Bakacağın yüze tükürme, tükürdüğün yüze bakma...
Pazar günleri daha yumuşak konulara giriyordum ama bu hafta içimden gelmiyor. Çünkü aşağı yukarı tahmin etsek de, seçim sonuçları şokunu hala üzerimden atamadım.
O akşamdan bu yana televizyon açmayı yüzde 90 azalttım.
Bir tarafta şımarık söylemlere, bir tarafta “çok bilmişler”in bilimsellikten uzak tahlillerine, bir tarafta adeta pusuda bekleyen “karıştırıcılar”ın hücuma geçmesine tahammül edemiyorum.
Hele şu “helalleşme” söylemine ve arkasından gelen “şakşakçı” yorumlara, Bursa Milletvekili Bülent Arınç‘ın, Devlet Bahçeli‘nin söylediği “hesaplaşmadan helalleşme olmaz” demesine gösterdiği “sahiden öyle mi söyledi?... İnanamıyorum” gibi, tam bir şımarıklık ifadesi tavırları, olması gereken “devlet adamlığı olgunluğu ile bağdaşır” şeyler değildi.
Asla kinci değilim... Geride bıraktığım yıllar, böylesine insana yakışmayan bir duyguyu törpüleyecek kadar uzun.
Siz çıkacaksınız, “kazanmak” uğruna, kafanızdan geçen her türlü karalamayı, aşağılamayı, hakareti yapacaksınız, insanların dini inanışlarını seçim meydanlarına taşıyacaksınız, yaşayanların dışında bu devleti bu günlere getirenlerin kemiklerini sızlatacak “seçim malzemeleri” imal edecekseniz, istediğinizi aldıktan sonra da çıkıp “ben hakkımı helal ettim, şimdi helalleşme zamanıdır” diyebileceksiniz.
Hani bir atasözümüz vardır:
Bakacağın yüze tükürme, tükürdüğün yüze bakma...
“Olgunluk” iddiasında olan insana yakışan budur. Hele bir ülkenin kaderine hakim olabilecek kadar yükselmiş, yükseltilmiş, omuzlara alınmış insanlara yakışan budur.
İyi bir Müslüman’a yakışan da budur.
Zaten Müslümanlık, insanı “adam etmek” için gönderilmiştir.
“Özür dilemek erdemdir” derler ama, asıl olan erdem, “özür dilemek durumunda kalacak eylem ve söylemlerden kaçınabilmektir.”
Karpuza kabak tadı verenler
Son yıllarda damak tadımızı bozan “kabak aşılı karpuz”a karşı, Denizli Hal Yönetimi çok yerinde bir kararla savaş açmış.
Bazı üreticilerin, bazı fidancı firmaların da teşviki ile, daha fazla verim alabilmek için başvurdukları yöntem, karpuzda geleneksel tadı kaçıran bir uygulama haline gelirken, Denizli hal yönetimi, bu tür karpuzların hal esnafı tarafından alınmasını ve satılmasını yasaklamış.
Yönetim, keşke bunu karpuz ekimi başlamadan önce yapsaydı ve “ey çiftçi arkadaş, kabak aşılı karpuz ekerseniz, bilin ki Denizli Hali’nin kapısından içeri giremez. Onun için, geleneksel ürüne yönelin ve emekleriniz de boşa gitmesin” diyebilirdi.
Ama, geç de olsa böyle bir karar alınmış.
Hiç olmazsa, seneye “kabak tadı vermeyen karpuz” yiyebilelim.
Karpuz, bolluğu ile, ucuzluğu ile, doyuruculuğu ile, ekmeğe ve peynire katıl olması ile, enerji vermesi ile, susuzluk gidermesi ile “nimet” boyutunda bir üründür.
Nitekim bizim memleket Kayseri’de, hemşehrilerimizin zekiliği karpuzlu bir hikaye ile anlatılır;
Kayseri’ye gelen bir yabancı, küçük bir çocuğu yanına çağırmış ve “Al oğlum şu parayı; benim hem açlığımı, hem susuzluğumu giderecek, eşeğimin de karnını doyuracak bir şeyler al gel” demiş.
Çocuk hiç tereddütsüz bir koşu gidip, o azıcık paranın yettiği büyüklükte bir karpuz alıp gelmiş ve “Al amca... Bu karpuzu kes, hem açlığını hem susuzluğunu gider, kabuklarını da eşeğine ver” demiş.
Bir de “eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek” var ki...
Onu da herkes bilir.
Son olarak demem şu;
Her şeyin tadının kaçtığı, eski kalitenin aranır olduğu bir dönemde, Denizlili halcileri “bari karpuzun tadını kaçırmayalım” yönündeki çabalarından dolayı kutluyorum.