Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör CHP ve Savunma Sanayii -2-
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bir alıntıyla başlayalım. CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin dünkü grup toplantısına geçen hafta yaptığı SAHA-2026 ziyaretiyle başladı:

        “Orada yerli teknolojilerimizi inceledik, firma ve kurumlarımızı ziyaret ettik. ASELSAN’dan HAVELSAN’a, TUSAŞ’ımızdan TÜBİTAK’ımıza kadar tüm kurumlarımızı ve bu ekosisteme katkı sağlayan, çok önemli görevler yapan şirketleri, pırıl pırıl mühendisleri, gözleri pırıl pırıl gencecik insanları gördük. Elbette savunma sanayiini bir partiye, bir döneme mal edenlere rağmen 1973’te kurulan TUSAŞ’ı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gökleri işaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak TUSAŞ’taki büyük atılımla birlikte bugünlere kadar nasıl geldiğimizi konuştuk. Kimin emeği, katkısı varsa ayırmadan, sakınmadan hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.”

        NİYETTEN FAZLASINA İHTİYAÇ VAR

        Bu uzun alıntıyı yapmamın nedeni önceki yazıyı okuyanlar için malum. CHP ve Savunma Sanayii başlıklı yazımın temel tezi, Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği noktanın sadece ziyaret ve takdir sözleriyle ele alınamayacağıydı. Bu tezin gerekçesi de şuydu: “Türkiye’de özellikle ana muhalefetin bugünkü hali ve bakış açısıyla, savunma sanayiine destek ifadeleri, aldıkları pozisyon ve mevcut 'doktrin'leriyle bağdaşmıyor.”

        Kuşkusuz bu analizim bir niyet sorgulamayı hedeflemiyor. İfade edilen desteğin ve çerçevenin, CHP’nin bölgeye ve dünyaya bakışıyla uyumlu olmadığını, dolayısıyla samimi olsa bile havada kaldığını savunuyorum.

        KURUCU İRADENİN PARTİSİ OLMAK

        Özgür Özel’in dünkü sözlerinin ardından bu düşüncemi değiştirmiş değilim. Ana muhalefet partisinin bölgeye ve dünyaya bakışı, Türkiye’nin savunma sanayiindeki hamleleriyle birlikte ortaya çıkan kimlik inşasından ve gelecek tasavvurundan fersah fersah uzak.

        Buradaki mesele sadece bilgi eksikliğinden ibaret görülemez. Kurucu iradenin partisi olma iddiası sizi tek başına bir perspektife kavuşturmuyor. Bugün bölgesinde ciddi bir güç olarak yükselen Türkiye’nin, bu rolü ve pozisyonu sürdürecek ve kalıcı hale getirecek güç unsurlarına ihtiyacı var. Sadece İran üzerinden ortaya çıkan savaşla birlikte ortaya çıkan tabloya bakmak bile bunu ortaya koyuyor.

        CUMHURBAŞKANI SÖYLEMİ EYLEME DÖNÜŞTÜRDÜ

        Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin dış politikasını, başka bir ifadeyle bölgesel ve küresel perspektifini uzun yıllara dayanan bir tecrübeyle adım adım inşa etti. Bu tezlerin boşlukta gezen söylemler olmasına izin vermedi. Gereken güç unsurlarıyla yoğrulmasını sağladı, risk aldı. Seçim dönemlerinde tüm bunları milletle paylaştı. “Beka karın doyurmuyor” diyenlere rağmen. Savunma sanayiindeki gelişmeleri dudak bükerek izleyenlere, kusur arama ve küçümseme çabasında olanlara rağmen.

        CHP TEZKERELERE HAYIR DEDİ

        Türkiye’nin dış politikası, bölgesinde büyük bir güç olarak sahne alması artık bir medeniyet anlatısı. Bir meydan okuma ve özgüven ifadesi.

        Türkiye, Irak ve Suriye’de risk alıp oyun kurarken, CHP tezkere konusunda bile desteğe yanaşmadı. Hayır oyu verdi. Ankara nerede bir ağırlık oluştursa, “ne işimiz var orada” demeyi tercih etti. Halihazırda bundan vazgeçtiğine dair bir emare de yok.

        Savunma sanayiinin toplumsal meşruiyet alanının her geçen gün genişlemesi karşısında, “Biz de gurur duyuyoruz, destekliyoruz” demek mevcut haliyle politik bir manevradan başka bir mesaj taşımıyor.

        ARAÇ DEĞİL AMAÇ

        Savunma sanayii sadece bir teknoloji hamlesi değil. İhraç ürünlerimizin olmasından ibaret de değil. Elbette bunların hepsi değerli. Ancak asıl felsefesi ve hedefi başka. Arkaplanında muazzam bir güç arayışı, muhtemel tehditlere karşı güvenlik ve özgüven inşası yatıyor.

        Araçları takdir etmek, o araçların hizmet ettiği amaçları sahiplendiğiniz anlamına gelmiyor.