Bugüne kadar kaç kelime yazdım, kaç cümle kurdum acaba? Binler, on binler, yüz binlercedir herhalde… Hatırladığım cümlelerimin sayısı ise iki elin parmaklarını geçmez ki hatırladıklarımın da benim cümlelerim olduğundan emin değilim. Birilerin benden yüzlerce yıl önce ya da aynı anda bambaşka bir yerde bambaşka bir dilde bu cümleleri bir yerlere yazmış olabilir. Bazen çok güzel bir cümle yazdığımı düşünüp mutlu oluyorum. Altı üstü üç beş kelimeyi bir araya getirip bir düşüncemi kağıda (ekrana:) geçiriyorum. Ama işte “Bu benim cümlem, bunu ben yazdım” diye kimselere çaktırmadan kasım kasım gerinip geziyorum ortalıkta… Size saçma gelebilir ama bana gelmiyor. Cümlelerim bayılıyorum. Çünkü onlar benim, kimse onların üzerinde hak iddia edemez… mi acaba? İşte bu şüphe gardımı düşürüyor. Bu cümleyi yazmamda Calvino’nun, Tanpınar’ın, Sait Faik’in, Cheveer’ın, Montaigne’nin, Wilde’ın, Beckett’in payı nedir? Hüseyin Rahmi’nin kulağıma fısıldadığı bir cümle kurmadığımdan nasıl emin olabilirim? Pessoa’nın hüznü, Shakespeare’in coşkusu, Borges’in düşleri olmasa ben bu cümleyi kurabilir miydim? Yoksa ben de internette var olan bilgilerden bir sentez yapıp cümleler kuran yapay zeka gibi miyim? 50 yıldır okuduğum cümlelerin kafamın içinde oraya buraya dağılmış kelimelerinden bir demet yapıp kendimin olduğunu düşündüğüm cümleler mi kuruyorum?
Bu yazı buraya nasıl geldi bilmiyorum… Her şey The Guardian, Micah Nathan ‘Yazma dersi verdiğim çocukların yapay zeka kullandığını biliyordum…’ başlıklı yazısını okuduktan sonra oldu. 2017 yılından beri MIT’de kurgu yazarlığı üzerine dersler veren Nathan, “İyi yazı okumak keyif verir, kötü yazı okumak ise kötü hissettirir” deyip şöyle devam ediyor: “Yazı hem düşünmenin aracı hem de kabıdır – soyut olan somutlaştırılır, duygular kelimelere dökülür. Birçok yazar, iyi düzyazıyı sadece şiirsel bir ifade değil, aynı zamanda iletişim olarak tanımlarken bundan bahseder. Dolayısıyla, bir yazarın eserini eleştirdiğimizde, sadece estetik seçimlerini eleştirmiyoruz, aynı zamanda – ve işte burada kişisel bir boyut kazanabilir – yazarın duygularını ve bunları iletme yeteneğini de eleştiriyoruz...”
“NESİR YÜRÜMEYİ YENİ ÖĞRENEN BİR TAY GİBİ TÖKEZLER…”
Micah Nathan, birkaç yıl öncesine kadar, kurgu yazarlarının egolarını koruyabilmelerinin tek yolunun ya başkasına yazdırıp para ödemek ya da intihal yapmak olduğunu belirtiyor: “Ama yapay zeka her şeyi değiştirdi!”
Yapay zekanın yazdığı öyküler ve denemelerin, milyonlarca insan tarafından yazılmış kelimeden öğrenilen kalıp tanıma yoluyla üretilen, belirli bir deneyime veya belirli bir kişiye dayanmayan düşünce taklitleri olduğunu söylüyor: “Yapay zeka yazımı bana Tennyson'ın aynı adlı şiirindeki güzel Maud'u tasvirini hatırlatıyor: ‘Kusurlu bir şekilde kusursuz, buz gibi düzenli, muhteşem bir şekilde hiçlik. Ölü mükemmellik; daha fazlası yok’ Anlayışlı okuyucular, bunu dile getiremeseler bile o boşluğu hissederler. Bedenin beyinsiz hareket ettiğini sezerler. Buna karşılık, öğrenciler tarafından yazılan kurgu eserler muhteşem bir şekilde kusurludur; yazarın söylemeye çalıştığı şey ile aslında söylenen şey arasında sayfada bir mücadele yaşanır. Nesir, yürümeyi öğrenen bir tay gibi tökezler: titreyen bacaklarında bile gelecekteki zarafetin ipuçlarını görürüm. Bu tür bir sakarlık gereklidir; yokluğu, tayın asla yürümeyi öğrenmediğinin kanıtı olurdu.”
Nathan, okulda geçen dönemin başında, ilk atölye çalışması için öğrencilerimin iki öyküsünü okuduğumda ve her iki öykünün de giriş paragraflarında yapay zekâ tarafından yazıldığını anladığını söylüyor. Yazarlık dersi veren bir profesörü olarak ilk kez, öğrencilerin emek harcamadan kelime ürettikleriyle uğraşmak zorunda kaldığını fark ettiğini ve bu durum karşısında kırılıp, endişelendiğini belirtiyor: “Bu tam olarak intihal ya da tam olarak başkasına işi yaptırmak da değildi, ama bir tür safça hilekarlık, yazar ve okuyucu arasındaki sözleşmenin bir sapkınlığı gibiydi...”
YAPAY ZEKA KULLANMANIN İNSAN BİR EDİTÖR KULLANMAKTAN FARKI NE?
Nathan, olayın ardından sınıfa, var olmayan bir yazara geri bildirim vermeyeceği için atölye çalışmasının devam edemeyeceğini söylemiş ve öğrencilerine not konusunda herhangi bir problem yaşamayacakları konusunda güvence vermis: “Lisans yıllarımda yapay zeka mevcut olsaydı, yardımına karşı çıkar mıydım? Elbette hayır...”
Gözleri yaşlı bir öğrenci söz alıp, yapay zekayı yalnızca aptal görünmekten, kötü yazı yazmakla eleştirilmekten korktuğu için kullandığını söylemiş. Hikayesini dil bilgisi kontrolü için yapay zekadan yardım almış, yapay zeka satır düzenlemeleri önerince de da kabul etmiş. Sonrası çorap söküğü gibi gelmiş ve yapay zeka hikayeyi baştan yazmış.
Yapay zeka kullanan diğer yazar adayı öğrenci daha önce hiç kısa öykü yazmadığını, bir fikri olduğunu ama nereden başlayacağını bilmediğini itiraf etmiş. Micah Nathan neden kendisinden yardım istemediğini sorduğunda sadece omuz silkmiş.
Sınıfta bunlar yaşanırken bir başka öğrenci elini kaldırarak, hikayeler kendi fikirlerine dayandığı sürece yapay zekanın hikaye yazmasının neden kötü olduğunu anlamadığını söylemiş. Tartışmaya diğer öğrenciler katılmış biri yapay zeka kullanmanın insan editör kullanmaktan ne farkı olduğunu bilmek istemiş. Bir diğeri ise, 1959'da dünyanın ilk yapay zeka araştırma programlarından birini başlatan bir üniversitede neden bu tartışmayı yaptığımızı açıklamasını talep etmiş Nathan’dan. Yapay zeka herkesin hayatını kolaylaştırmak, daha az stresli hale getirmek için tasarlanmamış mıydı? Yapay zekanın amacı insanları ezberlenmiş görevlerin sıkıcılığından kurtarmak değil miydi?
“YAZMAK CÜMLE ÜRETMEK DEĞİL SÜREKLİ DİKKAT YOLUYLA DAYANIKLILIK EĞİTİMİDİR”
Micha Nathan, sınıftaki tartışma için, “MIT'deki sekiz yılımın en verimli öğretici anlarından biriydi” diyor: “Onlara, yazmanın kolay olmaması gerektiğini ve elbette sıkıcı olabileceğini, ancak bunun onu ezbere dayalı bir iş yapmadığını söyledim. Yazmak sadece cümle üretmek değil, sürekli dikkat yoluyla dayanıklılık eğitimidir. Düşüncelerinizi ifade etmeye çalışarak öğrenmenin bir yoludur. Yapay zeka bunun görünümünü yeniden üretebilir, ancak onu değiştiremez, çünkü değer sadece üretilen nesnede değil, yapım sürecinde meydana gelen dönüşümde de yatmaktadır...”
Nathan, öğrencilerin ödevlerini yazmak için yapay zeka kullanmalarını istemediğini vurguluyor: “Onların kelimelerini istiyorum. Düşüncelerine, seslerine, ne söylemek istediklerini ve bunu söylemenin en iyi yolunu bulma mücadelelerine erişmek istiyorum. Birinin, düşünceyi tamamlayan bir aracı olmadan dilin içinde ilerlemeye çalıştığında neler olduğunu görmek istiyorum. Tehlike, yapay zekanın yazarların yerini alması veya atölye çalışmalarını işlevsiz hale getirmesi değil. Tehlike, öğrencilerin bir zamanlar süreçlerini ortaya çıkaran sürtünmeyi atlamaya alışmaya başlamalarıdır...”
Micah Nathan bu tartışmadan sonra derslerin hiç beklemediği bir şekilde değiştiğini söylüyor. Öğrenciler kendi kelimelerinden oluşan cümleler kurmak için daha çok mücadele ediyorlarmış.
Calvino, Tanpınar, Sait Faik, Cheever, Montaigne, Wilde, Beckett, Hüseyin Rahmi, Pessoa, Shakespeare, Borges ve daha onlarca yazarın ruhu kelimeler aracılığıyla cümlelerim arasında gezinse de biliyorum ki bunlar benim cümlelerim... “Bir cümle kurmak, küçük bir evren kurmaktır” diyen Jose Saramago haklı, kurduğum evrenlerimi seviyorum...