Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Oray Eğin Sadece tasarım değil
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Geçtiğimiz günlerde pek kimse fark etmese de Türk basınında küçük ama önemli bir devrim yaşandı. Anadolu Ajansı kendi sitesini 2000’lerden beri medyaya hakim olan “carousel” geleneğinden vazgeçerek yeniden tasarladı. Oysa şu anda bu yazıyı okuduğunuz Habertürk de dahil 10-20 manşetin ana sayfada aynı boyut ve şekilde araya serpiştirilen ilanlarla birlikte yan yana birbirine benzer grafik ve görsellerle sunulmasından hiçbir zaman vazgeçilmeyecek, sonsuza kadar bu tasarımla yaşayacakmışız gibi gözüküyordu.

        Umudum AA’nın bu adımının başka mecralara da örnek olması. Gerçi çok ümitli değilim ama belki ajansın sitesinin şimdi ne kadar temiz, ne kadar kolay okunduğunu görenler ilham alır. Okuru cafcaflı fotoğrafları kaydırmaya yönelik bir tasarım yok. Sayfanın manşeti belli, bölümler çok net.

        Bu değişim öncelikle okurun dikkatini sayfada tutmak açısından önemli. Zira Türk basınının en az 15 yıldır bayıla bayıla kullandığı çoklu manşet sistemi okuyanı sadece fotoğrafları kaydırmaya teşvik ediyor. İnsan ister istemez yan yana duran 20 tane görseli hızlı hızlı tamamlayıp bir işi bitirmenin verdiği tatmini yaşamak istiyor. Görsellerin ne olduğu, üzerindeki yazılarda ne yazdığının hiçbir önemi yok; çoğu zaman dikkat edilmiyor zaten.

        HABERİN HİYERARŞİSİ

        Dünyadaki bütün gazetelerin bu sistemi deneyip hızlıca vazgeçmelerinin bir nedeni var. Habercilik açısından da problemli bir sistem bu. Hayatta her şeyin olduğu gibi haberin de bir hiyerarşisi var. Donald Trump’ın İran’a savaş ilan etmesiyle Galatasaray’ın sahasında yenilmesi aynı ağırlıkta değildir. Hele hele yeni başlayan bir dizi oyuncusunun Cihangir’de görülmesi “carousel” sisteminde yan yana, eşit ağırlıklıymış sunuluyor. Sırayla manşetleri kaydıran parmaklar aynı boyutta, benzer yazı tipleriyle, yan yana sunulan bu haberlerin beyne aynı önemde olduğu mesajını iletiyor.

        Bir süre sonra okur neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt edememeye başlıyor. Hassasiyeti zedeleniyor, karar verme yeteneği zarar görüyor. Okan Buruk’un karısının yeni saç rengiyle Lübnan’da öldürülen 300 kişiye beynin verdiği tepki benzemeye başlıyor. Önce refleks olarak ikisine de sadece bakılıp geçiliyor, ardından kayıtsızlık, umursamazlık, ilgisizlik geliyor.

        Geleneksel gazetelerde birinci sayfada yer alan haberlerin boyutu, yeri, manşet mi sürmanşet mi olduğu haberin hiyerarşisine göre belirlenmiştir. Gazetecinin bir işlevi de okur için neyin önemli olup olmadığına karar vermek, ona yol göstermektir.

        Bu işi layığıyla yapanlar her gün okurların farkında olmadığı binlerce küçük karar verir. Bir haberin ne kadar uzun olup olmadığı, hangi ifadelerin kullanıldığı, fotoğrafın boyutu, açısı vs. birer matematik işidir.

        Ancak Türkiye’deki siteler bu tasarımla gazeteciliğin en önemli silahlarından biri olan çerçevelemeyi yok etti. Dolayısıyla gazeteciliğin etkinliği de azaldı.

        Bu çoklu manşet tasarımının tercih edilmesindeki birincil neden tık avcılığıydı. İnternet yayıncılığının ilk dönemi trafik savaşları üzerine kurulmuştu ve herkes en fazla tık’ı alabilmek için birbiriyle yarış halindeydi. Çıplak kadın galerileri, gel-gel yapan manşetler, “Gördüklerinize inanamayacaksınız,” diye tık avcısı başlıklarla okur kandırıldı. Ama herkesi sonsuza kadar kandıramazsınız, bir süre sonra bu formüller eskidi.

        Örneğin Meta AI şimdi Facebook’ta paylaşılan tık avcısı manşetleri otomatik olarak özetliyor, siteye herhangi bir trafik göndermeden haberi kendi içinde tüketiyor. Yapay zeka devreye girmeden bile okurlar yorumlara bu tuzak manşetlerin içeriği bir-iki cümlede özetliyordu zaten.

        Yapılan araştırmalar artık okurların kolay kolay her önüne gelene tıklamadığı, vaktini fotoğraf sektirerek geçirmek istemediği yönünde.

        İNTERNET’İ ÇÖZEMEDİLER

        Bizde bu tasarımın kalıcı olmasının nedenlerinden bir diğer nedeni de İnternet yayıncılığının ilk günlerinde medya yöneticilerinin alışık olmadıkları bu mecra konusunda ne yapacaklarını bilmemeleriydi. Çoğu cep telefonuna bile zor alışan patron ve yöneticiler daha e-mail kullanmayı yeni çözerken karşılarına yepyeni bir mecra çıktı.

        Hatırlıyorum, epey bir süre gazetelerin İnternet siteleri küçümsenir, ikinci kalite muamelesi görürdü. Hatta birçok gazeteci ana gazeteden İnternet’e sürgüne gönderilirdi. Bu yüzden pek çok genel yayın yönetmeninin yetkisi dışındaydı İnternet siteleri. Önlerindeki net geleceği algılayamadılar.

        İnternet sitesinin gazetenin bir yüzü, devamı olduğunu, İnternet’i öncelikli mecra kılan New York Times fark etti. Bütün yayıncılık stratejisini ona göre belirleyerek hem okurlarını artırdı, hem de karlılığını.

        Bizde ise sistem 15 sene önceki haliyle devam ediyor. Haber siteleri ya da gazetelerin uzantısı siteler uzun yıllar sadece teknikten anlayanların yöneticiliğinde çıktı. Bu isimler, teknik jargona hakim olmayan medya yöneticileri uzun süre kandırdı. 2000’lerin ikinci 10 yılında Batı’dak iletişim fakültelerinde kod yazma derslerinin konması teknikle yazı işleri arasındaki dil bariyerini aşmak içindi. Zira teknikçiler belki sayfanın işlemesini iyi biliyordu ama yayıncılık kural ve nüanslarından bihaberdi.

        İşin trajik tarafı “bizde böyle” denilerek yeni mecralar, mesela Oksijen gazetesi bile, çoktan çağdışı kalmış “carousel” tasarımını hala benimsiyor. Zamanında Nurcan Akad’ın çıkardığı Zete’de bu alışıldık tasarımdan vazgeçilmişti, ama orası kısa süreli ve çok sınırlı bir kitleye hitap ettiğinden etkisi hissedilmedi.

        Şimdi Anadolu Ajansı’nın küçük gibi görünen ama çok önemli tasarım değişimi basının geri kalanına yol gösterebilir mi? Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde devlet her zaman özel sektörün gerisinden gelir, hele hele tasarım bakımından. AA’nın bu konuda öncülük yapması bizim sektörün ayıbı. Dijital yayıncılığa dair son 10 yılda öğrendiğimiz birçok ezber bile çöküyor ve hiçbirimiz bu değişim karşısında ön alamıyoruz.

        Örneğin trafik yarışı anlamını kaybediyor, arama motorları ya da sosyal medyadan tık gelmesi de giderek zorlaşıyor. Dahası, mağazaya gelen müşteri önem kazanıyor. ABD’de büyük mecralar üçüncü partiler tarafından trafik kaybederken birçok alternatif site adresini yazıp doğrudan içeriğe ulaşan okurları kazanıyor.

        Şişmiş okur sayılarındansa nitelikli okuru çekmeyi, sayfalarımızda tutmayı becermeliyiz. Yayıncılıkta niceliktense niteliğin daha fazla önem kazandığı bir dönem hiç olmamıştı.

        THE TIMES’IN GÖSTERDİĞİ

        Nitelik niceliğini de getiriyor aslında. İyi içerik mutlaka karşılığını buluyor. Londra merkezli The Times çok ilginç bir deney yaptı örneğin. Üç aydır okur sayısı istikrarlı bir şekilde artıyor, buna karşılık yayımladıkları haberlerin oranı yüzde 20 oranında düştü. Spor servisinde bu oran yüzde 30’lara kadar yükseliyor.

        Eskiden günde 200 haber yayımlayan The Times’da şimdi ortalama 150 haber var. Gazetede daha az kişi çalışmıyor, aksine kadro sayısı aynı. Ancak çalışanlar vakitlerini kolay tık getirecek uyduruk haberleri yazmaya harcamıyorlar. Feda edilen 50 “haber” yerine bazı konuları daha derinlemesine araştırmaya vakit kalıyor. Eskiden bir-iki fotoğrafla birkaç paragraflık bir manşet olabilecek bir haber şimdi uzun bir araştırma dosyasına dönüşebiliyor. Times bu haberleri karşılığında ödüller de kazandı. Ama en büyük ödül kuşkusuz okurun ilgisi; içeriği sağlam, daha nitelikli haberlere olumlu tepki veriyorlar.

        Özellikle tekrar söylememe gerek var mı bilmiyorum, ama bir kez daha vurgulayayım: The Times da tüm dünyadaki muadilleri gibi gazeteye benziyor. Hangi haberin önemli olduğu, hangi haberin renk için ana sayfaya yerleştirildiği çok net. “Carousel” yok.

        Bizim yayıncılıkta bir sonraki aşamaya geçmemizi engelleyen en önemli unsur alışılmış tembellikten bir türlü vazgeçmemiz. Eski ezberlerin konforlu bir tarafı var, ama böyle gelen artık böyle gitmiyor.

        Yapılması gereken çok zor değil oysa. İşe ilk önce tasarımdan, sonra sayfada kalabalık yaratan reklamlardan başlayabiliriz.