Ölüm orucu, halvet ve diyet
Mehmet Açar "Açlığa Doymak" filmini değerlendirdi
“Kurtlar Vadisi: Filistin”in yönetmeni Zübeyr Şaşmaz’ın yeni filmi “Açlığa Doymak”, Meksikalı yönetmen Inarritu’nun “Paramparça Aşklar Köpekler”inden sonra günümüzün genç yönetmenleri arasında güçlü bir eğilim haline gelen “farklı karakterler, paralel hayatlar ve çakışan hikâyeler” formülünü takip eden bir çalışma. Bir tıp öğrencisi (Hazar Ergüçlü), işsiz bir gazeteci (Mete Horozoğlu) ve genç bir kadın (Didem Balçın) üzerinden, üç ana öyküyle ilerleyen senaryo; ölüm orucu, halvet ve kilo verme çabalarını paralel kurguyla anlatıyor. Senaryoyu Mustafa Çevik‘le birlikte yazan Zübeyr Şaşmaz, bireylerin açlık içgüdüsüne getirdikleri kısıtlamaları ve bedenlerine çektirdikleri çileyi eksen alıyor. Asıl amacı ise seyirciyi, inançsızlığın ve maneviyat eksikliğinin yol açtığı trajik noktalarla yüz yüze getirmek. Şiddetin şiddeti doğurması, intikam duygusunun insanı yiyip bitirmesi, öncelikle inançsızlığın trajik sonuçları olarak yansıtılıyor... Buna karşılık, filmde maneviyatı güçlü olan dindarlar, acılara karşı güçlü duruyor ve başkalarına karşı anlayışlı davranıyorlar. Halvet ise ölüm orucu ve zayıflama diyetine göre çok daha anlamlı bir süreç olarak çiziliyor. İnançsız olanlar ise sadece beden üzerinden değerlendiriyorlar dünyayı. Ölü bedenlere sarılıp ağlamaları ya da ölümü kopmuş bir bacak parçası üzerinden anlamaya çalışmaları, hiç kuşkusuz bedenin fani olduğunu çözememiş olmalarından kaynaklanıyor... Bir sivil polisin ölen arkadaşının intikamını almasıyla başlayan “şiddet şiddeti doğurur zinciri”nin halvetle sona ermesi, Şaşmaz’ın asıl sözünü de özetliyor aslında.
SENARYONUN ‘DİYET’E İHTİYACI VAR
İnançlı, dindar sanatçıların bugünün dünyasına ve Türkiye’sine dair söyleyecek sözlerine ilgi duyanlardanım. İnanç üzerinden dünyayı anlamanın da önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, Şaşmaz’ın meselesine itirazım yok. Hatta filmin en ilgi çekici yanının bu niyet ve hissiyat olduğunu söyleyebilirim. Buna karşılık, senaryonun tüm bunlara hizmet ettiğini söylemek çok zor. Gereksizce uzayıp giden sahneler, çıkartılsa filme hiçbir şey kaybettirmeyecek bölümler, “Açlığa Doymak”ı tahmin edilebilir noktalara doğru ilerleyen hayli hantal ve uzun bir film haline getiriyor. Filmin ilk bölümünde önemli bir işlevi olan Burcu karakteri, diyete başlamasıyla birlikte filmin temel meselesinden ilişkisiz bir hale geliyor. Kilo verme ya da güzelleşme çabalarının; intikam, suçluluk duygusu ve vicdan ekseninde ilerleyen diğer iki öyküyle ne ilgisi olduğunu çözmek zor. Aynı karakterin, âşık olduğu adamın dindar ailesiyle çıktığı yemekte neden o denli uzlaşmaz katı bir tutum sergilediği de belirsiz. Gazeteci Eyüp ve öğrenci Sena karakterlerinin eylemlerinin altında yatan nedenler belki anlaşılır ama intikam amacıyla savruldukları uç noktalar, özellikle şiddete başvurmaları açıkçası pek inandırıcı değil. Tüm bunlar, Şaşmaz’ın söylemek istediklerini basitleştirip kabalaştırıyor, filmi etkileyici olmaktan uzaklaştırıyor.