Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye tam bir siyasal sarmala girdi.

        Ordan tutsan burası düzelmiyor; burdan tutsan şurası. Bir taraftan yargı süreci, diğer yandan keskin bir kamplaşma ve 2008'i kayıp yıl haline getirecek olan siyasi belirsizlikler yumağı...

        Bu krizi aşmak artık tek bir kişi, makam ya da kurumun elinde de değil. Bu yüzden dün MHP lideri Devlet Bahçeli'nin çağrısı ve ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'devreye girme' kararı, iyi niyetli olsa da Türkiye'yi siyasi krizin eşiğinden döndürmeye yetmeyecektir.

        Bu cephe ne cephesi allah aşkına?

        Ancak bana asıl garip gelen, depremin tam merkez üssünde olmamıza karşın deprem bölgesinin yeri konusunda bile kimsenin net bir fikir sahibi olmayışı.

        Daha açık söylemek gerekirse; kimse krizin taraflarının kim olduğunu tam olarak bilmiyor!

        Bir yanda, kapatma davasının hedefi olan AK Parti olduğunu biliyoruz.

        Peki diğer yanda AKP'ye karşıt cephe kimlerden oluşuyor? Somut bilgiye dayanarak, bu cepheyi bize tanımlayabilecek kimse neden çıkmadı bu zamana kadar?

        Bildiğimiz tek şey, genel hatlarıyla 'yüksek yargı'nın AKP'ye yönelik mücadelede ön planda olduğu. Tamam, Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş gibi isimlerin de fikri bazda yaptığı katkılar ortada. Hadi, çok etkili olmasa da CHP ve MHP'yi de işin içine katalım.

        Peki başka kimler var? Emekli Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer etkin mi? Süleyman Demirel? İş dünyası ya da iş dünyasından bazı isimler kapalı kapılar ardında belli görüşlere destek veriyor mu? TÜSİAD ya da TOBB'un gerçek düşüncesi nedir?

        Bilmiyoruz.

        Ya asker? Örneğin Ankara'da herkes 'ordu'nun bu cephede olup olmadığını ve kapatma davasına nasıl baktığını soruyor. Ama kimse 'kapatma davası' ve 'asker' ifadelerini aynı cümlede telaffuz etmeye cesaret edemiyor. Zaten pek az gazetecinin elinde bu konuda somut bir bilgi var.

        Bilmiyoruz.

        Ancak ben size gördüğüm resmi aktarayım. Hükümet'ten rahatsızlık duyan bir çok kişi ya da kesim olabilir. Ancak AK Parti karşısında 'homejen' ve 'koordineli' bir cephe yok.

        Yani bir çok solcu/İslamcı/komplocu yazarın düşündüğü tarzda 'derin' ve devasa bir oluşum yok ortada. Evet, yüksek yargının başı çektiği bir 'süreç' var ve AKP'ye karşı çevreler bu süreci destekleyebilir.

        Ancak tüm bu kesimler arasında 'MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ' diye tanımlabilecek koordineli bir karar mekanizması ya da bir icra erki yok. Geceleri gizlice toplanıp 'yarın sen şu bildiriyi oku, ben bu kanala çıkarım, o da şununla konuşup bu açıklamayı yapsın' gibisinden bir rol dağılımı yapmıyorlar.

        Bu kesimler arasında 'düzenli dirsek teması' olduğuna dair somut bir bulgu bile yok.

        Dolayısıyla 'AKP'ye karşı cephe' dediğiniz şey, öyle komplo teorisyenlerinin düşündüğü ölçekte bir yapı değil, iktidardan rahatsızlık duyan dağınık gruplardan ibaret.

        Bana sorarsanız şu aşamada 'AKP cephesi' çok daha 'koordineli' gözüküyor.

        'Ertesi gün' planı ne?

        Yukarıda anlattığım durum nedeniyle, yaşanan süreci 28 Şubat'a benzeten yaklaşımlara itibar etmiyorum. 28 Şubat döneminde Refah Partisi ve Necmettin Erbakan karşısında, askerin koordinasyonu üstlendiği, merkezi sinir sistemi olan, homojen bir 'cephe' vardı.

        Bugünkü tablo bu değil. Tabloda net görünen tek şey, Hükümet ve yargının restleşmesi ve ucu açık bir yargı süreci.

        Mevcut durumu 28 Şubat'tan ayıran bir unsur daha var. 28 Şubat başı, sonu belli, 'ertesi gün' planı olan bir süreçti. Refah Partisi hükümeti giderse ne olacak, kim başa geçecek, kim kiminle koalisyon yapacak, bunların hepsi karara bağlanmıştı.

        Türkçesi: Masada bir 'plan' ve bu planın bir sahibi vardı.

        Bugün, durumun böyle olduğunu sanmıyorum. AKP'yi kapatma yönünde irade beyan edenlerin net bir 'ertesi gün' planı, buna göre Tayyip Erdoğan'a alternatif adayları yok.

        'AK Parti kapatılır ve Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı düşerse ne olur?' sorusunun 6-7 şıklı karmaşık ve belirsiz yanıtları var.

        Doğrusu kimse de ne olacağını bilmiyor.

        asliaydintasbas@haberturk.com

        Diğer Yazılar