ABD ve İran arasında bir anlaşma olacak mı tartışması haftalardır sürüyordu. Bu yazının bittiği dakikalarda Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, anlaşmasının sağlandığını ifade eden bir mesaj yayınladı:
"Yoğun görüşmelerin ardından, Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki Barış Anlaşması'nın ulaşıldığını gururla duyurmaktan memnuniyet duyuyoruz. Her iki taraf da Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirildiğini ilan etmiştir. Resmi imza töreni Cuma günü, 19 Haziran'da İsviçre'de gerçekleştirilecektir."
Şerif mesajında, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'a teşekkür etti.
İSRAİL SÜREKLİ SABOTE ETTİ
Böyle bir anlaşmanın olacağını yaklaşık üç haftadır ifade ediyorum. Şu ana kadar ortaya çıkan başlıkların, üç aşağı beş yukarı çerçeveyi ortaya koyduğunu da düşünüyorum.
Diğer yandan İsrail’in anlaşmayı sabote çabasının, ABD içinde bir karşılığı olduğunu hatırda tutmakta yarar var. İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmanın sonuç vermeyeceğini savunan bir anlayış bu.
Aynı düzeyde sert olmasa da, anlaşmanın iki ülke arasındaki çatışmaları ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldırmasının kolay olmadığını savunanlar var. Yani savaş durabilir, ancak savaşa giden yolların ve sebepler zincirinin hemen yok olması beklenmemeli.
Esasen bu görüşün parantezinde ABD’nin yenmeyi başaramadığı bir İran’ın, daha önceki gündemini yeniden ve belki de daha güçlü biçimde inşa etmesinden duyulan endişe var. Buradaki endişe adreslerinin önemli bir bölümü yine İsrail’le bağlantılı.
Oradaki kaygının özeti ise Şu: Eğer İran rejimi, Lübnan, Irak ve Yemen başta olmak üzere İsrail’i tehdit eden; ayrıca Körfezi baskı altında tutan politikalarını sürdürürse imzalanacak anlaşma onu daha da güçlü kılabilir.
Aynı tezin sahipleri üzerinden devam edersek, anlaşma gereği İran üzerindeki yaptırımların hafifletilmesi söz konusu olursa, bu durumda ekonomik açıdan rahatlayan rejimin yeni tehditler oluşturma kapasitesinin artacağı öngörülüyor.
BİR ANLAŞMADAN FAZLASI
Bu tezin sahipleri, yakın bir tarihe kadar Trump’a istediklerini yaptırabilme anlamında daha güçlüydü. Şimdi aynı güç ve pozisyonda olmadıkları anlaşılıyor. Ancak süreci etkileme kapasiteleri kesinlikle devam ediyor.
İran’la yapılan anlaşmanın, görünenden çok daha fazlasını içerme kapasitesi olduğunu düşünüyorum. İki ülkenin sıkça küçük çatışmalar ve karşılıklı tehditler ortaya çıksa bile, anlaşmanın eşiğinden ayrılmaması tam olarak buna işaret ediyordu.
Savaşın devam ettiği dönemden ateşkese doğru geldiğimizde ABD ve İran’ın savaş öncesine göre hangi alanlarda değişime uğradığını yeterince tartışmadığımız çok açık. ABD’nin İran’ı yenemediği doğru. Ayrıca son derece beklenmedik sonuçlar üretecek bir anlam haritasına sahip. Ancak yenilmeyen İran’ın ortaya çıkan tabloda değişmediğini iddia etmek fazlasıyla aldatıcı olabilir.
STRATEJİK KÖRLÜK
ABD tarafında strateji üretme iddiasında olan bazı merkezlerin, özellikle savaşın ilk günlerinde yazdığı “ucube” tezlere birkaç kez değinmiştim. Sözgelimi bunlardan bir tanesi, (ki son derece etkin bir kuruluştu) Devrim Muhafızları Ordusu’nun ideolojik yapılanması ve gücüne işaret ederken, ABD’nin İran’ın geleneksel ordusu Artesh’e yatırım yapması gerektiğini savunuyordu. Gerekçe olarak da bu ordunun Şah döneminde kalan “laik” bir yapılanma olduğunu öne sürüyordu. İlk mektep düzeyinde bir İran bilgisi dahi bu tezin pespaye halini görebilirdi.
Bu körlüğün belli düzeyde devam ettiğini bugün de söylemek mümkün. Ancak en azından şunun farkında olduklarını ve bir “anlaşma” için ortaya çıkan ısrarın asıl nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum.
İRAN DEĞİŞİYOR
İran, sadece 38 günlük savaş ve sonrasında değil, hatta sadece Haziran 2025 savaşında da değil; bugünlere hazırlanırken ve süreçlerini planlarken değişti. Meseleyi getirip “rejim değişecekti, hani işte yerinde duruyor” biçiminde tartışanlarla yolumu burada ayırıyorum.
İran, kendisine atfedilen tecrübe ve devlet geleneğine uygun biçimde bu süreçte kendi değişimini tartışmış, planlamış ve altını çizerek söylüyorum, pek çok aktörünü kaybetse bile bir noktaya taşıyacak düzeyde şekillendirmiş görünüyor.
Dün İran rejimini yıkmaktan söz edenlerin ciddiye alınır tarafı yoktu, bugün de yok. “Kendi haline bırakalım üç vakte kadar çöker “ diyenlerin de durumu da farklı değil.
İRAN OYUNDA KALDI
Makulden uzaklaşmayan analizler, bu ülkenin kendi değişim sürecini yönetme derinliği ve kapasitesine işaret ederken, bugünleri tarif ediyordu. İran değişiyor, daha da değişecek. Bu, bir rejimin çöküşü, teslimiyeti veya mutlak galibiyeti gibi büyük başlıklar üzerinden değil, kendi iç dinamiklerinde ortaya çıkan, zaman zaman ciddi iktidar kavgalarına sahne olan, sancılı ve sosyolojisi hayli renkli ve karmaşık süreçle gerçekleşiyor.
İran oyunda kalıyor. Dahası onun oyun dışı kalacağını iddia edenlerin geleceği okuma noktasında sınıfta kaldıkları ortada. Mesele, öncelikle oyunda kalanın kendisini içeriden dışarıya doğru nasıl tarif edeceğini öngörmek. Bunun yanında dışarıdan içeriye nasıl bir el uzatıldığını okumak.
Gerçekleşirse 19 Haziran'da atılacak imza, bölgemizde pek çok dengeyi çok daha hızlı biçimde etkileyecek.