Pasaklı ev kadınları!
Şu sıralar TV dizisi olarak bayağı bir ilgi gören “Umutsuz Ev Kadınları”ndan esinlenerek “Pasaklı ev kadınları” dedim ama, aslında aşağıda yazacaklarımın, belediye başkanı olmayan kadınlarla bir ilgisi yok.
Herkesin evinin içinden, iç düzeninden bana ne, size ne?
Ama ben, çok gezmiş, çok görmüş, çok karşılaştırmış bir vatandaş olarak belediye başkanlarını hep “ev kadınları”na benzetirim.
Bir eve misafirliğe gidersiniz; daha kapı girişine yaklaştığınız anda mis gibi temizlik, tertip kokar. İçeri girersiniz, salonun düzeni, eşyaların temizliği ve bakımı, her şeyin yerli yerinde olup olmadığı, belki de ziyaretçilere ilham olabilecek çok özel bir uygulama derhal dikkat çeker.
Bir eve misafirliğe gidersiniz; daha kapı girişine yaklaştığınızda, hiç de hoşunuza gitmeyen koku, size ilk olumsuz notu verdirir. Az ilerlersiniz, evet bir salon ama, her şey darmadağın. Eşyalar toz içinde. Bir koltuğun üzerinde oğlanın kazağı, diğerinin kenarında beyefendinin pantolonu...
Misafir eve değil, insana gider ama; siz hangi evde ziyaretçi olmak istersiniz?
Başkanınıza not verebilirsiniz...
İşte belediye başkanları da bana göre; yönetiminde bulundukları kent içinde yaptıkları düzenlemelerle veya göz yumdukları düzensizliklerle “titiz” veya “pasaklı” ev kadını durumundadırlar.
Bazı kentlere gidersiniz, daha girişte içiniz açılır;
Her taraf misler gibi çiçek kokar.
Kaldırımlar düzenli ve sadece yayalara ait.
Yürürken ayağınıza takılacak, dikkatsizliğiniz yüzünden bir de fırça yemenize yol açacak esnaf işgalleri yok.
Ön balkonlarından çamaşır, halı, kilim sarkmıyor.
Kaldırımda yürürken tepenize ikide bir klima suyu damlayıp sinirlerinizi bozmuyor.
Kaldırımda veya yolda her an üzerinize sıçratılmak üzere bekleşen su birikintileri yok.
Vitrin önlerinde sergilenen gıda maddeleri pırıl pırıl camekanlarda sergileniyor.
Adım başı tezgah kurmuş dilenciler, vicdanınızı harekete geçirebilmek için en sevdiklerinizi en kötü şekilde cümleler kurup tüylerinizi ürpertmiyor.
Cadde ve sokak kenarlarındaki boş arsalar, vatandaş çöplüğü olmaktan kurtarılıp geçici yeşil alanlar haline getirilmiş.
Saklandıkları kara çarşafın altından “yıkıldım, yıkılıyorum” diye adeta feryat eden binalar yok.
Siz de bu değerlendirmeden sonra çevrenize bakın bakalım; Belediye başkanınız “titiz ev hanımı mı”, yoksa “pasaklı” mı?
Ortak mesafe belirlenmeliydi...
Şu sıralar arka arkaya “esnafa çizgi” haberleri geliyor.
Başkanlardan kimisi kaldırımla-dükkan arasına sarı çizgi çekiyor, kimisi mavi... Yakında, kırmızısı, moru da gelir...
Amaç, dükkanını kaldırıma taşıyan, komşusu ile adeta “kim daha çok çıkacak?” yarışına giren esnafa düzen getirmek.
Kaldırım işgali de yeni değil, belediyelerin zabıtaları marifetiyle “kaldırıma düzen” hareketi de...
Önemli olan, bilmem kaçıncı kez başlamaktan ziyade, kalıcı düzen getirmektir. Çizgi ha kırmızı olmuş, ha sarı?
Ne çıkar...
Aslında, vatandaşın en çok şikayet ettiği konuların başında gelen “kaldırım işgalleri” konusunda metropol ilçe belediye başkanlarının, ilgili bürokratlarını da yanlarına alarak ortak bir toplantı düzenlemesi daha uygun bir davranış olurdu.
Çünkü çoğu yerde hizmet sınırları iç içe geçmiş belediyelerin değişik uygulamalar yapması, kaldırımla dükkan arasında değişik mesafeler koymaları, kendi içinde bir kargaşanın da habercisi gibi.
Örneğin Bornova’da, Hatay’da, Karşıyaka’da bir cadde düşünün, yarısı bir belediyeye, karşı tarafı bir başka belediyeye ait.
Söz gelimi birisi santimetreden çizgi çekecek, diğeri 90 santimetreden...
Henüz harekete geçmemiş belediyelerde ise zaten “işgal özgürlüğü” devam ediyor.