Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Pekin'de Dünya paylaşıldı mı?

        İkinci İran Savaşı’yla birlikte sadece bölgesel değil, küresel ölçekte dönüşümlerin başladığını öne sürenler hayli fazla. Tercih ettiğim tanım, mevcut bazı dönüşümleri hızlandırdığı ve bazılarının da kapılarını araladığı.

        ABD, son üçü İslam dünyasına ve bunlardan ikisi Ortadoğu’ya yönelik olmak üzere üç saldırı ve işgal girişimi gerçekleştirdi. Afganistan, Irak ve İran. Bunların ikisinde üstünlük sağladığını söylesek bile, ortaya çıkan sonuçların ABD’yi daha güçlü bir konuma taşıdığını iddia edemeyiz. Afganistan’dan nihayetinde uçuş hızıyla kaçtı. Irak’ta hala dengeler kurulabilmiş değil. Üstelik Saddam’ın devrilmesinin ardından Irak’ta kazançlı çıkan İran oldu.

        İRAN SAVAŞININ İLK SONUÇLARI

        28 Şubat tarihinde İsrail’le birlikte İran’a saldırdıktan sonra geçen 37 gün, nokta hedeflerin, lider kadronun ve İran’daki pek çok sivil hedefin vurulduğu ve yok edildiği bir dönem oldu.

        İran’a yönelik Haziran 2025 ve Şubat 2026 saldırıları, Türkiye’nin de merkezinde bulunduğu bölgede büyük dönüşümlere neden oldu. Üstelik bunlar henüz başlangıç.

        Daha şimdiden Körfez hattındaki ülkelerin güvenlik konseptlerinden siyasi pozisyonlarına kadar pek çok kritik başlıkta taşlar yerinden oynadı. Trump yönetiminin kurallara ve normlara bağlı kalmayan “sistem” ya da “düzen” arayışının, bölgemizde ortaya çıkardığı endişeler Türkiye dahil her ülkeyi doğrudan etkiliyor. Tam da bu nedenle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan medyası üzerinden verdiği son mesajların altını çizmek gerekiyor.

        ERDOĞAN: “KURALLARA DAYALI BİR DÜZEN”

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan'ın önemli ajanslarından Kazinform’da yayımlanan makalesinde şu ifadelere yer verdi: "Türkiye olarak, küresel ve bölgesel krizlerin üstesinden ancak 'uygulanabilir kurallara' dayalı bir düzen inşa ederek gelinebileceğini savunuyoruz. Bu kapsamda bölgemizde ve küresel düzeyde kriz ve çatışmaların sona erdirilmesi adına hem çok taraflı örgütler nezdinde hem de müstakilen sorumluluk almaktan kaçınmıyoruz.”

        Bu tanım ve tezler iki bakımdan ele alınabilir. Birincisi, ABD-Çin arasında dünyanın geleceğini doğrudan ilgilendiren bir zirvenin gerçekleştiği dönemde, Türk dünyasının kalbi olan ülkelerden birinde bu mesajların verilmesi. Türkiye son yıllarda Türk İşbirliği Teşkilatı zemininde Kafkasya’nın güneyinden Orta Asya’nın içlerine kadar uzanan alanda ilgi ve ittifak çıtasını yükseltiyor. Bunun sadece Rusya ve Çin’i değil, küresel ana güç olarak ABD’yi de yakından ilgilendirdiğini vurgulamakta yarar var.

        “MÜSTAKİL SORUMLULUK ALMAK”

        İkincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “küresel ve bölgesel krizlerin üstesinden ancak 'uygulanabilir kurallara' dayalı bir düzen inşa ederek gelinebileceğini savunuyoruz” ifadesi, İran savaşıyla birlikte çok daha belirgin hale gelen “düzensiz ve kuralsız dünya” arayışının tehlikelerine işaret ediyor.

        Bu tanım, Ankara’nın büyük krizlerdeki kuvvetli arabulucu rolünün, sadece tarafları bir araya getirmekten ibaret olmayan boyutuna dikkat çekiyor. Erdoğan’ın “müstakilen sorumluluk almaktan kaçınmıyoruz” sözleri de bunun ifadesi.

        PEKİN’DE DÜNYA PAYLAŞILDI MI?

        13-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen Çin-ABD zirvesi pe çok açıdan büyük ilgiyle takip edildi. Kuşkusuz ana soru, “uluslararası sistem” ya da “dünya düzeni” olarak tarif edilen dengelerin, yeniden kurulacağı bir zemin olup olmayacağı yönündeydi.

        Türkiye ölçeğindeki ülkelerin yükseliş hikayesi, az önce sözünü ettiğimiz sistem ya da düzenlerin yetersizliğiyle doğrudan ilgili elbette. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaklaşık 15 yıldır uluslararası örgütlerin savaş ve krizleri çözmekteki acziyetine, karar mekanizmalarındaki adaletsiz güç dağılımına dikkat çekiyor. Bu kuruluşların dünyadaki yeni güç dengelerine göre tekrar ele alınmasını öneriyor.

        Kısaca Xi-Trump buluşması, dünyanın yeniden paylaşıldığı ve bu paylaşımın kural ve normlarının ele alındığı bir zirve oldu mu?

        Kuşkusuz bu iki liderin görüşmesi ve ele aldıkları her başlık küresel ölçekte yeni etkiler oluşturacaktır. Ancak burada dünyayı paylaşma anlamında bir “iki kutup” ya da kuralların, normların yeniden tanımlandığı bir başlangıçtan söz etmek gerçeklerden çok uzak olur.

        ABD İŞGALCİ, ÇİN BARIŞ GÜVERCİNİ Mİ?

        Amerikan gücünün sınırsız ve kuralsız biçimde kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak isteyen Trump’la; kendi yükselişini dikkatle ve sabırla yeniden tanımlayan Xi arasındaki görüşmeler böyle bir döneme işaret etmiyor. Çin “barışçıl” anlamlar yükleyen Avrasya muhipleri kusura bakmasın ama, bu ülkenin su gibi akan ve herhangi bir değer ya da kural üretmeyen tarzının ABD’den tek farkı, meseleyi askeri hamlelere dönüştürmemiş olması.

        1949 sonrası dış politikasını “müdahale etmeme” üzerine kuran Pekin’in yola böyle devam edeceğini düşünmek ağır bir yanılgı olabilir. Bir sonraki yazıda Çin’in yeni güvenlik mimarisine dair öngörü ve tartışmaları paylaşacağım.