Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ayvalık’ın Cunda Adası’nın bir bölümü Tabiat Parkı olarak tescillenmiş, 1. derecede doğal sit ilan edilmiştir. Adanın dantel gibi kıyılarla çevrili, yer yer tarihi yapı kalıntılarıyla süslü bu bölümü, bu kararın etkisi ile yazlık furyasından kısmen korunmuş, bakir kalmıştır.

        Ancak adanın bir özelliği; tüm güzelliklerinin başına dert açacak gibi görünüyor.

        Yazları, karşı yamaçlardaki efsanevi Kaz Dağları’nın ulu çam ağaçlarını yalayarak adanın bütününe serinlik taşıyan bol rüzgarını keşfeden “elektrik avcıları” yıllar önce rüzgar elektrik santralı (RES) kurmak üzere girişim başlatmış. 2008 yılında bu konudaki başvuru reddedilmiş.

        Çünkü o zamanlar bu tür alanların, çevrenin, insan sağlığının korunması için kanun, kurum ve sivil toplum örgütleri vardı.

        Örneğin bir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları (SİT) vardı ki, “yasak” kararı çıktı mı, akan sular dururdu. Ardından, Çevre Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) denen, içinde o çevrede yaşayan vatandaşların oylarının da bulunduğu bir işlemler zinciri vardı ki; tabiata ve insana zarar verecek bu tür girişimlere asla geçit verilmezdi.

        Şimdi öyle günlere geldik ki; varlığı devam eden SİT kurulları “talimat kuruluşları” haline geldi, yatırımın önünde engel olarak görülen ÇED raporu ise işlevsizleştirildi, belediyeler “zorunlu onay mercii” haline getirildi, tüm yetkiler ilgili bakanlıklara geçirildi.

        Geleceğin sahibi gençleri dinleyin...

        Şimdilerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Cunda Tabiat Parkı’na 24 adet rüzgar santralı kurulması için başvuru sahibi yatırımcıya izin vermiş.

        Ayvalıklılar, özellikle de gençler “RES kuracak başka yer mi yok?” diyerek karara karşı çıkıyor ve geri alınmasını istiyor.

        Nitekim; geçtiğimiz ay, Ayvalık Zeytin Hasat Günleri için gittiğimde bir grup gencin göğsünde “REST!... Cunda’ya rüzgar enerji santralı istemiyoruz” yazan tişörtler dikkatimi çekince sormuş, onlar da gerekçesini anlatmıştı;

        Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile, Birleşmiş Milletler Kalkınma programı (UNDP) Türkiye verilerine göre söz konusu bölgenin değeri yıllık 43 milyon dolar olarak açıklandı.

        Aynı raporda bunun 38 milyon dolarının turizm ve rekreasyon hizmetlerinden geldiği bildirildi.

        Bu alandaki raporda imzası bulunan bakanlığın, Cunda’ya RES kurulmasına izin vermesi manidardır.

        Rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerjiye karşı olmadıklarını belirten gençler “Ancak bu tür enerji santralları kurmak için alabildiğine geniş alanlar, dağlar ovalar dururken, Cunda Tabiat Parkı gibi bir alana yapılarak, bu güne kadar başarı ile korunmuş alanların yollarla, dev santral parçalarını taşımak için açılacak yollarla, nakil direkleriyle bozulmasına, ağaçların kesilmesine karşı çıkıyoruz” diyor.

        Gençlerin endişelerini anlıyor, gerekçelerini akılcı buluyor ve kendilerine sonuna kadar destek veriyorum.

        Sanki tüm alanlar

        doldu taştı da...

        Gerçekten de “memlekette hiç RES kuracak alan kalmadı da, sıra oraya mı geldi?” dedirtecek bir durum yaşıyoruz.

        Cunda’nın RES için gerekli olan bol rüzgar aldığını kabul edebilirim. Ancak daha uygun bir yere kurulacak santralın verimliliği ile Cunda’daki santralın verimliliği arasında o güzelim alanlara kıyılacak kadar önemli bir ekonomik farkın olmadığını, yatırımcı iş adamlarıyla birlikte RES izninde imzası bulunan Bakan Erdoğan Bayraktar‘ın da bildiğini sanıyorum.

        Burada, böyle bir kararı alanlara samimiyetle şu çağrıyı yapıyorum;

        Lütfen üç kuruşluk elektrik farkı için ne geçmişten miras aldığımız, bu günlere kadar da koruyabildiğimiz kadarını koruyabildiğimiz Cunda Milli Parkı’na kıyın, ne de efendi efendi eylem yapan, seslerini duyurmaya çalışan gençleri kırın...

        Lütfen... Lütfen... Lütfen...

        Diğer Yazılar