Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        “Yüzünde yüzyıllık gölgeler taşıyan kadın, bu izleri her vakit bir adama mı borçludur? Bu izler, gizemli tapınak muamelesi gören kadın cinselliğinin keşif yolculuklarını mı anlatır her zaman? Yoksa her kadın -eğer isterse- bedenini keşfetme coşkusunu armağan edeceği erkeği gizliden gizliye seçer mi? Haberi bile olmaksızın seçilen erkek, bu utkuyu neye borçludur?.. Kurban haline gelen bedenler, hangi tarihsel suçun bedelini ödüyor?”

        Bu soruların şeceresinde, ilk önce kitabıyla daha sonra da pek kıvamında algısıyla hemhal oldum. Beyin patlangaçlarıma oksijen takviyesi yapan kitabının adı ise ‘Yeter Tenimi Acıtmayın’ idi. O vakitler, birilerine fazla oksijen mesaisi iyi gelmemiş olacak ki, kitap; T.C. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından hazırlanan ‘bilirkişi raporu’ doğrultusunda, yasaklanmıştı. (Meraklısına not: Türkiye’de olmayan (!) ensest gerçeğini Türkçe isimler kullanarak yazmak ve Türk aile yapısını feminist bir anlayışla yıkmaya çalışmak suçlamasıyla yasaklanan kitap, ancak iki aylık bir hukuki sürecin sonunda, 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla serbest bırakıldı.)

        Sonrasında, bir kadının kendi varoluş yolculuğundan yola çıkarak; bizlerin görmezden geldiğimiz namus cinayetleri, ahlak kavramı, ensest ve tecavüz gibi gerçekleri, cesurca sorguladığı-söylediği tiyatro metni, ‘Oyunu Bozuyorum’u seyrettim Garajistanbul sahnesinde, Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran’dan... Kimden mi bahsediyorum; birazdan peşrevi atlayıp, direkt sizlerle kelama oturtacağım Meltem Arıkan ve yeni müzikal oyunundan…

        EROTİK SHOP’LARDAN ÇIKAN SONUÇ…

        Bu da erken içimden geldi notu olsun: Geçen ekonomi basınından bir arkadaşla muhabbete oturduk. Ondan öğrendim, yeri gelmişken size de paslıyım istedim. Yabancı bir marka-kuruluşun, bir pazar araştırmasından bahsetti. Türkiye’de yer alan erotik shop’larda en çok satılan ürünün, belden bağlamalı penisler ve alıcılarının da (çoğunun evli) erkekler olduğu ortaya çıkmış… Burada bizi ilgilendiren mevzu yok, herkesin kendi zevk halleri; banane, sanane, bizene… Lakin, o kadar çok atıp tutuluyor(uz) ki her yerde, herkesler tarafından; ‘bla bla ahlâksal, bla bla ululuklar, bla bla kanımıza ters’ler ve bla bla biraz insan olsun’lar… İşte tam da bu fotoğraftan bakınca ortaya çıkan malzememizde bi kokuşmuşluk oluşuyor. Hiç histerik nöbetlere girmeye lüzum yok, biraz nefes alıp, sakinleşirsek, cemalimiz daha berraklaşacak sanki! Hayır sakinleşmese(niz) de ortaya çıkan (malzememiz) fotoğrafımız bu… Her daim, eli belinde ya da işaret parmağı havada sallayarak hm hm’lama halindeyiz! Tüm bunların yamacında, 2010 yapımı, Emre Yalgın’ın yönettiği ‘Teslimiyet’ adlı filmi de bilahare yoklayıveriniz.)

        PİNİMA ÜLKESİNDE ‘Mİ MİNÖR’ NİDASI

        Geçtiğimiz hafta rotamı; Küçükçiftlik Park’a çevirdim. Uzun zamandır hummalı bir çalışma vardı adını daha önce hiç duymadığım diyar; Pinima’da. Vizesiz girilmez diyorlardı ki tam zamanında vizem de çıktı. Ve ben de düştüm yollara, Pinima ülkesi vatandaşlarının, Mi Minör seslerinin nidasına ilişebilmek için… Farklı bir şukelalığın içinde olacağımı biliyordum, zira Pinima ülkesinin yaratıcısı Meltem Arıkan, yöneteni ise Mehmet Ali Alabora’ydı... (Es notu: Oyuncular Sendikası Genel Başkanı olan M. A. Alabora’nın ilk yönetmenlik deneyimi.) Ve tabii birbirinden şahane vatandaşları / oyuncular: Can Kahraman, Sennur Nogaylar, A. Fuat Onan, Coşku Cem Akkaya, Bora Cengiz, Gözde Seda Altuner, Barış Yalçınsoy, Gizem Yağız, Onur Ay, Öznur Serçeler, Anıl Eroğlu, Cansu Kasapoğlu, Deniz Çakır ve Ege Arıkan. Pinima’nın arka fonunda ise; müziklerinde Evrim Demirel, kostüm tasarımında Meral Cebecioğlu, ses görüntüsünde Selçuk Artut, video yönetiminde ise Özgür Uyanık’ın imzası bulunuyor.

        Öncesinde bu kurgu dünyanın, bana neler fısıldayacağını öğrenmek için “pinima.miminor.net” adresine baktım. Ve esprisi ince döşenmiş, akılları hoplatan-havalandıran sözlerin eşliğinde, evrenin tartıştığı manaları yeniden yaratıyormuş edasıyla seslenen, özgürlük, demokrasi ve eşitlik kavramlarının en yaşandığı Pinima ülkesinin başkanıyla tanıştım. (Bu insanı delirtecek minvalde söylem tutturan başkanı canlandıransa Mehmet Ali Alabora.)

        SOSYAL MECRALAR DURMASIN ÇALIŞSIN!

        Gelelim, Küçükçiftlik Park’ta, biz fanileri karşılayanlara: Başkanın ‘halkına’ seslenmek için çıktığı, ihtişamıyla insanı ezen bir kürsü, ortaya nazır bir sahne, uzantısında da bir piyano ve dev bir TV stüdyosu… (Pi sayısından geliyor ülkenin adı, konuşulan lisansa Piniş. Bu lisanı anlayabilir miyim diye çekinmeyin, hiç yabancısı olmayacaksınız, benden söylemesi!)

        Pinima’nın Mi Minör’den nida ettiği sürprizlerine girişi ise Chopin taksimiyle yapıyoruz ve ardından Pinima TV’de bir diziyle bu notaların faslına başlıyoruz. Gülüyoruz izlediğimiz Pinima dizisine, ama bu ekranda gördüklerimiz çok tanıdık. Pinima ülkesinin vatandaşı yahut turisti değilseniz de sorun yok! Çünkü çadıra adımını atanlar, anında, akıllı telefonları ve ipad’leri sayesinde kısaca, sosyal ve dijital medyadan anbean yansıtıyor-paylaşıyor Pinima’nın ironik ve traji-komik hallenmelerini. İşte Mi Minör’ü de herkesin diline dolayan ve diğer yaratılan dünyalardan (oyunlardan) enteresan yapan bu.

        ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİNDEKİ YASAKLAR

        Piyanonun başında ise az sonra öğreneceğimiz ‘özgürlükler ülkesi’ Pinima’nın ‘en isyankarı’ bulunuyor. (Es notu: Tiyatroda ilk defa seyreylediğim Pınar Öğün’ü dikize yatmak, bir başka keyifliydi.) Sonra Pinima ülkesinin özel polisleri geliyor ve notaların halkı, tahrik ettiğini düşünerek, piyanonun notalarının bir kısmını yasaklıyor. Vatandaşlar için garipsenecek bir durum olmuyor, belli ki alışkınlar ama biz turistler, hiç alışkın olmadığımızdan(?!) bayağı bir garipsiyoruz bu yasaklama zihniyetini. Fotoğraflarının her köşede asılı olduğu bu başkanı, halkın büyük bir çoğunluğu takdir ediyor ve seviyor. Ama iç sesim ‘bir şeyler var sanki, birileri huzursuz gibi’ derken, başkan kulise çıkıyor; “Sen dondurmayı yalayarak yerken, erkekler neler düşünür?” diyor ve kadınlara, külahta dondurmayı yasaklıyor.

        SAHİ DÜŞÜNEBİLİYOR MUYUZ?

        Kadının ve ailenin kutsallığından, yıkılamaz bütünlüğünden dem vuruyor. Öyle ki düşünce özgürlüğünü satışa çıkarıyor. O haşmetli kürsünün üstünde ortalığı çınlatıyor. ‘Halkım’ diye seslendiği ve ‘dün gece, sizin için hiç uyumadım, yine düşündüm’ şeklinde başladığı konuşmasında başkan, öyle inanıyor ki düşündüğüne ve oradakilerin düşünemediğine… (Sahi düşünebiliyor muyuz gerçekten?) Alkışlar, yuhlamalar derken biri ayakkabı fırlatıyor başkana. (Sanırım bu Pinima vatandaşı değil, bizim gibi turistlerden biri!) Başkan haşmetli kürsüsünden iniyor, piyanist de başlıyor tüm bu baskılara müziğiyle isyan etmeye; bağırıyor, şarkı söylüyor, dans ediyor ama olmuyor, anlamıyor halk ya da anlamak istemiyor. ‘Sevgi diyerek kötülüklerimizi gizliyoruz’ diyor isyankar piyanist…

        Sonunda ne mi oluyor: (sürpriz) ‘V for Vendetta’… Hadi ama tembellik etmeyin de Pinima’nın yarattığı gökyüzünün, sizler de birer parçası olun! Pişman olmayacaksınız, benden söylemesi! (Not: Performansı yüksek, interaktif bir müzikal karşımızdaki… Bu arada Pinima ülkesinde, birkaç saat turist olmak güzeldi; tüm ekibe buradan bir kez daha eyvallah!)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ