Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör İran'ı ciddiye almak
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        ABD-İsrail saldırısıyla başlayan savaş, pek çok alanda ortaya çıkardığı istikrarsızlık ve belirsizlikle tüm dünyayı etkiledi.

        Savaş sürecini asıl belirsiz kılan, Amerikan politikalarının giderek daha kırılgan ve çelişkili hale gelmesi. Başından itibaren böyle olduğunu düşünenler şu noktada haklı. Savaş kararını şekillendiren stratejiler baştan aşağı ciddi yanılgılarla doluydu.

        Ancak bugün ortaya çıkan durum, savaşın beklenmedik sonuçları üzerinden yaşanan iniş ve çıkışlar. Bunları sadece ABD Başkanı Trump’ın neredeyse her dakika yayınladığı mesajların tutarsızlığı üzerinden ele alamayız.

        ABD’NİN HIRS VE ÖFKESİ

        Bir öfke, hesaplaşma duygusu ve elbette dünyanın en büyük gücü olarak “sorun” hızlı ve kesin biçimde çözme arayışı. Trump’ın sıkça kullandığı ifadeyle gerekirse “yok etme” planı.

        İran devriminin gerçekleştiği 1979’dan bu yana devam eden, geçen zaman içinde pek çok başlıkta yeniden şekillenen bir hesaplaşma bu.

        İsrail’in güvenliği, enerji, değeri şimdi çok daha iyi anlaşılan ulaşım hatları ve İran’ın Ortadoğu’da elde ettiği güç ve nüfuz. Bunlara bir de Avrasya hattında İran’la ittifak kuran büyük güçler eklenince ABD kendisini harekete geçmek zorunda hissetti.

        TÜRKİYE’NİN FARKI

        İmparatorluk geçmişi olmayan devletlerin hafıza ve tecrübesi, taşıma suyla dönmeyen değirmen misalidir. Köksüzlük; anlama ve kavrama çabasını çoraklaştırır. Yeri gelmişken; köklerinden kopma çabası ise imparatorluk sonrası “ulus devlet”lerin acınası bir çabasıdır.

        Bugün Türkiye’nin yönetici kadrosu, bu hususlarda ciddi bir çaba içindedir ve büyük mesafe aldıklarını da görmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve beraberindeki kadronun, bir yanıyla imparatorluk mirasının zengin hafızasına olan duyarlılıklarından; diğer yandan küresel ölçekteki yeni akış ve değişimleri anlama çabasından söz ediyorum.

        Gayet açık. Mevcut yönetimin değil, bizatihi ABD’nin ne İran’ı, ne de bulunduğumuz coğrafyayı anlama şansı var. Türkiye’nin farkı burada daha fazla önem taşıyor ve öne çıkıyor.

        BÜYÜKELÇİ BARRACK

        Söylediği her şey tartışma konusu olsa da, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın tarz ve yaklaşımlarının mevcut yönetimden farklı olduğunu düşünüyorum. 1900’lerin başında ABD’ye göç eden Lübnanlı Hıristiyan bir aileden gelmesine, iş adamlığının getirdiği pragmatizm eklenince böyle bir fark ortaya çıkıyor. Bir büyük politik ayrışmadan söz etmediğimi de buraya not edeyim.

        Bir coğrafyayı tanımak, geçmişinden ve sosyolojisinden haberdar olmak. Kuvvetle muhtemel Barrack’ın bugün bulunduğu pozisyona atanmasının perde arkasında bu fark olmalı. Savaş ve çatışmalar sonrası ortaya çıkacak dönemde rolünün daha fazla öne çıkacağını öngörebiliriz.

        IRAK VE AFGANİSTAN

        Mevcut başkan ve danışmanları, İran’ın ne 2003’teki Irak ve ne de yaklaşık aynı tarihlerdeki Afganistan olmadığını görebildi. İran’ın askeri yetenekleri, bu alandaki farkı oluşturan dinamikler içinde ilk sırada yer almıyor elbette. Kaldı ki balistik füzeler ve insansız hava araçları üzerinden yakaladığı seviyenin ciddi düzeyde olduğu da ortada.

        İran, bulunduğumuz coğrafyanın merkez ülkelerinden. Coğrafyası geniş, pek çok açıdan kendisine sorun yaratacak özellikler taşıyor. Ama aynı zamanda bu coğrafyanın Hürmüz örneğinde olduğu gibi jeopolitik derinlik sağlayan özellikleri olduğunu da gördük. Bir anda küresel ticaret ve enerji hatlarında muazzam bir tıkanma ortaya çıktı.

        İRAN HALKI NEYE SAHİP ÇIKTI?

        Kırılganlığı üzerine çokça hesap yapılan toplumsal yapı, ülkesine yönelik saldırı karşısında yine o hafıza ve tecrübenin getirdiği bir bütünleşme sağladı. Çok karıştırıldığını düşünüyorum. İran halkı, mevcut ideolojik yapıya değil, devlet tasavvuruna ve pek çok açıdan değer ortaklığından beslenen kimliğine sahip çıktı.

        Sıkça söylediğimi tekrar etmek istiyorum. Günün sonunda İran halkıyla devlet arasında yeni bir rıza ve bunu oluşturan sözleşme ihtiyacı ortaya çıkacak.

        ZAFERİ TANIMLAMAK

        Irak ve Afganistan’da bir ABD zaferinden söz etmek mümkün mü? Hayır. Ama farklı stratejiler üzerinden devam eden süreçler oldu. Bugünkü tabloda ABD. zaferin ne olduğunu bile tanımlayamaz hale geldi.

        Yenilmezliği, en büyük güç olma hali yara aldı. Hala en büyük güç. Ama aynı zamanda kolayca hedef haline gelebilecek zaafları olduğu ortaya çıktı. Maliyet daha fazla artmadan çözüm bulmaya çalışıyor. Bir yandan kendi kamuoyuna kazandık mesajı vermeye çalışırken, müzakere konusundaki ısrarı da bunu yansıtıyor.

        Düşman ya da rakip. Hatta dost ya da komşu fark etmez. Ciddiye almadığınız her muhatap beklemediğiniz sorunlar üretebilir.