Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dünyanın en önemli spor organizasyonu biri olarak kabul edilen 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası için geri sayım hızla sürüyor.

        Dünya basketbolunun en önemli 24 takımının bir araya geleceği bu şampiyona için tüm hazırlıklar tamamlandı. Salonlar pırıl pırıl hale getirildi ve bu fırsatlar Türkiye'nin sporuna da iki yeni salon kazandırdı. Elbette şimdiye kadar yapılan testlerde ufak tefek aksilikler göze çarptı ama bunlar şampiyonanın başlangıcına kadar düzeltilmeyecek aksilikler değil.

        Türk sporu ve Türkiye'nin tanıtımı açısından son derece önemli olan bu şampiyona için yaklaşık 1200 gazetecinin akredite olması da turnuvanın ne denli önemli olduğunun bir başka göstergesi...

        Tabii ki şampiyonayı en iyi şekilde düzenlemek ve ülkemizin güçlü bir tanıtımını yapmak çok önemli ancak daha da önemlisi işin sportif boyutu. Büyük umutlar beklediğimiz devlerimiz bu beklentilerimize karşılık veremezlerse bir anlamda yıllarca süren çalışmalar, çabalar heba olup gidebilir.

        İşte bu gerçeklerin ışığında turnuva öncesinde takımımızın durumunu şöyle bir ele alalım istedim...

        Açıkça söylemek gerekirse Türk basketbol tarihinin en uzun ve en fizikli takımına sahibiz. Bizdeki uzun dağılımı hemen hemen hiçbir takımda yok. Ancak bu avantajın bizi şampiyon yapmayacağı da ortada. Eğer Japonya'da oynanan son Dünya Şampiyonası'nda elde ettiğimiz altıncılıktan daha iyi bir derece istiyorsak öncelikle takım olma olgusunu iyice yerleştirmemiz gerekiyor.

        Almanya'da oynadığımız ve bizi büyük umutsuzluğa sevk eden turnuvadan sonra Ankara'da düzenlenen 9. Efes Pilsen Dünya Kupası'nda bu yönde olumlu adımlar attığımız görmek gerçekten çok sevindirici.

        Öncelikle uzunlarımızın form durumunun iyi olduğunu söyleyerek işe başlayalım. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş, Kerem Gönlüm ve Ersan İlyasova bu zorlu mücadeleye hemen hemen hazır gibiler. Bir takımı başarıya götüren savunma faktöründe de ciddi bir aşama kaydedilmiş. İyi savunma yaptığımızda neleri başarabileceğimiz, şu anda dünya klasmanında bir numara olan Arjantin maçında açıkça gözüktü ancak ciddi eksiklerimizin de olduğu ortada...

        Öncelikle hücumdaki hareketliliğimizi daha da arttırmalıyız. Maç içi temposu da bu kadar sık olmamalı. Ayrıca ribaund ve faul atışlarındaki sorunlarımız da hala sürüyor. Takımın bir diğer önemli eksikliği de istediğimiz gibi bir dış atıcıya sahip olmamamız. Ömer Onan, bu yükü üstlenmiş gibi gözüküyor ancak Hidayet, Cenk, Kerem Tunçeri ve Ender Arslan'ın da devreye girmesi gerekiyor.

        Tabii şu anda hazırlık aşamandayız. Tanjevic asıl çıkışın şampiyonada olacağını söylüyor. Buna tüm yüreğimizle katılıyoruz. Fakat son Arjantin maçının bitiminde yaptığımız hatalar ve dikkatsizliklerden gerekli dersleri çıkartmamız gerekiyor. Takım içi arkadaşlık ve dayanışma bu kez daha yukarlarda gibi. Ancak mücadele temposu daha da artmalı ve takımın lideri Hidayet mutlaka devreye girmeli.

        Önemli olan Ankara'daki grup maçlarında iyi bir derece elde etmek. Fildişi Sahili, Rusya, Yunanistan, Porto Riko ve Çin ile gireceğimiz bu mücadeleyi ilk iki sırada tamamlayabilirsek yarı final yolu bizlere ardına kadar açılır diye düşünüyorum. Bu açıdan işe Ankara'da iyi başlamak çok önemli.

        İyi savunma yapıp mücadeleyi hiç bırakmayacak 12 Dev Adam'ın seyircinin de getireceği coşkuyla bizlere keyifli günler yaşatacağını söylemek sanırım büyük hayalcilik olmaz. Yeter ki inanalım, kenetlenelim ve zaferi yakalamak için tüm yüreğimizle mücadele edelim...

        Diğer Yazılar