Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DAHA önce sokakta tepinerek ağlayan bir çocuk ve onun yakınında (çevredeki kınayıcı bakışlara maruz kalan) çaresiz bir anne manzarasına şahit oldunuz mu? Bunu görünce içinizden ne geçti? "Ne şımarık çocuk, isteğini elde etmek için ağlıyor! Kadın çocuğu sustursana! Gel oğlum sana çikolata alalım da ağlamaktan vazgeç, ağlayınca çok çirkin oluyorsun ya da ağlayacaksan odana git!"

        Ağlama, derhal son verilmesi gereken "uygunsuz" bir davranış mıdır? Çocukların ağlaması, yetişkinler için katlanılması en zor durumlardan biri... Bir araştırmaya göre çocuklara uygulanan şiddetin % 80'i çocuğun ağladığı durumlarda gerçekleşiyor.

        Velhasıl biz büyükler kendimiz ağlamayı da, ağlayan çocuğu da sevmiyoruz... Onu susturmak için ceza ya da rüşvet deniyoruz; onu utandırıyor ya da ağlamamayı yücelterek onu ikna etmeye çalışıyoruz, konuşup güldürüp, dikkatini dağıtacak çeşitli numaralara başvuruyoruz... Maksat ağlamasın. Oysa ki ağlamak güzel!

        ERKEKLER AĞLAMAZ BU YÜZDEN ERKEN ÖLÜRLER

        Geçen hafta İstanbul'a gelen "Bilinçli Bebek" ve "Çocuğunuza Kulak Verin!" kitaplarının yazarı Aletha Solter ağlamayı enine boyuna, hiç bilmediğimiz yönleriyle anlattı...

        Önce ağlamanın vücuttan toksin atmanın yolu olduğunu tespit eden bir araştırmadan bahsetti... Buna göre üzüntüden kaynaklı gözyaşı ile soğan doğrarken akan yaşların içeriği farklıymış... Stres kaynaklı ağlamalarda gözyaşıyla dışarı atılanlar arasında toksik maddeler bulunuyor. Ağlama yetişkinlerde nabız atışını, vücut ısısını, tansiyonu düzenleyici etkiye sahip... İşte bu yüzden ağlamayan kişilerin stres kaynaklı hastalıklara yakalanma riskinin arttığı düşünülüyor...

        Ağlayabilen hastaların terapilerinin daha başarılı olduğu, hamilelik ve emzirmede artan ağlamaların vücudu stres hormonlarından arıtma işlevi gördüğü, otizmli çocukların ağlamaları ve öfkelenmeleri teşvik edildiğinde daha hızlı gelişme kaydettikleri Solter'in bahsettiği diğer araştırmalar...

        Bu bilgilerin ışığında ağlamayı iyileşmenin bir basamağı gibi düşünmek gerekiyor...

        ÇOCUKLAR DA STRES YAŞAR

        Yetişkin dünyasından bakınca bize çok küçük görünse de çocukların hayatlarında da onları strese sokacak çeşitli yaşantıları var. Solter bunları üç gruba ayırıyor: başkalarının davranışlarından, hayat koşullarından ve bebeklik yaşantılarından kaynaklanan acılar...

        Kırık bir kurabiye, ev değişikliği, arkadaşla oyuncak paylaşamama, yorgunluk, açlık, korkular... Bize saçma gelse de çocuğun stres kaynağını küçümsememek ve hafife almamak lazım. Beynin duyguları ve konuşmayı yöneten kısımları birbirinden farklı olduğu için çocuklar hayal kırıklıklarını makul cümlelerle anlatmak yerine bedensel tepkiler veriyorlar. Öfke patlamaları ya da aşırı ağlamalar bu birikimlerin bir sonucu. Bu gibi durumlarda bazen alakasız bir bahane bardağı taşıran son damla olabiliyor...

        Ağlaması bastırılan çocuklarda hiperaktivite, dikkat eksikliği, şiddet eğilimi, kendini yaralayıcı davranışlar, öfke nöbetleri ve yıkıcı tavırlar daha sık gözleniyor...

        AYNA

        Çocuk yetiştirmek aynı zamanda kendini oluşturduğun yapıtaşlarıyla yüzleşmek demek... Ben pek nadir ağlayan, sinirlenince gülen bir insanım... (Gülmenin ağlamaktan daha kabul görür bir eylem olduğu gerçek... ) Aletha Solter'e göre duygularım ve onları ifade edişim arasındaki bu karmaşa çocukluğumda yeterince ağlamama izin verilmemesinden kaynaklanıyor... (Ağlarken çok çirkin oluyorsun!)

        Aslına bakarsanız tek ihtiyacımız olan ağlarken de sevildiğimizi, kabul gördüğümüzü bilmek... Kendi başına odanda ağlamak yerine sana güven veren birine sarılarak ağlayabilmek insanın duygularıyla barışık yaşamasının yolunu açtığı gibi duygularımıza rağmen sevilen bir insan olduğumuzu gösteriyor... Çocuklarda da, yetişkinlerde de bu böyle! Yani bırakalım çocuklar ağlasınlar, rahatlasınlar...

        Diğer Yazılar