Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Yeni Star Wars filmi
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        “Star Wars: Mandalorian ve Grogu” (Star Wars: The Mandalorian and Grogu), 2019’un aralık ayından bu yana sinema salonlarında gösterime giren ilk yeni Star Wars filmi…

        “Solo: A Star Wars Story” (2018) ve “Skywalker’ın Yükselişi” (The Rise of Skywalker - 2019), gişelerde beklenenin altında kalınca yapımcılar, pandeminin de etkisiyle bir süre sinema filmlerine ara verdi. Dijitaldeki diziler ise hız kesmedi. 2019’da başlayan ve üçüncü sezonuna kadar gelen “The Mandalorian” da bunlardan biriydi. Jon Favreau’nun yazdığı dizi, Mandalore gezegeninden gelen ödül avcısı Din Djarin’in (Pedro Pascal) ve onun yanından ayırmadığı Grogu’nun serüvenleri üzerine kurulu bir spin-off hikâyesiydi. Star Wars efsanesi Yoda’nın halkından gelen Grogu, dizide uzun süre Bebek Yoda olarak anıldı. Djarin ile onu bir araya getiren geçmiş öykü, ilerleyen epizotlarda netleşti. Olaylar, “The Return of Jedi” (1983) filminin 5 yıl sonrasında geçiyordu. İsyancıların İmparatorluk güçlerini yenilgiye uğrattığı, Yeni Cumhuriyet’in kurulduğu ama eski düzenin kalıntılarının tümden yok edilemediği bir dönemde…

        Diziden farklı olarak “Mandalorian ve Grogu” adını taşıyan sinema filmi, bir çatışma sahnesiyle açılıyor. İkili, İmparatorluk döneminden kalma haraç düzenini sürdüren zorba bir lordu yüksek güvenlikli mekânında yakalamaya çalışıyor. Asıl hikâye ise bu operasyonun hemen ardından döndükleri Yeni Cumhuriyet ordusunun karargahında aldıkları görevle başlıyor. Albay Ward (Sigourney Weaver), kimliği henüz deşifre edilemeyen, İmparatorluğun savaş lordlarından Coin’i bulup getirmesini istiyor Djarin’den. Coin’in gerçekte kim olduğu konusundaki istihbaratı ise Hutt İkizleri’nden alacağını söylüyor. Bunun karşılığında, Hutt’ların ondan isteyeceği işi yapması gerekiyor. Jabba The Hutt’ın ardından suç örgütünü devralan ikizlerle çalışma fikri, Djarin’in hiç hoşuna gitmiyor elbette. Çünkü sadece o değil, galakside hiç kimse güvenmiyor Hutt’lara. Ward, gizemli Coin’i yakalayıp sorgulamak için başka çareleri olmadığı konusunda ısrar edince kendisine iş avansı olarak verilen uzay gemisini alıp Hutt İkizleri’nin karşısına çıkıyor. Onlar da “kötü arkadaş” kurbanı olarak gördükleri yeğenleri, kardeşleri Jabba’nın oğlu Rota The Hutt’ı Shakari gezegeninden alıp getirmesini istiyorlar Djarin’den. Lord Janu’nun (Jonny Coyne) yönettiği Shakari’de, Rota’yı eliyle koymuş gibi hemen buluyor Djarin ama iş onu alıp götürmeye geldiğinde olayın tahmin ettiğini kadar basit olmadığını anlıyor.

        Çatışma ve dövüş ağırlıklı bir aksiyon macera filmi “Mandalorian ve Grogu”… Ormanda geçen ve detaylarına giremeyeceğim ağır tempolu bir sekans dışında film, genel olarak hızla ilerliyor, süresini hissettirmiyor. Senaryoyu da yazan yönetmen Jon Favreau, kan göstermiyor, şiddeti abartmıyor ve gerçekçi bir tarz yakalamak için uğraşmıyor ama aksiyon sekanslarının çoğunu çatışma üzerine kuruyor.

        Star Wars, 1977’deki ilk filmden bu yana başta western olmak üzere hareket içeren bütün türlerle paslaşan bir seridir. Kılıç şıkırtılı filmler, Uzakdoğu dövüş janrı ile farklı çağlarda geçen savaş filmlerinin klişeleri ve normları, uzaya taşınır.

        Favreau, hikâyenin bütününde bir western tadı yakalarken, “gun fu” dediğimiz Uzakdoğu aksiyon tarzına da geniş yer veriyor. “Gun fu”nun babalarından sayılan Hong Kong kökenli yönetmen John Woo’ya selam göndermeyi ihmal etmiyor mesela. Djarin’in, Shakari gezegeninde Coin’le görüşmek için adamlarıyla kavgaya tutuştuğu bölüm, kafesteki kuşlar itibarıyla Woo’nun “Hard Boiled” (1992) filmindeki çay evi sahnesini akla getiriyor. “Gladyatör”ü (Gladiator - 2000) veya Roma İmparatorluğu’ndaki arena dövüşlerini hatırlatan sahneleri unutmamak gerek. Ödül avcısı Embo, spagetti westernlerdeki becerikli kötü adamları, gece yarısı yaptığı ev baskını ise korku gerilimleri akla getiriyor. Favreau’nun su canavarlarını konu alan filmlerden esinlenerek kurduğu sekans da fantastik korku türüyle paslaşıyor. Aslına bakarsanız, Shakari’deki dövüş arenası sahnesiyle birlikte filmin “canavar menüsü” hayli kalabalık... Favreau’nun, George Lucas gibi filmin janr künyesini geniş tutmak istediği, “her telden çalmak istediği” belli oluyor. Bu da filmi renkli ve eğlenceli kılıyor.

        Filmin aksiyon menüsü, yakın dövüşten kesici silahlara, silahlı çatışmadan bol patlamalı sahnelere kadar uzanıyor. Favreau, uzay operası dediğimiz türün hakkını vermek için elinden geleni yapıyor. Uzayda gerçekleşen kovalamaca ve çatışmalar bir yana finalde Star Wars serisinin alameti farikası haline gelen, geniş çaplı bir “hava / uzay muharebesini” filme yerleştirmeyi ihmal etmiyor mesela. Ne var ki, serinin önceki filmlerinden ayrışan bir aksiyon sahnesine imza attığını söylemek pek kolay değil.

        “Mandalorian ve Grogu”yu, kendi adıma, filmin büyük bölümünü kaplayan çatışmalardan, patlamalardan, gerilimlerden ziyade Djarin, Grogu ve Rota the Hutt arasında geçen sakin sahnelerle hatırlayacağımı düşünüyorum. Sözgelimi, ilk tanıştıkları sahnede Rota’nın Grogu’yu beslemesi veya ikisinin birlikte denizde oynarken Djarin’in onları uzaktan seyretmesi… Grogu’nun Rota’nın sırtında uyukladığı anı da not etmeliyim. Direkt olarak Hayao Miyazaki’nin “Komşum Totoro” (Tonari No Totoro - 1988) filmini akla getiren bir imge bu…

        Bana sorarsanız, filmin en büyük avantajı Djarin, Grogu ve Rota üçlüsünü yan yana getirmek... Çünkü Star Wars serisinin en önemli şifrelerinden biri çokkültürlülüktür. Farklı etnik kökenlerden gelen karakterlerin arkadaşlığı, dayanışması ve ortak ideallere bağlanması, serinin politik yaklaşımını da yansıtır. Tam da burada, küçük ve sevimli uzaylılar kontenjanından filme dahil olan Anzellan’ları anmak gerek. Hikâyede kilit bir rol oynuyor, filmin unutulmazları arasına giriyorlar. Tıpkı Shakari gezegenindeki maymun benzeri çok kollu ve nevrotik tostçu Hugo gibi… Hugo’yu aynı isimle bir film yöneten Martin Scorsese’in oynadığını hemen not edelim.

        Favreau’nun yazar ve yönetmen olarak aksiyon sahnelerinden ziyade üç farklı kökenden gelen farklı karakterleri birbirine bağlayan anlara özel bir önem atfettiğini, filmin gizli kalbini daha çok aralarındaki bu duygusal bağ üzerine kurduğunu düşünüyorum. Sözgelimi Djarin’in, Rota’ya güvenmekle güvenmemek arasında kaldığı sahne, filmin kırılma noktalarından biri… Aslında tüm hikâye Djarin’in verdiği kritik kararlar üzerine kuruluyor. Ödül avcısı olmaktan giderek çıktığı, kendi başına aldığı sezgisel ve ahlaki nitelik taşıyan son derece riskli kararlar bunlar. Ki Ward da aldığı kararın doğabilecek sonuçlarından ötürü onu uyarıyor.

        Malum, Djarin’in dizideki değişim süreci çok önemlidir. Hatta dizi temelde bu karakter değişimi üzerine kuruludur. Ama sadece film üzerinden baktığımızda, Djarin’in filmde etkili ve çarpıcı bir değişim yaşadığı öne sürülemez. Karakter değişimini asıl olarak Rota yaşıyor. Ailesiyle olan meselesi, babasıyla olan hesaplaşması, kişiliğini kanıtlamaya çalışması ve kimliğini araması itibarıyla filmin en iyi yazılmış karakteri Rota… Star Wars, Lucas’ın ilk filminden bu yana genç karakterlerin ruhsal arayışları ve iç yolculukları üzerine bir seridir aynı zamanda. Rota da tam anlamıyla böyle bir karakter… Filme girdiği nokta ile geldiği nokta arasındaki fark, hikâyenin nerdeyse gizli ekseni gibi… Favreau’nun asıl başarısı, Lucas’ın en popüler ve unutulmaz simalarından biri olan Jabba The Hutt ile taban tabana zıt bir oğul karakteri yazması… Oturduğu yerde eğlenmekten, yemek içmekten başka bir şey düşünmeyen hedonist ve acımasız Jabba’nın oğlu, özgürlüğü peşinde koşan, babasının kötü şöhretiyle baş etmeye çalışan, kaslarını geliştirmiş bir tür “gladyatör” olarak çıkıyor karşımıza.

        Filmin asıl yıldızı ise hiç şüphesiz Grogu… Güçlerini ve becerilerini geliştirmesi bir yana, kritik anlarda devreye girmek ve sorumluluk almak konusunda yine önemli adımlar atıyor. Aslına bakarsanız, Grogu çocuk yıldızların merkezde olduğu eski usul filmleri akla getiren bir karakter… Dizinin popülaritesinde oynadığı rol ne kadar büyükse şirinliğiyle filmi de alıp götürdüğü söylenebilir. Öyle ki, “Film bir yana, Grogu bir yana” demek dahi mümkün.

        Grogu’nun da katkılarıyla “Mandalorian ve Grogu”nun, baştan sona sıkılmadan seyredilebilecek, eğlenceli bir Star Wars filmi olduğunu düşünüyorum. Buna karşılık, serinin en beğendiğim filmleri arasına almam kolay değil. Bunun en önemli nedeni, hikâyenin hafifliği, iddiasızlığı… Ama hayranların özellikle son üçlemedeki iddialı, trajik ve ağır hikâyeleri eleştirmenler kadar çok sevmediği düşünüldüğünde bunun bilinçli bir tercih olduğu da öne sürülebilir.

        6.5/10