay'dan öğrenmiştim.

Bir keşişin Macaristan Kraliçesi Elisabeth için ürettiği koku kolonyanın atası olarak sayılıyor.
Floransa'daki Santa Maria Manastırı rahibeleri 'aqua reginae' adıyla 14'üncü yüzyıldan itibaren Kraliçe Elisabeth için üretilen kokuyu üretmeye başladı.
17'inci yüzyılda İtalyan parfümcü ve aynı zamanda bir gezgin olan Giovanni Paolo de Feminis
Köln'de yaşıyordu.

Giovanni Paolo de Feminis (1660 - 1736)

Floransa gezisi sırasında baş rahibeden kokunun formülünü öğrendi. Giovanni Paolo Feminis, Köln'e döndükten sonra etil alkollü formülün içine bergamot, limon ve portakal esansı katarak yeni bir ürün geliştirdi.
O ürün, ilk kez geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.
O ürünün adı başlangıçta 'Hayranlık Verici Su' anlamına gelen 'Eau Admirable'ydı.
Adı sonra 'Köln Suyu' anlamına gelen 'Eau de Cologne' şeklinde değişti.
Kolonya öylesine ilgi görmeye başladı ki Giovanni Paolo Feminis taleplere yetişememeye başladı. Bunun üzerine de İtalya'nın Santa Maria Maggiore şehrinde yaşayan meslektaşı Giovanni Maria Farina'yı yardıma çağırdı.
Giovanni Maria Farina, Köln'e gelir gelmez 1709'da kurduğu fabrikayla kolonyayı seri halde üretmeye başladı.
Kolonyayı, kolonya yapan ise Köln Tıp Fakültesi oldu. Fakülte, ürünün tıbbi ürün olarak da kullanılabileceğini açıklayınca kolonya Avrupa'da yaygınlaşarak günlük yaşamın vazgeçilmezi haline geldi.

Giovanni Maria Farina (1657 - 1732)

Kolonyanın alameti farikası aslında tam olarak şuydu; O zamanın şartlarında insanlar sabah akşam yıkanamıyordu. Temizlik malzemeleri henüz üretilmemişti. Bu nedenle günlük yaşamda hep bir ağır koku vardı. Mikpoplar da işin cabasıydı.
Kolonya hem insanları ferahlatıyordu hem de mikropları öldürdüğü için insanların hastalanma riskini azaltıyordu.
Hal böyle olunca da kolonya önce Avrupa'da sonra da dünyada insanların sahip olmak istediği ünlü bir ürün haline geldi.

Ürettiği kolonyaların şişelerinin etiketinde Giovanni Maria Farina'nın imzası bulunuyordu.

O kadar çok insan o kadar çok kullanınca kolonyanın ilaçsal özellikleri de keşfedildi.
Sindirim rahatsızlıklarına sahip olan kişiler üzerine kolonya damlattıkları şekerleri yedi. Veya içine kolonya kattıkları şarapları içti.
Ağız içinde yarası olanlar ağızlarını kolonya ile çalkaladı.
Vücuttaki yaralara kolonya sürüldü.

Kolonya bütün halklar tarafından yaygın olarak kullanılıyordu ama aristokratlar burun kıvırıyordu.
Çünkü aristokratlar halkın kullandığını kullanmazdı.
Onlar başka ağır kokular tercih ediyorlardı ama onlar antiseptik özelliğe sahip değildi.
18'inci yüzyıldan itibaren aristokratlar da kolonyanın çekiciliğine kapıldı.
Giovanni Maria Farina'nın kolonyası günümüze kadar gelemedi ama açtığı yolda 1799'da yine Köln'de üretilmeye başlanan '4711' adlı kolonya günümüze kadar uzanmayı başardı.

Kolonya, Türkiye'ye ilk kez II. Abdülhamit Dönemi'nde geldi.
Önce Almanya'dan ithal edilen kolonya Türkiye'de ilk kez 1882'de Ahmet Faruki tarafından üretildi.
Kolonya kullanımının Türkiye'de de yaygınlaşmasıyla konuk ağırlama ritüelinde değişim yaşandı.
Misafirlere gül suyu değil, kolonya ikram edilmeye başlandı.
Ve evlerin vazgeçilmezlerinden biri oldu.
Kolonya, Türkiye'de öylesine sevildi, öylesine ilgi gördü ki...
Özellikle Cumhuriyet'in kurulup yeni Türkiye'nin inşasına başlanır başlanmaz kolonya fabrikaları kuruldu.

İyi bir kolonyanın alkol oranı % 80 olmalıdır. Bu orana sahip kolonyalara 80 derece kolonya deniyor.

KALİTESİZ KOLONYANIN ZARARLARI
* Kalitesiz kolonyalarda metil alkol kullanılır. Bunun nedeni metil alkolün etil alkolden daha ucuz olmasıdır.
Metil alkol, içinde zehirli kimyasallar taşır, tamamen rafine edilmemiş bir alkoldür.
Metil alkolden yapılan bir kolonyayı burnunuza çektiğinizde yüz binlerce hücrenizi öldürür.
Metil alkolden yapılan bir kolonyanın uçucu asit maddeleri solunum yoluna yerleşir. Bir süre sonra da rahatsızlıklara neden olur.
Metil alkolden yapılan bir kolonya vücudun ter gözeneklerini tıkar. Terleme gerçekleşmeyeceği için zararlı bakteriler vücuttan dışarı atılamaz.
Metil alkolden yapılan bir kolonya, bakterileri öldürmediği gibi artmasına neden olur.
Metil alkolden yapılan bir kolonya, göze temas ettiğinde göz merceğine zarar verir. Bunun sonucunda körlüğe neden olabilir.

TÜRKİYE'NİN İLK KOLONYALARI

SÜLEYMAN FERİT ECZACIBAŞI
Türkiye'nin ilk diplomalı eczacılarından Süleyman Ferit Eczacıbaşı, 1912'de İzmir'de kurduğu fabrikada Altın Damlası Kolonyası'nı üretmeye başladı. İzmir'in simgesi haline gelen Altın Damlası Kolonyası, şehri ziyaret edenlerin dönüşte kendi memleketlerine hediyelik olarak götürmesiyle ülke genelinde ünlü oldu. Bunun sonucunda da üretim artırılarak ülke genelinde dağıtım yapılmaya başlandı. Eczacıbaşı şirketi, Altın Damlası Kolonyası'nın adını 'gür akan su' anlamına gelen Selin olarak değiştirdi.

Süleyman Ferit Eczacıbaşı (1885 - 1973) Fotoğrafta sağda görünen kişi.

KEMAL MÜDERRİSOĞLU
Kemal Müderrisoğlu, 1920'de üniversitenin ikinci yılında staj yapmak için Fransız Bay Rebou'un sahibi olduğu Rebul Eczanesi'nde işe başladı. Önceleri Bay Reboul'un bahçesinde yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen kolonya, daha sonra her yıl Fransa'nın güneyinde Grasse kentine yakın bölgelerden toplanan lavanta çiçekleriyle üretilmeye başlandı. 1939'da Bay Reboul, kendini emekliye ayırıp ülkesine dönerken, çok sevdiği gözü gibi baktığı eczanesini Kemal Müderrisoğlu'na devretti. Kemal Müderrisoğlu, Rebul Eczanesi'nin atölye usulü ürettiği kolonyaları fabrikasyon üretime dönüştürerek Rebul Kolonyası olarak tüm Türkiye'ye yaydı.

Kemal Müderrisoğlu (Fotoğrafta takım kıyafetli kişi)

EYÜP SABRİ TUNCER
Eyüp Sabri Tuncer, İnegöl'deki baba evini satıp Ankara'nın yolunu tuttu. 1923'de 'Bonmarşe' olarak tanımlanan perakende satış mağazasını açtı. Ana faaliyet kolu olan ısmarlama gömlekçilikle birlikte şapka, atkı, mendil, çorap, kösele ve deri valiz, el çantası, şemsiye gibi tuhafiye ürünleri satıyordu. İstanbul seyahati sırasında bir esans satıcısından öğrendiği kolonya imalatı kendisinin ve ailesinin yaşamını kökten değiştirdi.
Eyüp Sabri Tuncer, kolonyayı dönemine göre değişik bir pazarlama politikası uygulayarak tanıttı. Tuncer, gün içinde kalabalığa karışıp kolonyanın faydalarını anlatıp ikramda bulundu. Bu uygulamayla kendi kolonyalarının tüketiminde büyük başarı sağladı. 1960'da Eyüp Sabri Tuncer'in oğlu Sabahattin Tuncer yurt dışına giderek esans üretim süreçleri hakkında bilgi edindi. 1967'de kendi limon kolonyası formülünü geliştirerek üretime geçti. Böylece Türkiye'de ham maddelerden kendi formülünü geliştiren ilk kolonya markası haline geldi.

Eyüp Sabri Tuncer (1898 - 1980)

* Eyüp Sabri Tuncer, Kurtuluş Savaşı'nda er olarak verdiği hizmet karşılığında, 1926 tarihli İstiklal Madalyası Kanunu ile istiklal madalyasına hak kazandı