Neden Habertürk?
Geçen sonbahar TMSF tarafından sudan sebeplerle SABAH gazetesi Ankara
temsilciliğinden atıldığımda, güzel bir 'oh' çektim. Yıllardır
çalıştığım gazeteye, haksız ve anlaşılması imkansız hukuki
gerekçelerle el konmuş, gazeteciler bir anda kendilerini
yöneticilerine değil adını sanını bilmedikleri bürokratlara
hesap verir durumda bulmuştu.
Tahmin edersiniz ki bu meslek, emir-komuta zinciri içinde, bürokratik
kafayla yapılacak iş değil. Devletten, bürokrasiden bağımsız
olmanızı, editoryal anlamda özgür olmanızı gerektiriyor.
TMSF kontrolündeki SABAH, böyle bir gazete değildi. O sancılı ara
dönemde muhabirinden sayfa sekreterine, köşe yazarından
yazıişleri müdürüne kadar çalışma hayatına TMSF kontrolünde
devam etmek zorunda kalan herkes, sıkıntı yaşadı. (Gazetenin yeni
sahiplerine, böyle bir enkaz devraldıkları için kolay gelsin diyor,
yıllarca emek verdiğim gazeteyi ayakta tutmalarını gönülden
istiyorum.)
Ben ise şanslıydım... Fatih Altaylı gibi, Balçiçek Pamir, Aydın
Ayaydın, Yılmaz Özdil ve niceleri gibi SABAH'tan ayrılmak zorunda
kaldım! Her gün gazetedeki odamda kıvranacağıma bir anda kuşlar
gibi hür olduğum bir ortamda buldum kendimi. Dört yıl önce New
York'dan Ankara'ya taşınalı beri hayatım inanılmaz bir
koşuşturmacaydı. Uzun zamandır ilk kez oturup dinlenme, kitap
okuma, dünyada olan biteni takip etme, eşimle seyahatlere çıkma
imkanım oldu.
SABAH'tan ayrıldığımda kendimi pili bitmiş eski model bir cep
telefonu gibi hissediyordum. Aradan geçen aylarda yeniden doğdum.
Bugün enerji ve bilgi depolamış, heyecanla dönüyorum mesleğe...
Ve doğru adreste dönüyorum mesleğime. Ciner Medya Grubu, SABAH'ın
TMSF öncesi sahipleri. Gazeteye el konmadan önce, Washington ve
ardından Ankara temsilcisi olarak bu kurumda serbest ve mutlu bir
çalışma ortamı buldum. Üstlerime güvendim, meslektaşlarımdan
destek ve güç aldım. Genelde iyi insanlarla çalıştım. Grupta
ciddi bir entellektüel birikimin ötesinde keyifli bir paylaşım
ortamı vardı. Zaman zaman yaşanan fikri ayrılıklar hiçbir zaman
gazete hiyerarşisini ve benim kurum içindeki yerimi etkilemedi.
Bunların aslında ne büyük lüks olduğunu, Sabah'a el konduktan
sonra anladım. Şimdi ise, yine benzer koşulları bulacağıma
inandığım bir kuruma dönmenin heyecanını yaşıyorum...
Ama büyük bir farkla... Yıllardır gazetelerde çalışmış,
baskıyı, matbaayı, sayfaları çevirirken gelen hışırtıyı her
şeyden çok seven ben, artık İnternet yazarıyım.
Yazılarıma Gülin Yıldırımkaya yönetiminde haberturk.com'da devam
ediyorum.
'Neden İnternet?' diye soranlara söyleyecek söz bile bulamıyorum!
İnternet çünkü (Aman benden duymuş olmayın) tüm dünyada
gazetecilik buraya kayıyor.İnternet çünkü bundan 40 yıl sonra,
sabahları elinize aldığınız gazetelerin hiçbiri kalmayacak,
herşey 'online' olacak. İnternet çünkü gençler haberi burada
okuyor. İnternet çünkü daha önce çalıştığım gazetenin 3-4
katı okura ulaşma imkanım var. İnternet çünkü yaşamakta
olduğumuz teknolojik devrim, bireyin de özgürlüğü demek.
Gazetecilik ancak özgür ortamda yapılır...
Bitirmeden bir ufak hatırlatma... Bana göre 'Dünyanın en iyi
gazetesi hangisi?' sorusunun cevabı tartışmasız olarak New York
Times. New York Times, yazı kalitesinden yarattığı etkiye kadar
dünyanın en önemli gazetesi. Geçmişte bir kaç yazımı basan,
her elime aldığımda hala iç geçirdiğim bir yayın.
Ama işte hayatın cilvesi: New York Times'ın tirajı son bir yılda
%4, reklam geliri %12,5, hisse senedi değeri ise %20 azaldı. Benzer
düşüşler Wall Street Journal ve bütün büyük gazetelerde var.
2007'de yalnız ABD'de medya sektörü 48.7 milyar dolar daraldı.
Neden? Çünkü uzun vadede yazılı basının, günün her anında
kendini yenileyen İnternet gazeteciğiyle mücadele etme şansı yok.
50 yıl sonra ayakta kalan muhtemelen New York Times değil
Haberturk.com olacak...