Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Şurası çok açık. Türkiye’nin Suriye sahasında elde ettiği yeni pozisyon, sadece bölgedeki dengeleri değiştirmekle kalmayacak. Aynı zamanda kendi içimizde de pek çok ezberi bozacak.

Ankara’nın sözü coğrafyada muteber. Bu itibar sabırla örülen bir planın eseri. Şimdi yeni bir aşamadayız.

Şu günler, Suriye’deki entegrasyon sürecinin en kritik mayalanma süreci. Bugüne kadar terör dili ve araçlarıyla hareket eden bir yapının, artık siyaset üretmesi, meşru zeminlerde bunu yönetmesi gerekiyor.

ŞAM’IN SORUMLULUKLARI VE ANKARA

Elbette bunun sağlıklı biçimde yürümesi Şam’ın atacağı adımlara da bağlı. Sadece Kürtler değil, ülkedeki tüm azınlıklar için siyaset yapmanın ve sistemde temsil edilmelerinin önü açılmalı.

İşin bu tarafında Ankara, taraflara gerek tecrübe aktarımıyla; gerekse muhtemel anlaşmazlıkların çözüm iradesi olarak yardımcı oluyor. Sıkça vurguladığım gibi artık sınır güvenliği değil, Suriye’nin bütünlüğü ve bölgenin barışı esas alınıyor.

İÇERİDE NE OLUYOR?

İçeriye dönelim. Ocak ayının ilk haftalarında hızla gelişen olayların ve ortaya çıkan sonuçların Türkiye’deki etkileri üzerinde konuşmak gerekiyor.

Açıkçası PKK ve onunla bir şekilde irtibatı olan yapıların böyle bir sonucu öngördüklerini sanmıyorum. Örgütün bölgemizde ve küresel ölçekte olan biteni okumak bir yana, bir yandan hayal satıp diğer yandan durumu idare etmek dışında bir yaklaşımı olmadı. Sadece Öcalan’ın 27 Şubat’taki bazı analizlerini bunun dışında tutabiliriz.

KENDİSİNİ VAZGEÇİLMEZ GÖRMEK

PKK’nın, bölgede devlet dışı aktörlere yönelik “kapatıyoruz” anonsunu duymaması, kendisini vazgeçilmez bir muhatap pozisyonunda görmesiyle bağlantılı elbette.

Ortaya çıkan tablonun Türkiye içinde ve sınırlarımızın ötesindeki Kürtlerde (elbette bir kısmında) hayal kırıklığı uyandırdığı meselesinin şöyle bir boyutu da var. Bunun asıl tepki ve öfkesinin PKK ve onun türevi olan yapılara yönelik olduğunu düşünüyorum. Yaygın kullandıkları terminolojiyle “doğru çözümleme” yapamayan örgüte ve uzantılarına karşı.

CUMHURBAŞKANI “SURİYE’NİN TÜM RENKLERİ”

İşin bu tarafında özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı değerlendirmelerin tamamı, kuşatıcı ve onarıcı mesajlar içeriyordu. İşte Mısır ve Suudi Arabistan seyahatlerinin dönüşünde söyledikleri:

"Suriye'nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. “SDG” denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye'deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye'den yanayız. Suriye'nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz.”

KÜRTLERİ TEMSİL İDDİASI

Bu sözler Türkiye’nin terör ve benzeri araçları kullanan yapıları değil, meşru aktörleri muhatap alma politikasının; diğer yandan da herkesi kuşatan rolünün ifadesidir.

Kuşkusuz hiçbir çözüm muhataplarını tamamıyla memnun edemez. Ancak bugün sürecin devamındaki en önemli başlık, Kürtleri temsil iddiasındaki yapıların kendilerini gözden geçirmeleri ve gerçek anlamda siyaset üretecek bir çıkış yapmaları. Öncelikle “Kürtleri temsil” iddiası yerine yaşadıkları ülkeyi bütün olarak görecek bir yaklaşımla mesela.

YENİ PARTİLER DOĞAR MI?

Yeni siyasi partiler mi ortaya çıkar? DEM, kendisini yenileyerek mi yoluna devam eder? Bu yenilenme geçmişin ideolojik kodlarını aşabilir mi? Bugüne kadar hakim olan dilin yerine, farklı bir üslubun ve söylemin inşası mümkün olabilir mi?

Bu soruları çoğaltmak mümkün. Yeni radikal oluşumların güç kazanması zayıf bir ihtimal. Peki yeni bir siyaset üretmeleri bekleniyorsa bu hangi zeminde ortaya çıkacak?

KİM KATKI SAĞLAYABİLİR?

Böyle bir yeni inşanın, nice zamandır örgütün varlığı ve ideolojisi üzerinden kendisini bir zeminde tutan, ama bunu entelektüel hamilik gibi satmayı başaran Türk solundan kimsenin böyle bir beklentisi olmasa gerek.

Böyle bir geleceği kimlerle oturup konuşabilirsiniz mesela. CHP, yakın bir tarihte böyle bir deneme yaptı. Çok sayıda ve meselenin geçmişine emek vermiş isimle biraraya geldi. Özgür Özel’in bu tavrını cesurca bulanlar, küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırmış olmalı. Bu toplantı CHP’nin neredeyse içinde CHP olmadan gerçekleştirdiği bir organizasyondu.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’Yİ DOĞRU ANLAMAK

Hatırlatmakta yarar var. Terörsüz Türkiye sürecinin bu aşaması, herhangi bir şekilde demokrasi paketi değil. Elbette devamında ortaya çıkacak siyasi atmosfer bu çıtanın yükselmesine zemin olabilir. Bu başka bir bahis.

Yeni tablo, eline silah almasa bile örgütle zihinleri yoğrulmuş, onu koruma kalkanı yapan ve varlığının siyaseti zehirlemesine kılıf uyduranların eseri olmayacak.

Nasıl olacağını daha çok konuşacağız. Şimdilik bu kadar.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar