Fast Food'a karşı Slow Food
İtalya merkezli uluslararası Slow Food hareketinin kurucusu ve yöneticisi Carlo Petrini ülkemizi ziyaret ediyor. Yavaş, temkinli ancak kararlı ilerleyen ‘Salyangoz’u kendine sembol olarak seçen hareket, İngilizce ‘Slow-Yavaş’ ve ‘Food-Yemek,Yiyecek’ kelimelerinin birleşmesiyle Fast Food istilâsına karşı kurulmuş.
Slow Food hareketi adından ötürü kimi zaman yanlış anlaşılıyor.
Sanıldığı gibi ağır ağır pişirilmiş bir yemeği, tadına vara vara, ağır ağır yemek ile ilgili ‘zevk’ odaklı bir keyif akımı değil. Yalnızca uluslar ötesi endüstriyel Fast Food zincirlerine karşı olmaktan ibaret bir aktivist bir hareket de değil.
Elbette Slow Food’un amaçları arasında giderek hızlanan hayatı normal ritmine döndürerek yavaşlatmak da var.
Toprağın sunduğu, insanoğlunun asırlar boyunca damıttığı lezzetlerin zevkine varmak doğal olarak bu hareketin tam da kalbinde yatıyor. Tat zevkini aynılaştıran, yerel lezzetlerin giderek yok olmasına yol açan çokuluslu şirketlerin ‘Hızlı Yemek’ zincirlerleriyle mücadele etmek, çocukları tat ve gıda konusunda bilinçlendirmek de hareketin başlıca hedefleri arasında.
Ancak bu uluslararası Sivil Toplum Hareketi giderek bunların da çok ötesinde bir misyon yükleniyor.
Slow Food her şeyden önce ciddi anlamda bir insan hakları hareketi.
Sadece doymak değil lezzet almanın da bir insan hakkı olduğunu savunan Petrini son kitabında yiyeceklerin iyi, lezzetli ve kaliteli olması kadar temiz ve adil olması gerektiğini de vurguluyor. “Buono, Pulito e Giusto” yani “İyi, Temiz ve Adil” adlı kitapta örneklerle bu kavramların önemi vurgulanıyor.
Temiz ve adil kavramları gastronomi dünyasında yeni yeni yer ediniyor. Petrini tabağımızda yer verdiğimiz her yiyeceğin sadece iyi yani lezzetli ve kaliteli olmasına önem vermenin sorumsuzluğuna işaret ediyor. Diğer iki temel değeri dışlayan, bu üçayak üzerine oturmayan yiyecek üretimlerinin etik sayılamayacağını söylüyor. Temizlik sadece hijyenik bir kavram olarak algılanmıyor, kimyasalların, GDO’ların olmadığı yiyecekler kastediliyor. Temizlik aynı zamanda ‘Temiz Eller’ kampanyasını akla getiriyor, arkasında kanunsuzluk ve haksız kazanç yatan gıda tröstlerine de gönderme yapıyor.
Bu noktada adil olma kavramı kendiliğinden devreye giriyor. İşçi-köylü ve küçük üretici haklarına da vurgu yapan hareket üreticiyi kollamanın önemini vurguluyor. Tohumun çiftçiye ait olması gerektiğini savunuyor.
Petrini üreticiyi dışlayan hiçbir gastronomik faaliyet olamayacağını söylerken üretici-tüketici ilişkisine farklı bir bakış açısı getiriyor. Tüketici yerine yardımcı-üretici tanımını yeğliyor. Böylece üretici/yardımcı-üretici arasında hayat akışını sağlayan bir göbek bağı kurulmuş oluyor ve mücadele cephesi genişliyor. Çevreye saygılı olan ve bio-çeşitliliği gözeten yardımcı-üreticiler zevk düşkünü ‘gurme’ler olmaktan ziyade, insan ve çevre haklarını gözeten ‘eko-gastronom’lar haline geliyor.
Slow Food son yıllarda Toprak Ana adı altında önemli bir proje başlattı. ‘Terra Madre’ dünyada tehdit altında olan tarım ve hayvancılık değerlerinin ve bunları sürdüren köylüler ve küçük üreticilerin saptanması amacını taşıyor ve uluslararası bir bilgi ağı oluşturmayı amaçlıyor.
Carlo Petrini ülke ülke gezerek fikirlerini yayıyor, mücadele ediyor ve aynı yakasında taşıdığı sembol salyangoz gibi geçtiği yerde iz bırakıyor. Petrini en önemlisi geleceğe dair umut besliyor. Yüreği iyi, temiz ve adil bir adamın huzur ve gururuyla bir bayrak yarışçısı gibi bu fikirleri taşıyacak olanlara devrediyor.
Slow Food Hakkında Kısa Notlar: