Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dün akşam üzeri, Ege Üniversitesi’nde profesör olan komşumuzla ayak üzeri sohbet ediyoruz.

        Söz gençliğe gelince, hocanın yüzü gerildi, gözleri kısıldı ve kısa bir duraklamadan sonra konuşmaya başladı:

        Azizim, “öyle mükemmel bir gençlik geliyor ki...” diye sağda solda ahkam kesenleri dinleyince resmen sinirleniyorum. Az önce son derste onlarla beraberdim. “Gelecek” diye bir kavramları yok. Kültürleri kültür değil, şakaları şaka değil, aralarında konuşup anlaştıkları Türkçe Türkçe değil. Dünyada, Türkiye’de olup-bitenlerden haberleri yok. Anne ve babalarının hangi koşullarda onları üniversite sıralarına taşıdıklarının farkında değiller. Hangi koşullarda harçlık aldıkları hiç umurlarında değil. Ya giydikleri kıyafetler?...

        Hocam, üniversite gençliğinin tamamı böyle değildir her halde?

        Yüzde 90’ı böyle kardeşim. Duygusuz, duyarsız, tepkisiz... Bu memleket bu gençlikten ne bekler?

        Bu sözlerden sonra vedalaşıp ayrıldığımız hocanın söyledikleri -üzücü de olsa- benim gözlemlerimle bire bir örtüşüyor. Sahi böyle bir gençlik kimin eseri?

        Bu büyük başarı kimin başarısı? Bir öğretmen...

        Söz gençlikten açılmışken, geçtiğimiz yaz bir genç öğretmenle birebir yaptığım bir sohbetten sözetmek istiyorum.

        Anayasa oylaması öncesi bizim memleket Kayseri-deydik. Yakın akrabalardan bir genç kızımız evlenmiş, damat beyle tanıştırıldık.

        Kendisi, bir dersanede matematik öğretmeniymiş.

        Söz döndü dolaştı, referanduma geldi.

        “Sevgili hocam, ben cahil bir vatandaş olarak size desem ki, siz okumuş-yazmış, yüksek tahsil yapmış insansınız.

        Ben değişecek maddeleri bilmediğim için, evet ya da hayır konusunda kararsızım.

        Beni bu konuda biraz aydınlatsanız.

        Şu değişecek maddelerden bir-iki tanesini söyleseniz...”

        Genç öğretmenin cevabı aynen şöyleydi: Valla ben sadece evet diyeceğimi biliyorum.

        Maddeleri televizyonlardan duydum ama, hiç birisi aklımda kalmadı...

        Kendisi bu cevaptan sonra utandım mı, utanmadı mı fark edemedim.

        Ama, odada oluşan derin sessizliği hatırlıyorum.

        Bu genç öğretmenin “evet” ya “hayır”ının, memlekete hayırlı olmasını dileyebilir miyiz?

        Daha doğrusu dilesek de hayırlı olur mu?

        Ya bu tür vatandaşların sayısı 10 milyonları buluyorsa...

        Ve bir filozof...

        Hürriyet Gazetesi’nin eski yazıişleri müdürlerinden değerli dost Fikret Kalmuk, emekli olduktan sonra İzmir’e yerleşti.

        Fikret Bey her gün, internet sitelerinde dikkatini çeken maillerden en az 5-6 tanesini dostlarına gönderiyor. Ben de büyük bir zevkle okuyorum, izliyorum.

        Yeri gelmişken, onlardan en tazelerinden birini, sizlerle paylaşmak üzere bu köşeye taşımak istedim: Friedrich Wilhelm Nietzsche demiş ki:

        “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder.

        Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!

        Böyle bir seçimle iktidara gelenler.” Ünlü filozofun sözünün devamını, özür dileyerek nokta... nokta... ile kesmek zorundayım.

        Çok doğru da olsa çok ağır. İster katılın, ister katılmayın.

        Ama ben sonuna kadar inanıyorum, katılıyorum, savunuyorum.

        İşkembeden verilen oylar, gerçekten canımı yakıyor.

        Demokrasi buysa, ben demokrat memokrat değilim.

        Diğer Yazılar