Uzaylıların dünyamızı ziyaretlerini konu alan filmler, bilimkurgu türünün kapsamına girer. Alt tür olarak “UFO filmi” diye kategorize edilirler bazen. “İfşa Günü” (Disclosure Day) onlardan biri ve yine Steven Spielberg’ün yazıp yönettiği türün başyapıtlarından “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” (Close Encounters of the Third Kind - 1977) ile yakın akraba... “E.T. the Extra Terrestrial” (1982) dahil üçünü bir arada ele aldığımızda, “Yeryüzü’nü ziyaret eden uzaylılara” aynı açıdan baktıkları söylenebilir.
“E.T.” ve “Close Encounters of the Third Kind”, 1950’lerin paranoyak “uzaylı işgali filmlerinin” tam karşı cephesinde konumlanırlar. Bunlar, uzaylıların iyi niyetli ve dost canlısı olarak karşımıza çıktığı anlatılar değildir sadece. Hayali bir düzlemde olsa dahi ABD’nin, uzaylıları yakalama, saklama ve inceleme hedefinin altındaki olası mantığı eleştirirler. Ayrıca, uzaylılar konusunda paranoyak devlet ile dost canlısı sivillerin ayrışmasını tahayyül ederek politik alt metinler geliştirirler. “E.T.”, devletin yakalayıp araştırmak istediği şirin uzaylının sağ salim evine dönmesi için uğraşan çocukların hikâyesidir. “Close Encounters…”, gizemli uzaylılarla ancak finalde gerçekleşen bir buluşmayı konu alır.
Her iki filmle de tematik akrabalıklar taşıyan “İfşa Günü”nün hikâyesi ise Yeryüzü’nü ziyaret eden uzaylılar üzerinden gelişen görüş ayrılığı ve çatışmayı anlatıyor. Bir yanda, uzaylıların ziyaretiyle ilgili her tür bilgiyi saklamak isteyen ve devlet tarafından kurulan Wardex adlı yarı resmi bir teşkilat var. Diğer yanda, aynı teşkilatın içinden çıkan ve ellerindeki tüm bilgiyi dünyayla paylaşmak isteyen bir grup insan…
Film, ABD’nin Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru ilerlediği hayli gergin bir dönemde geçiyor ama birkaç haber bülteni dışında anlaşmazlıkların ve olası savaş tehlikesinin nedenlerine detaylı olarak girilmiyor. Tek bildiğimiz, dünyanın zor bir dönem yaşadığı…
Wardex yöneticilerinden Noah Scanlon (Colin Firth), devletin resmi görüşünü yansıtan bir karakter… Her tür bilginin insanlardan saklanması gerektiğine, aksi halde dünyanın karışacağına ve hükümetlerin bu sorunla baş edemeyeceğine inanıyor. Wardex’te yıllarca çalışan Daniel Kellner (Josh O’Connor) ve Hugo Wakefield (Colman Domingo) ise farklı düşünüyorlar.
Tam da bu noktada, “İfşa Günü”nün gizemli bir UFO filminin ötesine geçerek devletin vatandaşlarından bilgi saklamaya hakkı olup olmadığını tartışmaya açan ve politik altmetinler içeren bir anlatı özelliği taşıdığını söylemek gerek.
Kuşkusuz, devletlerin en azından bir süreliğine saklaması gereken bilgiler olabilir. Peki, uzaylı ziyaretlerinin “devlet sırrı” olarak görülmesi, konuyla ilgili her şeyin kamuoyundan sistematik olarak saklanması sizce ne kadar doğru? “İfşa Günü”nün yanıtını aradığı bir soru bu. İfşa ettiği bilgiler yüzünden ABD’yi terk eden Edward Snowden’i akla getiren bir karakter olan Daniel Kellner, uzaylıların ziyaretiyle ilgili her tür bilginin halka verilmesi gerektiğine, devlet sırrı olamayacağına inanıyor.
Scanlon ise uluslararası çatışmaların dünyayı savaşın eşiğine getirdiği bir dönemde, ifşa etmenin her şeyi daha da kötüye götüreceğine içtenlikle inanan bir karakter… Çünkü insanlığın uzaylı gerçeğiyle baş edemeyeceğini düşünüyor. Kellner ve Hugo sadece bilgilerin halka verilmesi gerektiğini söylemiyorlar, paylaşılırsa dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine de inanıyorlar. Sadece bilginin dünyayı özgürleştireceği fikrinden hareket etmiyorlar. Uzaylılarla iletişim ve etkileşimin insanlığa iyi geleceğini düşünüyorlar. Bir sahnede Wartex’in asıl sorununun empati kurmak yerine uzaylılara öteki olarak bakmaktan kaynaklandığını vurguluyorlar.
Daniel Kellner’in kız arkadaşı Jane (Eve Hewson) de ilk duyduğunda sıradan bir insan olarak bilgilerin açıklanması fikrinden rahatsız oluyor. Çünkü birçok insan gibi o da uzaydan gelen canlıların Yeryüzü’ndeki inanç ve din sistemlerini sarsacağına inanıyor. Şaşırtıcı bir görüş değil bu. UFO’ların varlığını kabul eden bazı insanların, uzaylıları dinsel inançlarının parçası haline getirdikleri zaten bilinen bir gerçek… Bugün Tanımlanamaz Uçan Nesneler’le ilgili bilgiler devletler tarafından saklanıyorsa, bunun nedenlerinden birinin insanların göstereceği tepkilerin önceden kestirilememesi olduğu açık. Daha ortada yokken bu kadar çok komplo teorilerine konu olduklarını düşündüğümüzde, gerçekten geldiklerinde ne gibi tepkilere neden olabileceklerini kestirmek çok kolay değil açıkçası. O yüzden, film uzaylıların ziyaretine inançlı karakterlerin açısından da bakıyor.
UFO’ların gerçekte var olduğuna inanan ve ABD hükümetlerinin bu konuyu yıllar boyunca halktan sakladığını söyleyen kesimlere göre “İfşa Günü”, teknik olarak bir bilimkurgu bile olmayabilir aslında. Onlar filmin UFO’ların varlığını kurmaca düzleminde de olsa ifşa ettiğini ve hatta devletlere çağrı niteliği taşıdığını düşünebilirler. Kendi açılarından haklı olabilirler ama Spielberg’ün bu filmi sadece UFO’cu olarak bilinen grupların teorilerini onaylamak için çektiğini düşünmüyorum.
“İfşa Günü”, kendini çokkültürlülüğe kapatmaya çalışan Trump Amerika’sının bir eleştirisi olarak da okunabilir. Burada Wardex’in uzaylılara güç uygulayan bir kurum olduğunu özellikle akılda tutmak gerek. “Halkın bilgi alma hakkı ve hürriyetine” verdikleri önem bir yana, Hugo ve Daniel Kellner’i harekete geçiren en önemli nedenlerden biri, Wardex’in uzaylılara karşı güç kullanmayı doğal hakkı olarak görmesi… Askeri gücün uluslararası sorunların çözümü için devreye alınmasının, ABD için normal olduğunu düşündüğümüzde, Spielberg’in tek derdinin UFO’ların inkâr edilen varlığıyla ilgili olmadığını sezmek mümkün…
Bu arada, Spielberg’in, 2017 yılında The New York Times'da yayınlanan "Glowing Auras and 'Black Money': The Pentagon's Mysterious U.F.O. Program" başlıklı makaleyi okuduktan sonra filmi çekmeye karar verdiğini belirtelim. Makalede, Pentagon’un AATIP adlı gizli birim aracılığıyla UFO’ları araştırdığı ve “örtülü ödenekten” 22 milyon dolar harcadığı yazıyor. Gizlilik ısrarı ve örtülü ödenek, ABD’nin uzaylılarla ilgili bilgileri halkla paylaşmayacağının ispatı olarak bile kabul edilebilir.
Uzaylıların Yeryüzü’nü sürekli ziyaret ettiği konusundaki iddialar bir yana, “İfşa Günü”nü, asıl olarak çizdiği politik çerçeve nedeniyle beğendiğimi söyleyebilirim. “Halkın bilgi edinme hürriyetinin” savunulması ve uzaylılara karşı güç kullanımının eleştirilmesi, filmi anlamlı ve sağlam bir temelde tutuyor.
“İfşa Günü”, UFO anlatılarının çoğunda karşımıza çıkan motiflere yer vermeyi ihmal etmiyor. ABD ordusu tarafından yürütülen gizli operasyonlar, uzaylılar üzerinde zorla yapılan biyolojik çalışmalar ve uzaylıların insanları kaçırması, hikâyenin farklı noktalarında karşımıza çıkıyor. Uzaylı teknolojisi de hikâyenin önemli öğelerinden biri.
Asıl öne çıkan motif, birbirlerini hiç tanımayan Daniel Kellner ve yerel bir televizyon kanalının hava durumu sunucusu Margaret Fairchild (Emily Blunt) arasındaki bağ… Daniel ve Margaret, kendilerinin de anlamadığı olağanüstü deneyimler yaşıyorlar. Bu yanıyla, David Koepp’un senaryosunun “Close Encounters…” ile ortak bir izleği olduğu kesin. Uzaylıları görmesek bile etkilerini hissediyor, teknolojilerine tanık oluyoruz.
Filmin henüz gösterime girdiği şu günlerde detaylara hiç girmek istemiyorum ama hikâyenin en çekici yanının Daniel ve Margaret’in serüveni olduğunu söylememde sakınca yok. Aralarındaki bağın gizemi, son bölüme kadar çözülmüyor ve filmi sürüklüyor. Ne var ki, hikâye örgüsünü ve filmin genel akışını sevdiğimi söylemem zor.
Şu ana kadar üzerinde durduğum noktaların çoğu, filmin temaları, motifleri, ortaya koyduğu sorular ve alt metinleri üzerineydi. Açıkçası, bunların hiçbirine itirazım yok. İki karakterin gizemli hikâyesini sevdiğimi de söyledim zaten. Beğenmediğim şey, hikâye örgüsü…
Uzaylıların dünyayı ziyaret etmesiyle ilgili geçmiş hikâye, ne yazık ki yeterince gelişmiyor; arka planda kalıyor. Merak ettiğimiz soruların bir kısmına yanıt veriliyor ama film bittiğinde tatminsizlik hissi sürüyor. Bana sorarsanız, film “asıl hikâyesini” anlatmaya yeterince zaman ayırmıyor; çok da önemli ve ilgiye değer olmayan detaylar öne çıkıyor.
Sekansların aksiyon / gerilim öğeleri üzerine kurulmasına itirazım yok. Kaldı ki, bazıları hiç fena değil. Sözgelimi, açılış sekansı… “Her şeyin serbest” olduğu bir Amerikan profesyonel güreş maçında başlıyor film. Çantasına sarılarak maçı endişeli bakışlarla seyreden ve etrafındaki seyircilerin tepkilerine tedirginlikle bakan Daniel Kellner’in ortama çok yabancı olduğunu, oraya zorla sürüklendiğini hemen fark ediyoruz. O maçtaki şiddet ile Kellner’i oraya çağıran Wartex’in uygulamaları arasındaki paralellik bir yana, Kellner tüm film boyunca Amerikan güreşi gibi kuralları belirsiz bir oyuna sürükleniyor aslında. Tüm bir açılış sekansı; baskı altında karar alan karakterleri tanıtması, giderek daha merak uyandırıcı ve gerilimli hale gelmesiyle Spielberg’ün ustalığının göstergesi… Hugo ile ekibinin saklandığı ve film seti gibi hazırladığı depodaki baskın sahnesi de baştan sona çok iyi.
Film su gibi akıp gidiyor. Hikâyenin çok büyük bölümünün, Wartex ile diğerleri arasında geçen bir kaçma kovalamaca aksiyonu olarak planlandığı belli... Sorun sürükleyicilik ve akıcılık değil elbette. Sorun, Wartex ile uzaylıların arasındaki geçmiş öyküye ve Hugo ile Daniel’ı cesur kararlar almaya yönlendiren sürece filmde çok az yer verilmesi…
Filmin ilk yarısında Margaret’in gizemli hikâyesindeki şaşırtıcı gelişmeler, Daniel ile kız arkadaşının kaçışından çok daha fazla ilgimizi çekiyor. Çünkü Margaret bizden daha fazla bir şey bilmiyor. Yaşadıklarına, kendiyle ilgili yaptığı keşiflere en az bizim kadar şaşırıyor. Tüm bunlar, hemen özdeşleştiğimiz, ilgiye değer bir karakter haline getiriyor onu. Daniel ise daha düz bir karakter ve bu da filmin lehine çalışmıyor.
Scanlon’ın uzaylıların teknolojisini kullanarak Daniel, Margaret ve Hugo’yu hep aynı numaralarla yakalamaya çalışması, açıkçası tekrara düşüyor. Çok şükür, kaçma kovalamaca bir yerde sona eriyor. Daniel ve Margaret’in gizemli geçmiş hikâyelerinin çözülmesi ve filme adını veren sürecin başlamasıyla “İfşa Günü”, daha heyecan verici hale geliyor. Ama kendi adıma konuşursam, tüm bunlar hikâyenin merak ettiğimiz yanlarının anlatılmamasından doğan tatminsizlik hissini çözemiyor. Filmin bittiği yere de çok itirazım yok ama “Bu hikâyede seyretmediğim önemli kısımlar var” hissi kaybolmuyor.
İnsanlık için yeni bir başlangıç noktasında biten ve “İfşa Günü” ile benzer bir finale sahip olan “Close Encounters of the Third Kind”daki hikâye örgüsü bence sorunsuzdu ve uzaylıları finale kadar göstermeme stratejisi baştan sona gayet iyi işliyordu. Gerçi burada öyle bir strateji yok. Bazı arşiv görüntülerinde uzaylıları görüyoruz zaten; ama yine de finaller birbirlerine paralel.
“İfşa Günü”nün sevdiğim yanlarından biri hayvanlarla kurulan telepatik bağlar oldu… Gerçi çok geliştirilmiyor ama uzaylıların doğayla bizden daha güçlü bağlar kurduğunu hissediyoruz. Keşke, Spielberg ve Koepp, bu bağa daha derinlemesine girseydi, demekten kendimi alamıyorum. Mesela filmin en etkili sahnelerinden biri, kırmızı Kuzey Kardinal kuşunun Margaret’ın evine girmesiydi. Orada nasıl bir şey yaşandıysa film bunu daha da geliştirmeliydi bence. Aksiyon / gerilim dozu biraz düşürülebilir; iletişim ve etkileşim temaları üzerine daha çok gidilebilirdi.
Beklentilerimin yüksek olması nedeniyle kuşkusuz biraz hayal kırıklığı oldu benim için ama bu haliyle de seyre değer bir film… Spielberg’in gençlik yıllarındaki temalarına dönmesi de heyecan verici…