Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Türkiye ne yaptığını biliyor mu?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Türkiye’nin yapıp ettiklerini anlamak için, 28 Şubat 2026’da karşımıza çıkan savaşı ve ortaya çıkan sonuçlarını doğru analiz etmek gerekiyor.

        Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, küresel aktörlerle çok boyutlu ve pozitif ilişkiler geliştiren bir lider. Bunun yansımalarını hemen her krizde ve çatışmada görebiliyoruz.

        Rusya ile doğrudan görüşüyor, Azerbaycan ve Ermenistan’la aynı zaman ve zeminde süreç yönetiyor. İslam dünyasında önemli bir prestij sahibi. Suriye bu örneklerin her birinden daha büyük bir güç birliğine karşılık geliyor.

        Mevcut savaşta Ankara’nın durduğu yer her bakımdan eşsiz ve uzun vadede sonuç üretme kapasitesi yüksek.

        YETERİNCE ANLAŞILIYOR MU?

        Örnekleri artırabilirim. Ancak giriş cümlesine dönersek bunların yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ilişkileri şekillendirirken aslında bir zemin inşa ediyor. Bunu sadece “Türkiye’nin arabuluculuk rolü” olarak görmek, eksik ve yanıltıcı. Arabuluculuk ve pek çok konuda aktif bir diplomasi yürütmek, bahsettiğim zeminin yapıtaşları.

        Bu zeminin ne olduğunu anlatırken, İran savaşı sonrası ortaya çıkan tabloya yakından bakmak açıklayıcı olabilir. Tahran, özellikle Körfez ülkelerine sert biçimde askeri müdahalede bulundu. Bu ülkelerde daha şimdiden kendileri açısından bu tehdidin kalıcı olup olmayacağı tartışması ve endişesi hakim.

        Buradaki istikrar ve güvenlik arayışına liderlik edecek aktörlere ihtiyaç var.

        ABRAHAM ANLAŞMALARININ SONUCU

        Amerikan yönetimi, Trump’la birlikte beklenenin çok ötesinde bir İsrail etkisinde yol alıyor. En azından savaşı başlatan ana dinamiklerden biri bu ittifak. Trump’ın Arap yarımadasında bir zincire dönüştürmek istediği “Abraham Anlaşmaları”, orada yeralan ülkeleri daha güçlü kılmak bir yana, istikrarsızlığa sürükledi.

        Körfez hattında ortaya çıkan tablo, öncelikle yeni dönemde İran’la ilişkiler konusundaki belirsizlik ve elbette endişeyi yansıtıyor. Bunun “soğuk denge” diye tanımlanan bir yerde şekillenmesi mümkün, ancak bu noktaya gelmesi için de büyük çabalar gerekiyor.

        ANKARA’NIN TAVRI EŞSİZ

        Savaşın ilk anından itibaren Ankara, İran’a yönelik saldırının hukuksuz olduğunu ifade etti. Devamında Körfez ülkelerine yönelik İran operasyonlarını yanlış olduğunu ifade etti.

        Bu hamleler, savaşın ateşini düşürme konusunda bir çabaydı. Ancak ondan daha fazlası da var. Gelecekte ortayla çıkacak bölgesel düzenin mimarisine dair adımlardı aynı zamanda.

        Türkiye’nin Suriye’de oynadığı rol, Ahmed Eş Şara yönetiminin adım adım ülke içinde bütünlüğü sağlaması, dahası geniş anlamda Arap ve İslam dünyasında kendisini anlatmaya başlaması, yeni bölgesel düzenin tanımında “mikro” bir örnek teşkil ediyor aslında. Şara, Suudi Arabistan’la çok iyi ilişkiler geliştirdi. Rusya’ya gitti. Bu ilişki ağını daha da genişletme potansiyeli var.

        ARABULUCU OLMAKTAN ÖTESİ

        Burada Türkiye’nin oynadığı rol bir arabuluculuk faaliyetini fazlasıyla aşıyor. Aynı zamanda kendi sınır güvenliğini merkeze alan bir yaklaşımın çok ötesinde bir perspektif içeriyor. Başka bir ifadeyle, Suriye bir model. Daha geniş ölçekte baktığımızda Arap yarımadası başta olmak üzere geniş bir alanda işbirliği ve ittifak arayışlarını besleyecek bir örnek.

        Türkiye, kendi güvenliğini siyasi sınırları dahilinde tanımlamak ve sağlamak yerine geniş bir coğrafyada ittifaklar kurarak adım atmak istiyor. Bunu İran’ın nüfuz elde etme politikasının araçlarıyla, sözgelimi vekil güçlerle karıştırmamak gerekiyor. Bölge ülkeleriyle pek çok açıdan yeni başlangıçlar içeren ittifakların kapısını aralıyor.

        GÜÇLÜ LİDERLİK

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir liderliği en güçlü biçimde ortaya koyuyor. Kimi muhaliflerinin bile “2022 sonrasında zamanın efendisi” olarak tanımlayıp “incelikli, zeki, çok merkezli ve çok kutuplu” bir politika izlediğini söylediği Erdoğan.

        Bunu doğru anlamak, güncel siyasetin sınırlarına hapsolmadan bakabilmekle mümkün.