Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Turkcell Süper Lig'de sona yaklaştığımız şu haftalarda görüyoruz ki ortalık toz duman.

        Biz, futbolun güzelliğinden söz etmek isterken, şampiyonluk ve küme düşme heyecanını doya doya yaşamak isterken, bir bakıyoruz ki gereksiz çirkinlikler, saçma span iddialar ortalıkta uçuşuyor.

        Tabii bu duman bulutu, geçtiğimiz hafta oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisiyle iyice alevlenmiş durumda.

        Derbi öncesinde Beşiktaş kanadından başlayan yaylım ateşi, maçı gerdikçe gerdi.

        Beşiktaş'ın, karşılaşmanın hakemini istemeyişiyle başlayan gerilim, sonunda Hüseyin Göçek'in de ayarını bozdu.

        Maçtan önce, konuştuğum ve uzun süre sohbet ettiğim üst düzey bir hakemimiz, bana aynen şunları söyledi:

        "Abi; bu maça Hüseyin Göçek'i vererek yanlış yaptılar. UEFA listesinde gelecek vaad eden hakemler arasında olan Göçek'i bu maça vererek onu resmen ateşe attılar. Kimseden çekinmediklerini göstermek için yaptıkları bu atama, göreceksin, herkesin başına ne işler açacak"

        Evet, aynen dediği gibi oldu.

        UEFA tarafından gelişiminin sağlanması için bir mentör bile atanan Hüseyin Göçek, üzerinde oluşan bu baskıyı kaldıramadı ve sonunda maçın ağırlığı altında eziliverdi.

        Şimdi herkes futbolu değil, bu maçta yaşanan olayları konuşuyor.

        Elbette işin bir de Bilica boyutu var.

        Yaptığı ne sporculuğa, ne Fair-Play'e ne de bir büyük kulübün futbolcusuna yakışıyor.

        Penaltı öncesinde bir kazı harekatı gerçekleştiren Bilica'nın bu davranışı, kurallar çerçevesinde sarı kartla cezalandırıldı.

        Ama kamuoyu vicdanındaki cezası ne olacak?

        Bu durumda Fenerbahçe Kulübü, futbolcusuna sahip çıkacağına ağır bir ceza verse, belki de vicdanları biraz rahatlatır diye düşünüyorum.

        Kazanmak için her yolun ve yöntemin mübah olduğu düşüncesinden artık sıyrılmanın zamanı geldi de geçti bile.

        Maç oynandı, bitti.

        Ama tartışması ve dedikodusu hala sürüp gidiyor.

        Peki ya Bobo'nun Alex'in arkadaşı olduğu için penaltıyı kötü attığındaki yolundaki iddialara ne diyeceğiz?

        Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

        Bu komplo teorieri ve abuk sabuk senaryolarla futbolumuzu nereye taşıyacağımız hiç düşünülmüyor mu?

        Böylesine dayanaksız ve kanıtlanması mümkün olmayan iddialarla kim nereye varır bilemiyorum.

        Ama olanın, futbolumuzu yaraladığı da bir gerçek.

        Bir yandan işi büyütelim marka değirini arttıralım diyoruz, diğer yandan da futbolu yerin dibine sokmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz.

        Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu...

        Heyecanın doruğa ulaştığı şu günlerde bir başka iddia da Bursaspor'u şampiyon yapmazlar diye ortaya atılıyor.

        Eğer böyle bir organizasyon yapılyabiliyorsa ve bu senaryo uygulanabiliyorsa helal olsun derim.

        Sahaya çıkıp, futbol oynayarak maçı kazanmak isteyen takımın önü, hiçbir organizasyonla kesilmez düşüncesindeyim.

        Öküz altında buzağı aramakta üstümüze yok.

        Ben hala maçların sahada kazanılıp kaybedildiğine inananlardanım.

        Bunun dışında hiçbir komplo teorisine kafam basmaz.

        Sahada terini akıtan ve mücadele eden bir futbolcunun o çime yaka bastıktan sonra babasını tanımayacak kadar sporcu olduğunu düşünürüm. Bunun aksini de söyleyenin karşısında dururum.

        Elbette hakemi ve sporcuyu baskı altın alıp, onları hataya yönledirmek için çeşitli oyunlar oynanmak isteniyor ancak sporcu ruhunun tüm bu oyunların üstesinden geleceğine ve futbolu güzelleştireceğine inanıyorum.

        Bunu da sezon sonunda herkes görecek...

        Diğer Yazılar