Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Ankara yoluna devam ediyor

        ABD-İran arasında anlaşmaya doğru giden süreç başladı. Öncelikle burada 60 günlük bir ateşkes var. İkincisi İsrail’in, belli ölçüde ABD içinde de karşılığı olan itirazlarının süreci kesintiye uğratma ihtimali de var. Ancak savaşı yeniden başlatacak bir güce sahip olduklarını söyleyemeyiz. Her durumda bu anlaşmanın gerçekleşeceğini, ortaya çıkan tablonun da bölgemizi çok ciddi biçimde etkileyeceğini öngörüyorum.

        İRAN YENİLMEDİ ANCAK

        İran yenilmedi, ancak aldığı hasar da gözardı edilemeyecek kadar büyük. Kendi içinde özellikle son birkaç yıldır hızlanan değişim ve dönüşümü yönetirken bu yaralarını sarmak zorunda. Dahası yeni bir toplumsal mutabakata ve bunun zeminini oluşturacak bir ekonomik modele ihtiyacı var. Pek çok analizden ayrıldığım nokta, İran’ın böyle bir değişim sürecini özellikle Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’la birlikte başlattığı yönünde.

        NATO ZİRVESİ VE TÜRKİYE

        Buradan hızla Türkiye’ye dönmek istiyorum. 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir NATO zirvesi düzenlenecek. Ülkemizde yapılmasından, bölgemizde NATO’nun en büyük gücünün merkezinde yeraldığı savaşa kadar çok sayıda sorun ve tartışmayla birlikte.

        Zirvede ortaya çıkacak mesajları beklemek daha doğru olabilir. Ancak Türkiye’nin yeni dönemdeki rolüne ve gücüne dair gidişat zirveyle sınırlı değil. Ankara’nın uzun zamandır devam eden yükseliş hikayesinin yakın dönemde çok daha farklı anlamlar kazanacağını düşünüyorum.

        TÜRKİYE’YE ROL MÜ BİÇİLİYOR?

        Söz buraya gelmişken, İran savaşı sonrasında bölgemizde ortaya çıkacak dengelerde Türkiye’nin rolüne dair birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

        Öncelikle Türkiye’ye bir rol biçilmiyor veya dayatılmıyor. Bu Soğuk Savaş döneminden arta kalan bir dilin yansıması. İç siyasetteki tartışmaların gölgesinde yeterince tartışamasak da Ankara bölgedeki oyun ve denge kurucu rolünü çok daha geniş bir alana taşıyor. İran’ın oyunda kalması kuşkusuz yeni rekabet alanları ortaya çıkarabilir. Ancak Türkiye, son yıllarda ortaya koyduğu politikalarla bu rekabette çok daha güçlü ve avantajlı.

        SURİYE DEVRİMİ VE ANKARA

        Suriye Devrimi, bu gücün sahaya yansıyan en önemli örneklerinden birisini oluşturuyor. Ankara, gayet şeffaf biçimde Şam’daki yeni rejime giden yolun en önemli bölgesel aktörü oldu. Burada dengelerin kurulması için desteğini sürdürüyor.

        Diğer yandan Terörsüz Türkiye kapsamında ortaya çıkan gelişmeler, SDG yapısının çözülmesi ve Şam’a entegrasyon yönünde adımların hızlanması da tablonun önemli bir parçası. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yıllarca sınırlarımızın ötesinde tehdit olan bir yapılanmaya izin vermeyeceğini ifade etti. Geldiğimiz noktada böyle bir tehdit bertaraf edildiği gibi, Suriye’deki mevcut rejimin ortaya çıkardığı dengelerin Türkiye’nin gücü olarak şekillendiğini görüyoruz.

        TÜRKİYE-IRAK İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM

        Şimdi benzer bir durum, elbette dinamikleri farklı olsa da Irak üzerinden şekillenecek. Ülkenin kuzeyindeki bölgesel yönetimle Ankara’nın ilişkileri uzun zamandır son derece olumlu ve güçlü. İran ve PKK üzerinden arıza çıkaran Süleymaniye hattının da bu hatadan dönmek için çaba gösterdiğini görüyoruz.

        Erbil’le kurduğu ilişkilerde Ankara’nın en temel hassasiyeti Bağdat yönetimini merkeze alması oldu. Şimdi bu ilişkinin özellikle Kalkınma Yolu Projesi’ni de dikkate alırsak, çok farklı boyutlar kazanacağı bir dönemdeyiz. Elbette Bağdat yönetiminin ve genel anlamda Irak’ın bir an önce ülke dışı aktörlerin baskısından kurtulması da önemli.

        TÜRKİYE-SURİYE-IRAK

        Bu noktada Türkiye’nin Suriye ve Irak’la oluşturacağı yeni ittifak zeminine odaklanmak gerekiyor. Bu denkleme Lübnan’ı da eklemek mümkün. Ancak bunun için ülkedeki iktidar dengesi üzerindeki arayışların bir parça olsun açıklığa kavuşması gerekiyor. Ankara-Şam hattının gücü Lübnan’a da yansıyacaktır.

        NATO DIŞI ARAYIŞLAR

        Türkiye, bu süreçlerin ortasında NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Kuşkusuz dış politikada farklı görüşler her zaman olacaktır. Bölgeye ve dünyaya dair yeni arayışlar, sözgelimi Avrasya hattı, Rusya ve Çin gibi güçleri daha fazla dikkate almak gibi yaklaşımlar da öyle.

        Ancak söz konusu hatta yeralan büyük güçlerin, sanki emperyal arzularını rafa kaldırmış ve insanlık yararına hareket ediyormuş gibi tanımlanması akıl alır gibi değil.

        Türkiye, tarihin en büyük imparatorluklarından birinin mirasçısı ve devamı. Kimin hangi emele sahip olduğunu bilecek kadar da tecrübeli. Sırf birilerinin ideolojik arzuları tatmin olacak diye kendi coğrafyasındaki etkinliğini ve gücünü siyasi sınırlarına hapsedemez.

        İRADE KİMDE?

        NATO zirvesi, her sorunun çözüme kavuşturulduğu bir zemin değil elbette. Kendi aralarında ciddi sorunlar, rekabetler olan ülkelerin oluşturduğu bir ittifak aynı zamanda. Ancak Türkiye yıllar yılı yaptığı gibi yine ittifakın güçlü bir üyesi olarak yoluna devam edecek. Hatta buradaki etkinliği arttığı gibi, az önce sözünü ettiğim blokları oluşturarak yeni güç alanları inşa edecek.

        Türkiye, küresel aktörlerle yeni arayışlar ve ortaklıklar oluştururken, onu başka güç merkezleri adına yıpratmaya çalışmanın makul bir yanı olamaz. İradesini teslim etmekle, ortak iradeler etrafında güç oluşturmak birbirinden dağlar kadar farklı yaklaşımlar.

        Ankara, yoluna devam ediyor.