Murat Eken: Kendi sesine aşık olan çok fazla oyuncu var
Gazete Habertürk'ten Kübra Par, Murat Eken ve Levent Can ile kitap seslendirmenin incelikleri üzerine konuştu
Sesli kitap dinleme alışkanlığı yaygınlaşmaya başladı. Eline kitap almaya üşenenler, görme problemi yaşayanlar yahut trafikte sıkışıp kalanlar takıyor kulaklığı, müzik yerine sevdikleri bir romanı dinliyor.
Kitap dinleme alışkanlığı yaygınlaştıkça kitabı okuyan sesler de popülerleşiyor. Sinema ve tiyatrodan bildiğimiz pek çok ünlü isim, oyunculuk hünerlerini şimdi kitap kahramanlarına ses vererek göstermeye başladı. Peki, kitap seslendirmenin incelikleri neler?
Dün Ezel Akay ve Dolunay Soysert ile başlayan sohbetimiz, bugün Murat Eken ve Levent Can ile devam ediyor...
Kitap seslendirme maceranız nasıl başladı?
Hakikaten maceraydı çünkü ilk seslendirdiğim kitap Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ydü. Seslendirme yapmaya başlayalı 15 seneden fazla oldu. Öğrenciyken hem para kazanmak hem de artikülasyon için temrin olarak yaptığım bir meslekti. O yıllarda diziler genelde dublaj ağırlıklıydı. Yabancı film dublajları, dizi dublajları, reklam derken iş ilerledi. Seslenen Kitap’ın kurucusu Berk İmamoğlu “Kitap seslendirmek ister misin?” diye sorunca, severek kabul ettim.
Tanpınar okumak zor muydu?
Çok zordu. Betimleyen, derin anlatımları var. Bunları dinleyiciye önünde yazı olmadan, sadece kulağına hitap ederek sunmak en büyük zorluklarından biriydi. Eski Türkçe’ye herkes alışık olmayabilir. Mesela ‘behemehal’ kelimesi beni zorlamıştı. Ayrıca, Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne ait internette bir sözlük vardır. O eseri okuyanların anlayabilmesi için sözlük yapılmıştır. Orayı da incelemek durumundaydım. Tanpınar gibi bir üstadın cümleleri, bazen sayfanın başında başlayıp ortasına kadar gelebilecek uzunlukta oluyor. Bu da dinleyiciyi yoran bir şey olabilirdi. O kayıpları minimize etmek de en büyük macerasıydı bu kitabın.
Kitabı seslendirdikten sonra, gündelik hayatta da ‘behemehal’ gibi kelimeleri kullanarak konuşmaya başladınız mı?
Hayır, rol rolde kalır. (Gülüyor)
“Rol rolde kalır” dediniz. Peki oyunculukla kitap seslendirmek arasında nasıl bir ilişki var?
Tanpınar’da çok fazla karakterizasyonumuz vardı ama burada şöyle bir ayrım var: Kitap seslendirmek ile radyo tiyatrosu aynı şey değildir. Radyo tiyatrosu, oyundaki bütün efektlerin verilmesiyle başka bir dünya yaratmaktır. Bizim yaptığımız, bazı karakterleri ufak nüanslarla seyirciye aktarmaktır. Bir rol ile seslendirme arasındaki benzerlik de buradan geliyor, çünkü karakter devamlılığı diye bir durum söz konusu oluyor.
Kitap seslendirmeden önce yaptığınız bir ön hazırlık var mıydı?
Tabii. Kitap seslendirmek için okuyacağınız sayfaları o günün sabahında deşifre etmek, karakter devamlılığı için ve hikâyedeki sesin balansını tutturmak için önemli oluyor. Deşifrasyondan kastım, o cümlenin nasıl tonlanması, nerelere özellikle vurgu yapılması gerektiği üzerine bir çalışmadır. Ayrıca sabah uyanır uyanmaz sesiniz ve dudaklarınız açılmaz. İster istemez bir artikülasyon temrini yaparak stüdyoya girmeniz gerekiyor.
Bugüne kadar kaç kitap seslendirdiniz?
4 kitap yaptık. Tanpınar’dan sonra Hakan Günday’ın kitaplarına başladık. ‘Piç’i, ‘Malafa’yı, ‘Azil’i seslendirdik. Şimdi de sırada ‘Zargana’ ve ‘Daha’ var.
Hakan Günday’ın, dinledikten sonra tepkisi nasıl oldu?
Çok iyi oldu. Kendisini zaten okuyan biriyim, yazılarını da çok seviyorum. Bire bir buluşma söz konusu değil ama telefonda konuşmuşluğumuz var.
‘İLK EMİR ‘OKU’ OLMASINA RAĞMEN, BİZ PEK OKUYAN İNSANLAR DEĞİLİZ’
Murat Eken, kendi sesini seviyor mu?
Okuduklarımı sadece hata redaksiyonu için dinliyorum. Kendi sesine âşık olan çok fazla oyuncu var. Bu, doğallıktan da uzaklaştırabiliyor. O yanılgıya düşmemek için sadece dinleyip yanlış tonladığım yerler üzerine çalışıyorum. Oyunculukta da öyleyimdir, kendimi izlemeyi çok sevmem.
Siz kitap dinlemeyi seviyor musunuz?
Okumayı daha çok tercih ediyorum. Ama dinlemek, okuma alışkanlığı olmayan bir kuşak için devreye giriyor. İnançtan sıkça bahsedilen yıllardan geçiyoruz ama ilk emir “Oku” olmasına rağmen, pek okuyan insanlar değiliz. Sesli kitap da burada devreye giriyor. İnsanlar okuyacak vakit bulamayabiliyorlar. Ayrıca, 600 sayfalık bir kitabı her dakika yanımızda taşıyamayabiliriz ama dinlemek müthiş bir özgürlük...
Dinlemekten keyif aldığınız bir kitap oldu mu?
Billy Crystal, kendi kitabını seslendirdi. Kitabının ilk 10 dakikası bir stand-up gibi başlar, sonra dinleyici onun kendi hikâyesini anlattığının farkına varır. Bu bana çok keyif vermişti.
Bu soruyu kime sorsak “Okuyorum” diyor ama Murat Eken gerçek bir kitap okuru mudur?
Gerçek bir kitap okurundan kastınız her gün elinden kitap düşmeyen bir adam ise tam o noktada değilim. Ama kalabalık bir kütüphanem vardır. Yazar olarak Murakami’yi takip ederim. Grange’ı takip ediyordum ama sonradan popüler olunca uzaklaşmak zorunda kaldım. Orwell’i, Bernard Shaw’ı, Harold Pinter’ı çok severim.
MURAT EKEN’DEN TAVSİYE 5 KİTAP
1- Murakami’nin ‘1Q84’ üçlemesi.
2- Yuval Noah Harrari’den ‘Sapiens’.
3- Can Yılmaz’dan ‘Yeni Başlayanlar İçin Can Yılmaz’.
4- Kerimcan Kamal’dan ‘Güzel Kaybedenler’.
5- Sabahattin Ali ve Yaşar Kemal’in tüm kitapları.
‘İTİRAF EDEYİM BAŞKASI OKUYUNCA ANLAMIYORUM!’
Sesli kitap okumaya, seslendirilen bir kitabı dinledikten sonra mı karar verdiniz?
Bir arkadaşım takipçisiymiş, bana birkaç kitap dinletti. Sevinç Erdoğan’ın ve Tilbe Saran’ın bir kitabını dinledim. Çok da sevdiğim seslerdi. Sonra ben de okumak istediğimi söyledim, ses rengimin, tarzımın ne tür kitaplara yatkın olabileceğine baktılar. Romana daha çok yatkınmış. Ama ben tek bir türde kalıplanmak istemedim. Nitekim en son seslendirdiğim kitapta çok eğlendim. Emre Yılmaz’ın ‘Genç Bir İşadamına’ adlı, ilk basımı 20 yıl önce yapılmış, bazı iş çevrelerinin rahatsız olması sebebiyle ilk basıldığında da toplatılmış olan kitabıydı. “Benden size tavsiye” diye çıkıp küçük küçük aforizmalardan bahsetmesi, benim için çok eğlenceliydi.
Eğlence kısmı tamam, zorluğu var mı?
Muhakkak zorluğu var. Kitabı fazla yorum katmadan okumak gerektiğine inananlardanım.
O zaman da tekdüze bir ses çıkmıyor mu?
Orası bıçak sırtı. Bir taraftan “Biraz oyun katayım” dersen, “Sen okumamışsın, oynamışsın” derler, diğer taraftan “Oyun tuzağına düşmeyip düz okuyayım” dersen de “Çok monoton okumuşsun” deme riskleri var. Kendimden yola çıkarak söylüyorum, itiraf edeyim, ben bir başkasının okumasından anlamıyorum. Kaldı ki okuduğum bir şeyi insanların anlamasını beklediğim bir işe kalkışıyorum.
Peki başkalarının siz okurken kitabı anlayabilmesi için neler yaptınız?
Hepimiz kitap okurken bazen okuduğumuz satırları hatta sayfaları anlayamıyoruz. “Bu sayfayı okudum da ne okuduğumu anlamadım” deyip o sayfayı, o satırı tekrar okuruz ya, kitap seslendirme olayında bunu dinleyiciye asla ve asla hissettirmemek gerekiyor. “Acaba bu adam ne dedi? Geri döneyim” gibi şeylerin olmaması lazım. O kişinin anlayabileceği duyguyu vermem gerekiyor. Bunun için kendimi duyarak, dinleyerek okumaya başladım.
“Beni dinlemelerine ben de şaşırıyorum” mu diyorsunuz?
Hayır, sesli bir kitap dinlemelerine şaşırıyorum. Beni dinlemelerine şaşırmıyorum. İyi bir ses tonum var, tabii dinlesinler. Bu işin yaygınlaşmasına şaşırıyorum ama dünyada bizden çok daha yaygınmış.
Kayda girmeden önce kitabı okuyor musunuz?
Öncesinde okuyup da gidersen cümlenin nereye bağlanacağını hatırlayabilirsin ama ben okumadan gittiğimde daha çok eğleniyorum.
Peki, kitabın yazarı hakkında araştırma yaptığınız, o kitabın yazarın hayatındaki yerini anlamaya çalıştığınız bir ön çalışma oluyor mu?
Az çok yapıyorum. Neymiş, ne zaman basılmış az çok araştırıyorum. Ama bu bilgiler bana o kitabı okumamda açıkçası çok da fayda sağlamıyor. Bir cümleye başlarken öncesindeki hissi biliyor olmak da çok eğlenceli geliyor.
Emre Yılmaz’ın ‘Genç Bir İşadamına’ kitabı dışında neleri seslendirdiniz?
İlk seslendirdiğim kitap, Zülfü Livaneli’nin ‘Huzursuzluk’ kitabıydı. Sabahattin Ali’nin ‘Değirmen’ adlı kitabını ve Semih Gümüş’ün ‘Yalnızlık Kime Benzer’ adlı kitabını da seslendirdim.
Hangisi en zoruydu?
Semih Gümüş en zoruydu çünkü edebiyat dili çok ağır. Uzun uzun tasvirler, uzun uzun satırlar var. O satırlar arasında okuyucuya nefes payı verecek ünlemleri veya virgülleri yok. Satıra bir başlıyor, o muazzam betimlemelerle o satır öyle bir gidiyor ki paragraf haline geliyor. Sen nerede duracaksın da nefes alacaksın? Epey bocalıyorsun.
‘YAZARIN YARATTIĞI DÜNYA OKURKEN SESİMİZİ ETKİLİYOR’
Seslendirme açısından türler arasında bir fark var mı? “Roman okumak daha kolaydır, araştırma kitabı daha zordur” gibi bir şey var mı yani?
Bir tavır vardır. Türünün anlattığı içeriğinin, atmosferinin, hissiyatının, sayfa kokusunun hepsinin sinmişliği ile gelen bir şeydir. Burada becerebilmemiz gereken şey, “Çok oynamış ya da çok belgesel olmuş” havasını hissettirmemek lazım. Okuduğum 4 kitabın 4’ünün ruh hali, atmosferi birbirinden çok farklı. Zülfü Livaneli’nin ‘Huzursuzluk’ romanı, son yıllarda okuduğum en iyi kitaplardan biri. Yakın tarihimizde yaşanan bazı acıları, hikâye kurgusu içinde çok güzel aktarmış. Sabahattin Ali zaten üstattır. Öbür taraftan Semih Gümüş’ün ‘Yalnızlık Kime Benzer’ini okumak öyle bir histi ki, adamın kendi iç dünyası, kendi kafası içinde sorduğu sorular, sorulara verdiği cevaplar, hayatı, karanlık dünyası beni çok etkiledi. Bu da ister istemez insanın sesini bastırıyor. Çünkü adamın hissini görüyorsun. ‘Genç Bir İşadamına’ kitabında ise bazı cümlelerde, seste oynamalar yapıyorsun çünkü daha hınzırca yazılmış. Yazarın yarattığı dünya okurken sesimizi etkiliyor yani.
LEVENT CAN’DAN TAVSİYE 5 KİTAP
1- Metin Kaçan’dan Ağır Roman.
2- Zülfü Livaneli’den Huzursuzluk.
3- Gabriel Garcia Marquez’den Yüzyıllık Yalnızlık.
4- Orhan Pamuk’tan Beyaz Kale.
5- Tolstoy’dan Savaş ve Barış.