Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi’ne üç gün kaldı. Bu alandaki ilk yazıda, Türkiye’nin niçin İttifak’ta yer alması gerektiğini ele almış; ikincisinde ise Türkiye’nin yerini ve NATO’nun ona ihtiyacını değerlendirmiştik.
Kendi payıma hangi cenahtan gelirse gelsin dış politikanın ve bu alandaki ittifak ve pozisyonların ideolojik bakış açılarına hapsedilmesinden, bu yönde ortaya çıkan bilgi kirliliğinden bıkmış durumdayım. Zirve sürecinde en büyük gayretim, bu dezenformasyonla mücadele etmek olacak.
NATO VE YENİ KÜRESEL DÜZEN
NATO, büyük ve önemli bir ittifak. Orada bulunmanın getirdiği fırsatları ve riskleri ele alıp tartışmak çok doğru bir yaklaşım. Ancak asıl önemli olan bu tartışmaların gerçekle bağının güçlü olması; sadece olup biteni değil, geleceği de doğru okuyacak nitelikte olması.
Önümüzdeki hafta Zirve’de ortaya çıkacak sonuç bildirgesi ve mesajlar üzerinden yeni bir dönemi anlama çabası içinde olacağız. Ancak şimdiden şunu söylemek mümkün: Burada NATO üzerinden tanımlanan değişim, aynı zamanda küresel ölçekte yeni düzen arayışının kodlarını da netleştirmeye başlayacak.
Kuşkusuz bu öncelikle bir güvenlik paradigması değişimi. Türkiye’nin Zirve’ye ev sahipliği yapmasının ötesinde öne çıkan rolü ise tam olarak burada şekillenmeye başlıyor. Giderek sıkça kullanılan bir ifadeyle, Türkiye’nin ‘güvenlik üreten bir ülke’ olduğunun altı çiziliyor. Doğru, fakat tek başına güçlü bir tanım değil. Bu konumda başka ülkeler de var.
Türkiye’yi onlardan ayıran özellik, sadece güvenlik üretmesi değil, yeni güvenlik paradigmasının inşasında kilit role sahip olması.
GÜVENLİĞİN YENİ BOYUTLARI
Soğuk Savaş Dönemi’nin güvenlik tanımında, öncelikle sınırlar vardı. Onları tanklarla, ordularla, karşılıklı bir nükleer caydırıcılık dengesiyle koruma çabası vardı.
Bugün ne var? NATO belgelerinde ve dünyadaki güvenlik tartışmalarında hangi başlıklara rastlıyoruz? Kritik altyapılar, tedarik zincirleri, siber alan, hibrit tehditler, yapay zeka ve enerji güvenliği.
Sadece bu kadar mı? LNG terminalleri, veri merkezleri, çip üretimi, denizaltı kabloları. Yani güvenlik artık sadece toprağı korumayı değil, bu akışları ve bağlantıları korumayı hedefliyor.
AKIŞ YÖNETEN GÜÇ TÜRKİYE
Türkiye’yi bu denli değerli kılan ve önemli hale getiren, bulunduğu coğrafyadaki kesişim noktaları. Karadeniz’den Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Pasifik hattına, Orta Doğu’dan Akdeniz’e, Balkanlardan Avrupa’ya bir kesişim ve bağlantı.
Bu bağın üzerinden akıp gidenler ise enerji hatları, fiber optikler, demiryolları, koridorlar, Türkiye’nin Montrö ile stratejik değerini koruduğu boğazlar, Suriye-Irak hattında ortaya çıkan yeni ittifak ve entegrasyonlar.
Özetle, Türkiye artık bir sınır koruyucu değil. Suriye konusunda defalarca altını çizdiğim gibi, sadece sınır güvenliğini esas alan bir vizyonla hareket etmiyor. Az önce sınırlarını hatırlattığım geniş coğrafyada muazzam bir akışı yönetiyor.
TAVİZ VE PAZARLIK KONUSU
NATO Zirvesi’ne doğru akan dönemde Türkiye’nin bu özelliklerinin daha fazla fark edildiğini söyleyebiliriz. Obama Dönemi’ndeki yaklaşımları saymazsak, Biden Dönemi’nde Türkiye’ye yönelik kelimenin tam anlamıyla “ölü bakışlar” sergilendiğini söyleyebiliriz.
Ancak Türkiye açısından kritik süreci başlatan, Trump’ın ikinci dönemi oldu. Sıkça gündeme getirilen “taviz” ve “pazarlık” iddialarının olumsuz çağrışımlarına zerre kadar aldırış etmediğimi belirteyim. Ülkeler veya güç merkezleri arasındaki ilişkilerde bunlar elbette olacaktır. Kimse kimsenin kaşına gözüne hayran değil. Herkes kendi çıkarını en üst düzeyde elde etmeye çalışıyor.
Türkiye de bu resimde kendi rolünü ve geleceğini arıyor. Bu durumu, ülkemize bir ‘rol dayatıldığı’ şeklinde okuyanların ya anlayıştan ya da iyi niyetten yoksun olduğunu düşünüyorum.
BÖLGESEL DÜZEN KURUCU TÜRKİYE
Trump’ın inişli çıkışlı görünen söylemleri, çelişkili beyanları arka planda işleyen bir aklın olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ancak daha önce de ifade ettiğim gibi bu alanda Trump’tan daha çok ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın söylemlerini takip etmeyi tercih ediyorum. Bildiğiniz gibi sorumluluk alanına Suriye’nin yanı sıra Irak eklendi yakın tarihte.
Barrack’ın Osmanlı’yı hatırlatması, Ankara’nın bölgesel düzen kurucu rolüne atıfta bulunması, komplo teorilerinin gölgesinde ele alınarak anlaşılamaz. Bir güç merkezi, sizin sahip olduğunuz potansiyel üzerine oyun kuruyorsa, ona birden farklı senaryoyla karşılık verebilirsiniz. Mesela çatışabilirsiniz. Yahut kendi gücünüz ve çıkarlarınız doğrultusunda oyun kurgunuzu ortaya koyar, ittifaklar kurar ve geleceğinize yön verebilirsiniz. Oyun dışı kalıp izlemek bir başka seçenek. Ama o takdirde size yazılan kadere mahkum olursunuz.
KAFASI KARIŞIK AVRUPA
Ben Türkiye’nin oyun kurucu rolünün giderek daha da yükseldiğine, yeni ittifakların büyük ortağı olacağına inanıyorum. NATO’nun ABD tarafı, Ankara’nın farkında olma konusunda hayli istekli. Bu durumun 7-8 Temmuz tarihli zirveye yansıyacağını öngörüyorum.
Ancak Avrupa kanadının Türkiye üzerinde aynı yerde olduğundan emin değilim. Çünkü değişen güvenlik paradigması konusunda yeterince net değiller. Bunu bir sonraki yazıda tartışmak üzere noktalayalım.