Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Sema EREREN - HABERTÜRK PAZAR
sereren@htgazete.com.tr

Rastgele bir bina seçiyoruz; her gün önünden geçtiğimiz türden bir akıllı bina. Yüzlerce insan çalışıyor, en az o kadar kişi de gün içinde çeşitli sebeplerle girip çıkıyor. İşyeri olması gerekmiyor, bu bina devasa bir alışveriş merkezi de olabilir. Dedik ya, herhangi bir yer... Oradakilerin hiçbirinin bilmediği bir gerçek var: İş yaptıkları, alışveriş ettikleri, restoranında yemek yedikleri, film seyrettikleri, spor salonuna inip koşu bandında ter attıkları bu binanın tepesinde, bir dizel jeneratör çalışıyor ve bu jeneratör havalandırma sistemi tarafından emilen egzoz üretiyor. Ve insanlar her nefes alıp verişte bu egzozu içlerine çekiyor. Burası belki de bir okuldur, bilemiyoruz.

Sadede gelelim... Sorsanız, kimse benzin, arsenik gibi kimyasallar içeren, uzun dönemde akciğer kanserini tetikleyen, kısa dönemde çok ciddi solunum rahatsızlıklarına ve psikolojik sorunlara sebep olan bu maddeyle iç içe yaşamayı istemez. Hele çocuklarının tüm günü böyle bir binada geçirmesini kabul edemez.

Ama gerçeği bilmediğimiz için bununla yaşamaya ses çıkarmıyoruz.

Gerçekleri konuşmaya devam edelim... Ömrümüz boyunca ciğerlerimize 500 milyon litre hava çekiyoruz. Bu hava başımıza bela, çünkü her yıl hava kirliliğinden 5.5-7 milyon kişi ölüyor. Bu rakam AIDS, trafik kazası ve diyabetten kaynaklı ölümlerin toplamından fazla. Yaklaşık 4 milyonu da kapalı alanda hava kirliliğinden kaynaklanıyor, özellikle gelişmekte olan ülkelerde.

Kapalı alan kirliliği gelişmiş ülkelerin de başını yakan büyük meseleler arasında yer alıyor. Avrupa ülkelerindeki hava kirliliğinin insanların yaşam süresini ortalama 1 yıl azalttığı düşünülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, büyük şehirlerde yaşayanların yüzde 80’i hava kirliliği limitlerini aşan bir havayı soluyor. Hepimiz açık havadaki kirliliğe odaklanmış durumdayız. Kapalı alanlardaki hava kirliliğinin sağlığa etkileri uzun vadede ortaya çıktığından ve insanların etkilenme düzeyi çok hassas düzeyde ölçülemediğinden, bu konuya dair çok araştırma yapılmıyor. Açık hava kirliliği üzerine yapılan araştırmalar, kapalı alan araştırmalarından 100 kat fazla. Anlayacağınız, durumun vahametinin farkında değiliz. Üstelik iç ortamların mahremiyeti sebebiyle oradaki durumu sistematik olarak izlemek zor, dolayısıyla yasal bir iç ortam hava kalitesi standardı da yok. Oysa Danimarka Teknik Üniversitesi’nden araştırmacı Jan Sundell başta olmak üzere sayısız bilim insanı bizi uyarıyor: “Biz aslında kapalı alan kirliliğinden hasta oluyoruz ve ölüyoruz!”

‘CAM AÇAMAZSIN’ DİYEN SENSÖR

‘İç ortam hava kalitesi’ kavramı 1970’li yıllarda, petrol krizi ve enerji darboğazının gündeme gelmesiyle ortaya çıktı. Yetersiz havalandırmanın yapıldığı, pencereleri dış ortama açılmayan, izolasyonlu binaların yapımı, sıkı enerji tasarruf politikalarının da desteğiyle, iç ortam hava kalitesinde önemli sorunlar yarattı. Ucuz maliyetli, sağlığımıza sayısız olumsuz etkisi olan inşaat malzemesi kullanımı binaları birer bakteri yuvası haline getirdi. Dahası, bilgisayarlar binaların ısı ve elektromanyetik radyasyon yükünü artırdı.

Aslında hava kalitesi, bina yapımında öncelikli hususlar arasında olmadı hiçbir zaman. Harvard Üniversitesi’nde çevresel ve sağlık temalı araştırmalar yapan Joseph Allen’a göre yeni jenerasyon binalar problemli, çünkü enerji tasarrufu adına 1950’lerden bu yana hava geçirmez binalar inşa ediliyor. Karbondioksit ve havayı kirleten diğer kimyasallar da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1984’ten beri dünyadaki yeni binaların yüzde 30’undan fazlasında kapalı alan hava kalitesi şikâyetleri görülüyor. Allen, “Neyse ki bazı mimarlar iç hava sorununu gözetmeye başladı” diyor. New Yorklu mimarlık firması CookFox buna bir örnek. Manhattan’daki Bank of Amerika Kulesi’ni tasarlayan firma, personel için en iyi sağlık şartlarını hedeflemiş. Özel filtreleriyle havadaki partiküllerin yüzde 95’e yakını yok ediliyor. Çalışanlar dilediklerinde bu seviyeleri görüp kontrol edebiliyor. Firma, şimdi Manhattan’da açık ve kapalı alanlarda partiküler maddelerin oranını gösteren ve camı açmanın doğru olup olmadığı uyarısını yapabilen akıllı binalar tasarlıyor. Özetle, karbondioksit seviyesini kontrol edebilen ve havalandırmanın otomatik olarak devreye girdiği akıllı binalar yolda. Toplantı odasında karbondioksit seviyesi fazlaysa uyarı veren bir sistem kuran San Franciscolu şirket Aclima da bir diğer öne çıkan örnek.

HAVAYI TAM OLARAK NE ZEHİRLER?

Peki kapalı ortamlarda havayı ne zehirler? Aklınıza ilk olarak kapalı alanda içtiğiniz sigara geldi eminim... Ama kapalı mekân hava kirliliğinin tek kaynağı sigara değil. Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü’nden Erik Lebret’e göre, kapalı mekânlardaki havanın kalitesi pek çok faktörden etkileniyor. İşin içinde belki bugüne kadar hiç duymadığınız bileşenler var.

Biraz daha ayrıntılı bakalım... Gaz, toz ve buhara maruz kaldığımız iç mekânlardaki hava kirleticilerin başında uçucu organik, inorganik bileşikler ve solunabilir toz partiküller gelir. Katı yakıt kullanımına bağlı olarak da ortaya çıkabilen kapalı ortam hava kirliliği, kadınları ve küçük çocukları daha çok etkiler. Uzmanlara göre, ciğerlerimize çektiğimiz en öldürücü yüzer-gezer partiküller, en küçük olanlar. Ağır sağlık sorunlarını tetikleyen bu parçacıklardan biri PM10, yani çapı 10 mikrometreden küçük parçacıklar; diğeri PM2.5, yani çapı 2.5 mikrometreden küçükler. Önemli olan bu parçacıkların teneffüs ettiğimiz havadaki yoğunluğu. Yani 1 metreküpte kaç mikrogram parçacık olduğu. Miktar belli bir seviyenin üstüne çıktığında sağlık sorunları alarm vermeye başlıyor.

PM2.5 en tehlikelilerinden, kalp krizi ve akciğer hastalıkları başta olmak üzere pek çok sağlık problemini tetikliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada havadaki bu partiküler maddelerden ötürü her yıl 800 bin erken ölüm yaşanıyor. Bu da aslında önde gelen 13’üncü ölüm nedeni.

‘SİHİRLİ MİNERAL’ DEĞİL, ‘ÖLDÜRÜCÜ TOZ’

Büyük sorunlara neden olan başka kapalı hava kirleticiler de yok değil. Karbonmonoksit ve ‘uçucu organik bileşikler’, dünyayı sayısız hastalığa gebe bırakıyor. 1980’den beri ABD ve Avrupa’da kullanımına özel izinler getirilen kirleticilerden asbest, 19. yüzyıldan sonraki endüstri devriminde “sihirli mineral” olarak bilinirken, 20. yüzyıldan sonra kanserojen olduğu anlaşılınca “öldürücü toz” olarak anılmaya başlandı. Akciğer ve mide kanserini tetiklemesinden ötürü şimdi ancak yapıştırıcı, asfalt, yapı ve yalıtım malzemesi olarak kullanılabiliyor. Bir diğer kirletici, radon gazı... En büyük kaynağı, binaların temelindeki toprak ve kayalar. Radon ve diğer gazlar binanın altında basınç oluşturuyor. Biriken gazlar binaya, zeminden, çatlak ve boşluklardan veya su şebekeleri vasıtasıyla sızıyor. Radon, günümüzde ABD’de akciğer kanserinin ikinci temel sebebi. Uçucu organik bileşiklerden benzen ve formaldehit de birinci sınıf kanserojen maddeler.

İŞ YERİNDE HAVA KALİTESİNİ EN ÇOK NE ETKİLER?

-Binanın bakım sorunları olması
-Alçak tavanlar ve 2.5 metreden yüksek tavanlar
-Binanın havalandırma ve ısı kontrolünün tek merkezden yapılması
-Binanın 15 yıldan eski olması
-Geniş alanlarda halı kullanımı
-Ortamda nemin düşük olması
-Dış ortam havasının içeriye az ya da çok girmesi
-Sigara içilmesi

KÖTÜ HAVA APTALLAŞTIRIYOR

Hava kalitesi beyni de etkiliyor. Geçen yıl hava kalitesiyle zihinsel fonksiyonlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir araştırma, Environmental Health Perspectives Dergisi’nde yayımlamıştı. Harvard Üniversitesi’nden Joseph Allen ve ekibine göre iyi havalandırmaya sahip, karbondioksiti ve uçucu organik bileşikleri az olan binalarda kişilerin zihinsel aktiviteleri yüzde 61, bilgiyi amacına uygun kullanma yeteneği yüzde 172-299, strateji yapma yeteneği de yüzde 183-288 İşyerinde hava daha fazla oluyor.

500 MİLYON

Ömrümüz boyunca 500 milyon litreye yakın hava soluyoruz

‘HASTA BİNA SENDROMLU’ OLANLARDAN MISINIZ?

Hava sıcaklığı ve neme bağlı olarak da ofis çalışanlarının iş performansları düşüyor. Uzmanlar ideal olanın yüzde 40-60 izafi nem ve 19-20 santigrat derece olduğunu söylüyor. Sıcaklık 26 santigrat dereceye ulaştığında yaklaşık yüzde 20 performans kaybı görülüyor. Nem oranının azalmasıyla solunum yolları enfeksiyonları artıyor, yükselmesiyle duvar yüzeyinde ve içlerinde alerjik hastalıklara yol açan küfler ürüyor. Kapalı alandaki kötü havalandırmayla ‘Hasta Bina Sendromu’ baş gösteriyor.

Bu terim ilk kez 1980’de kullanıldı. Sendroma yakalanan kişilerde baş ağrısı, öksürük, baş dönmesi, halsizlik, zihinsel yorgunluk, mide bulantısı, alerjik reaksiyonlar, koku ve tat alma bozukluğu, ağız ve göz kuruluğu, göğüste sıkışma, gözlerde sulanma, kaşınma, kızarma gibi belirtiler görülüyor. Sendromlu kişi binayı terk ettiğinde şikâyetlerden eser kalmıyor. Sendrom yüzde 70 iş, yüzde 20 ev olmak üzere toplam zamanının yüzde 90’ına yakınını kapalı alanda geçiren milyonlarca kişiyi tehdit ediyor. En çok da tüm gün bilgisayar başında çalışan, yakınında fotokopi, lazerli yazıcılar gibi ozon oluşumuna neden olan cihazlar bulunan kişiler risk altında. Bu durum Dünya Ekonomik ve Kalkınma Örgütü araştırmasına göre yıllık ortalama çalışma süresi bin 832 saat olan Türkiye için de büyük tehlike.

ÖLÇÜMLER NE KADAR DOĞRU?

Kapalı alan hava kirliliği yoksul bölgelerde daha büyük problem. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yüksek gelirli 100 binden fazla kişinin yaşadığı şehirlerde yaşayanların yüzde 56’sı hava kirliliği politikalarına uymazken; orta ve alt gelirli bölgelerde rakam yüzde 98’e çıkabiliyor. California Üniversitesi’nden hava kalitesi araştırmacısı Kirk Smith’in, kendi geliştirdiği cihazla Hindistan’ın bazı köylerinde yaptığı ölçümlerde, hava kirliliğinin ABD’nin havası en kirli şehirlerinden bin kat; ABD Çevre Koruma Ajansı kriterlerinden 30 bin kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Yüzde 100 doğru sonuç vermeme ihtimali olsa da yeni teknolojiler sayesinde insanlar soludukları havanın kalitesi hakkında fikir sahibi oluyor. Pennsylvania’daki bir lisede öğretmen olan Joe Krajcovic’in okul projesi olan ‘The Speck’ yeni jenerasyon cihazlardan. Bu cihaz, sadece 150 dolar değerinde ve havada uçuşan partiküler kirleticileri ölçebiliyor, iç hava kalitesini analiz edebiliyor.

Sizde bu cihaz yoksa da çaresiz sayılmazsınız. Havalandırma sistemi yenilenen eski bina sakinlerinin kronik baş ağrısı ve stresinde ciddi azalma görülüyor, enfeksiyon bulaşma ihtimali yüzde 75’lere kadar düşüyor. Hatta Simon Fraser Üniversitesi’nden çevre sağlığı üzerine araştırmalar yapan Ryan Allen, iyi hava filtresi olan evlerde yaşayan hamile kadınların daha iri bebekler dünyaya getirdiğini söylüyor.

'HASTA BİNA SENDROMU'NA KARŞI NE YAPMALI?

-Bina yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri yapılmalı, kurşun içeren boyalar kullanılmamalı

-Bina temelinde birikecek gazlara karşı bodrum katlarının toprakla izolasyonu iyi yapılmalı

-Bacaların sızdırmaması için yalıtıma dikkat edilmeli

-Etkin havalandırma yapılmalı, ısınem dengesine dikkat edilmeli

-Kaliteli yakıt kullanılmalı

-Kimyasal maddelerin depolandığı yerler, kazan daireleri iyi havalandırılmalı

-Radon birikme düzeyi yüksek olduğundan 20 yıldan eski binalarda çatlaklar kapatılmalı, yalıtım ve bakımı yapılmalı

-Havalandırmaların bakımına ve ofis halılarının temizliğine dikkat edilmeli

-Bilgisayar ve diğer elektronik cihazlar 6 ayda bir hijyenik donanım temizleyicileriyle temizlenmeli

OFİSTE HAVA KALİTESİNİ ARTIRMANIN BAZI YOLLARI

-Dosya, kitap ve kâğıtları kapalı dolaplarda saklamak

-Sigara içmemek

-Binanın hava girişlerini, yoldan ve diğer kirlilik kaynaklarından uzağa yapmak. Binaya yağmur gibi nedenlerle su sızıntısı olmasını engellemek

-Havalandırma sistemlerinde kaliteli filtreler kullanmak.

-Ortamı gereksiz ısıtılmamak ve nem oranı yüzde 45’lerde tutmak

-Haşerelere karşı alınan önlemlerde aşırıya kaçmamak. Bunun yerine çatlakları kapatarak gelmelerini önlemek

-Dışarıdaki havadan kaynaklanan kurşun zehirlenmesini önlemek için kapı ve pencerelerin altına nemli bezler koymak

-Isındığında yüksek değerde uçucu organik bileşik salınımı yaptığından, radyatörleri boyamamak

-Spreyli oda parfümleri yerine lavanta, çay ağacı veya portakal çiçeği gibi bitkilerin yağlarıyla hoş kokular elde etmek

-Suntalı yapılar yerine doğal ahşap mobilyalar tercih etmek

-Doğal hava temizleyici olarak bitkiler kullanmak. Çünkü NASA’nın araştırmasına göre bitkiler yapraklarıyla toksik kimyasalları emer, kökleri ve toprak bakterileriyle zehirli gazları elimine eder.

2. 6 TRİLYON DOLAR 

Hava kirliliği sadece insan sağlığı ve çevre için değil; küresel ekonomi için de tehdit. OECD raporuna göre, hava kirliliği 2060’ta dünyaya senelik 2.6 trilyon dolara mal olacak.

HAVALANDIRMAK İYİ AMA ... 

Kapalı alanları havalandırmak, havanın kalitesini artırmaya yarayabilir. Ancak bu aynı zamanda enerji kaybına da yol açtığından işin dozu kaçırılmamalı. Çünkü fosil yakıtlarının daha fazla kullanımına ve daha fazla ısınmaya yol açabilir ve sonuçta hava kirliliği artar...

Bu arada bazı Avrupa ülkeleri, kapalı mekân hava kirliliğinin kaynaklarıyla mücadele etmeye, durumun önemine dikkat çekmeye çalışıyor. Çok zehirli maddeleri daha az zehirli olanlarla değiştirme ve emisyonları azaltan çözümler bulma yollarına başvuruluyor. Hepimiz kapalı alanlardaki havada taşınan partikülleri ve kimyasalları kontrol etmek ve azaltmak için önce bu konuda bilinçlenerek gerekli adımları atabiliriz.

HAVA KİRLİLİĞİ FELCİ TETİKLEYEN NEDENLER ARASINDA 7'NCİ SIRADA

OFİS BİZİ BAŞKA NASIL ÖLDÜRÜR?

1- Mikroplar: Ofis gibi küçük bir alanda, mikroplar çalışandan çalışana kısa zamanda bulaşır. Banyo, mutfak ve asansörler mikroplar için fırsat alanları.

2- Uykusuz geceler: Yoğun iş temposu nedeniyle kaliteli uykuya vakit ayıramıyorsanız sağlığınız tehlike altında. Ayrıca iş nedeniyle yaşadığınız stres ve tükettiğiniz kafein de uykusuzluğu tetikler ve bu uzun vadede vücudunuza zarar verir.

3- Düzensiz yemek: Ofisteki yemek alternatifleri de kısıtlı malum. Düzensiz ve hazır yemek sigaradan sonra gelen ikinci ölüm nedeni olan obeziteyi tetikler.

4- Stres, stres, stres: İşyerinde yaşadığınız stres, hormonlarınız ve bağışıklık sisteminizde ciddi problemlere sebep olur, kronikleşen baş ağrısına, yüksek tansiyona veya bağırsak sendromuna yol açar.

5- Uzun saatler oturmak: Masa başında uzun saatler oturmak ve bilgisayar ekranına bakmak, başta iskelet sistemimiz, gözlerimiz olmak üzere vücudumuzun birçok yerinde kalıcı hasarlara neden olur.