Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

ALMEİDA konusu; Beşiktaş’ta ciddi bir baş ağrısı. Portekizli oyuncu grubuyla yapılan sıkıntılı mukaveleler, en problemli noktalardan birini oluşturuyor. Quaresma ve Alves transferlerinin mukavele şartlarından ötürü Beşiktaş büyük mali kayıplar yaşadı. Bunun başka bir örneğini de Almeida ile yaşayabilir. Çünkü bu oyuncular bir fona ortak olunarak transfer edilen oyuncular. Yani hesapta ticari düşünülerek oyuncuların satışından para kazanılma düşüncesiyle yapılan büyük bir zeka ürünü anlaşmalar. Bugüne kadar aldığı hiçbir oyuncuyu aldığından daha yüksek bir bedele satamayan bir yönetimin öngörü zaferi (!) olarak da değerlendirebiliriz. Şimdi de Beşiktaş’ın kucağında oyuncuya ödenecek yıllık ücretin ötesinde mukavelesi bitince fona ödenecek yaklaşık 2.5 milyon Euro civarında bir bedel var. İşin özü; Beşiktaş, Almeida’yı bugün ya satıp elden çıkaracak ya da bedelsiz gönderip bu baskıdan kurtulacak. Veya oyuncunun mukavelesini yeni şartlarla uzatarak bu problemi bertaraf edecek. Bunlar işin mali boyutuyla ilgili sıkıntılar. Bir de futbolcunun ailesiyle beraber Türkiye’de mutlu oldu veya olmadı gel-gitlerinin yanında Beşiktaş’ın başarı hedeflerine ortak olmamasını da eklersek iş kabak tadı vermeye başladı...

Tromsö’yü tanıyoruz

Futbolumuz ve Galatasaray adına kötü hatıraları barındırıyor olsa da Tromsö aslında ülkemize uzak bir takım değil... Norveç futbolunun, kulüp ve takım anlamında bizim ekiplerimizle çok fazla karşılaştırılabilir bir yanı yok. Kötü hatıralarımızdan biliyoruz ki bu tür eleme maçları çok da hafife alınabilecek maçlar olmasa da Beşiktaş-Tromsö eşleşmesi normal şartlarda Beşiktaş’ın rahatlıkla geçeceği bir tur. Ben Beşiktaş takımı kağıt üzerine koyduğumda normal şartların ötesinde de bir durum ortaya çıkacağını da düşünmüyorum. Aslında Avrupa Ligi grubu öncesinde ciddi hazırlık maçları olarak değerlendirirsek de yanılmış olmayız..

Onun ilkesi bunun prensibi

İlke veya prensip sahibi olmak, kurumlar ve sistemler için gereklidir. Alınan kararlar ve işleyişler bunlar etrafında şekillenir. Federasyonumuz; Gökhan Keskin ve Feyyaz Uçar’ın görevlerine yapılan açıklamalara baktığımızda başarısızlıkları dolayısıyla son verdi. Bu karara bakarak Federasyon’un en önemli ilke ve prensibinin “sportif başarı” kriteri olduğunu düşünerek başka bir şey söylememiz gerekir. Bu durumda diğer milli takımlarda görev yapan başarısız diğer teknik adamların da görevlerinden alınması normal hale gelir... Mesela 58. sıraya düşen Milli Takımımız’ın teknik direktörünün, yardımcılarının, Avrupa 19 Yaş Altı Şmpiyonası’nda başarısız olan teknik direktörün veya Milli Takım’ın başarısızlıkla yüz yüze gelen tüm teknik adamlarının görevden ayrılmaları sürpriz olmaz. Ama görüyoruz ki iş, ilke ve prensipleri adilane ve hakkaniyetle uygulamaya gelince gayet ilkesizce uygulanabiliyor. Benden olan, benden olmayan, bizden olan, bizden olmayan, ona yakın olan, ona yakın olmayan, ondan ve bundan olma ilke ve prensipleri sportif başarıdan öte federasyonda görevde kalabilmek için daha belirleyici bir nokta haline geliyor... O yüzden hiç kimse “Sportif başarı kriterine göre bu arkadaşları görevden aldık” diye kimseye yutturmaya çalışmasın. Bu kadar başarısız bir federasyon ve milli takımlar yelpazesi içerisinde bu arkadaşlarımızın tek başarısızlıkları kimseye yakın olamamaları olmuş...

Mesaj savaşları

Ligimiz başlarken taraftar konusu yine en sıcak gündem konusu. Rakip takım taraftarının gelmesini bir kenara bırakın takımların kendi taraftarlarını tribünde kontrol edebilmekle ilgili sıkıntıları aynen devam ediyor. Taraftar yapılanmaları, Türkiye’de kendi çizgilerini ve işin amacını aşmış durumda. Görüyoruzki tribünler spor ve maç keyfini yaşamaktan daha ziyade bir çok hesabın görülme yeri haline geldi. Kötü giden skorlar da tepkilerin ortaya konması için beklenen fırsatlar haline dönüştü. “İyi günde kötü günde taraftarın seninle” sloganı artık tarihin tozlu raflarındaki yerini almış durumda. Bugün artık kötü giden süreçlerde yanında taraftar bulabilmek çok kolay değil. Maçın öncesinde maçı izlemekten çok ‘şurada şu olursa şöyle olur‘, ‘şu olursa şunu yaparız’, ‘şu olursa şöyle deriz’ sloganları maçlardan önce örgütlü bir şekilde hazırlanarak statlara geliniyor. Takımı ve oyunu izleyen veya maçın tamamında sabır gösteren taraftarlar yerine takımını baskı altına alan kendi kafasındakini yaşamaya çalışan ve bunu da takımına hissettiren seyirci grupları var. Türkiye’de futbol oynamak veya izlemek her gün daha da zor hale geliyor. Bu aslında futbol seyircisinin kendisini de yoran ve futbolun keyfinden uzaklaştıran bir konu ama her kulüpte iş başına gelen yönetimlerin yıllarca organize ettiği profesyonel futbol taraftarlığı sistemi maalesef bugün bütün takımları zehirli bir sarmaşık gibi sarmış durumda. Daha ligin başı olmasına rağmen sıkıntılı bir örneğini Bursaspor’un Vojvodina maçı sonrasında bir kez daha yaşadık. Diğer takımlardan farklı olduğu için değil; sıcak ve yeni bir örnek olduğu için Bursa örneğini veriyoruz. O yüzden belki “Ya daha ligin başı ne oluyor” diyebilirsiniz ama “perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” hesabı nasıl bir lig izleyeceğimizin mesajını herkesin alması iyi olur...

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar