Terörsüz Türkiye, daha önce kendisiyle kıyaslanan süreçlerin aksine (Çözüm Süreci gibi), siyasi sınırlarımızın ötesindeki kritik sorunları yönetmeyi merkeze alan bir çerçeveye sahip.
Başka bir ifadeyle, “erken bir okuma” ve Türkiye’nin kendi etrafında tırmanan bazı çatışma alanlarına dair bir “tedbir paketi”. Hedefi sadece bu sorunları askeri olarak yenmek değil; aynı zamanda kendisine tehdit içeren tüm boyutlarını bertaraf edip, kendi lehine ittifak ve zeminler üretmek.
ORTAK GELECEK TASAVVURU
Peki tüm bunların terör örgütü üzerinden ele alınması, aynı zamanda ülke içinde sonuçlar üretecek bir süreci ifade etmiyor mu? Kesinlikle evet. Bir yandan 40 yılı aşan bir zaman diliminde muazzam kayıplara neden olan, toplumsal dengeleri sarsan ve toplamda Türkiye’nin ayağına pranga olan terör belasının kalıcı olarak bertaraf edilmesi. Diğer yandan terörle birlikte ortaya çıkan yaraların ve hassasiyetlerin onarılması, yeni bir mutabakat etrafında gelecek tasavvuru inşa edilmesi.
Hedef ve gelecek ortaklığının bir ülke için ne derece hayati önemde olduğunu 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler yeterince hatırlatmış olmalı.
TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONU
Terörsüz Türkiye, bir diğer tanımla Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun ana damarlarından birini oluşturuyor. Bu yönüyle siyasetin uygulayıcı olduğu, en üst düzeyde siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenip riskleri göze aldığı bir süreçten söz ediyoruz.
En net biçimde ifade edersek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gerek irade beyanı ve gerekse kararlılığıyla; MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu çerçeveyle ilerleyen bir süreç. Bu irade ve çerçevenin devlet politikası olarak şekillenen bir zeminde ilerlediğini de tüm bunlara ekleyebiliriz.
ALINAN MESAFE ÖNEMLİ
Ağustos 2024 itibarıyla “iç cepheyi güçlendirmek”, Ekim 2024 sonrasında Devlet Bahçeli’nin söylem katkısı ve önerileriyle şekillenen dönemin, bu düzeyde derin bir sorun karşısında şu ana kadar aldığı mesafe çok önemli. Tüm bunlar, Türkiye’nin bölgesinde yükselen gücü ve bununla birlikte ortaya çıkan ihtiyaçlar ve araçların artması, dolayısıyla sadece siyasi sınırlar dahilinde değil, sınır ötesini aşan alanlarda ortaya çıkan “kader ortaklığı” arayışıyla birlikte okunmalı.
Terörsüz Türkiye, bir ortak kader çağrısı. Ankara’nın coğrafyasındaki kardeşlerine uzanan eli. Yabancı ellere sarılıp günün sonunda çaresiz ve yalnız kalanlara uzanan bir barış eli.
HEDEF ORTAKLIĞI DEĞİŞMEDİ
Tekrar 2024’ün son aylarına dönelim. Olup bitenin ve ortaya çıkan dinamiklerin iki öneri etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Birincisi terör örgütünün silah bırakması, ikincisi kendisini tüm unsurlarıyla birlikte tasfiye etmesi. Bu iki başlığın yönetilmesine dair öneriler, zaman zaman birbirinden farklı oldu. Ancak bu farklılıklar, sürecin ana hedefine ulaşma konusundaki kararlılığı değiştirmedi.
Nitekim İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki çağrısının ardından örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakması yönündeki adımlar şekillenmeye başladı. 2025 Temmuz ayında ortaya çıkan ve sembolik değeri yüksek “silah yakma”nın ardından, örgütün önce ülkemiz sınırlarından, ardından belli mağaralardan ve mühimmat bulunan alanlardan çekilmesi, sürecin olumlu adımları olarak kayda geçti.
Devamında ise TBMM’deki siyasi partilerin büyük bölümünün katılımıyla kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı ve sonuç raporunu yayınladı.
DAĞ KADROSUNUN SÖYLEMLERİ
Bu raporun ardından ise sürecin gerektirdiği yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi için atılması gereken adımlara dair beklentiler yoğunlaştı. Şimdi bu yasal düzenlemelere dair çalışmaların takviminin hızlanması bekleniyor.
Elbette burada birkaç noktanın altını çizmek gerekiyor. Öncelikle bu sürecin tamamlanması konusundaki devlet kararlılığı devam ediyor ve bunda herhangi bir değişim yok. Ancak İran savaşıyla birlikte ortaya çıkan atmosferde örgütün gerek silah bırakma, gerekse örgütün fesline dair geniş çaplı adımlar konusunda ağırdan alan tavrının süreci ne denli olumsuz etkilediği de dikkate alınmalı.
Sıkça dağ kadrosundan gelen ve geriye dönüş tehdidi içeren açıklamalar yerine, silahları bırakma ve bunlara dair adımları ilgili kurumlarla paylaşma tercih edilse akışın daha da hızlanacağı ortada.
Türkiye’nin atılacak hiçbir adımı boşlukta bırakmayacağını bilecek kadar “tecrübe” sahibi olanların, ayak sürümesi, ne sürece, ne barışa ve ne oluşan olumlu havaya katkı sağlayacaktır.
KARDEŞ HUKUKU
Ankara’nın bölge ve dünyaya dair erken okuma kabiliyetini hafife almak, Suriye örneğinde oluşturduğu entegrasyon sürecini görmezden gelmek, orada barış isteyen bir iradenin, başka bir yerde “savaş” istediğini ima etmek çıkmaz sokağa sapmaktan başka bir anlama gelmiyor.
Türkiye’nin Terörsüz Türkiye hedefine olan ihtiyacı sadece kendi güvenliğine dair kaygılardan ibaret olsaydı, coğrafyanın dört bir yanında kendisine kimlik dahi verilmeyen kardeşlerinin hukukunu koruma derdinde olmazdı.
Bunu görmek zor olmasa gerek.