Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başbakan’ın son Avrupa gezisi sırasında sistematik olarak vermeye çalıştığı Avrupa Birliği mesajlarının, karar organı Avrupalı yöneticilerden ziyade Türk kamuoyuna yönelik olduğu apaçık ortada.

        Çünkü; Avrupa Birliği’nin “Ağababası” ülkeleri Almanya, Fransa ve İngiltere, Türkiye’nin neden 50 küsur yıldır kapıda bekletildiğini, neden bir türlü içeri buyur edilmediğini çok iyi biliyor.

        Çünkü Türkiye’nin, açılan konu başlıklarındaki her türlü iyileştirmeyi tam olarak yapıp da, birlikten ertesi yıl yeni ev ödevleri alamıyor. O ev ödevleri yerinde durduğu sürece de, Türkiye birliğe tam üye olunmuyor.

        Aslında bu gerçeği Türkiye’yi yönetenler de çok iyi biliyor.

        Hatta imkan olsa da bir sınava soksak ve “Türkiye neden AB’ye tam üye olamıyor?” diye sorsak, eminim ki bizimkiler, bizi birlik çatısı altına almayanlardan çok daha iyi cevap verebilir.

        Onun için; Avrupa Birliği’nin insan hakları ve hukuk, yargılama sistemleri gibi olmazsa olmazlarını teğet bile geçmeye yanaşmayan, “ben Avrupa Birliği’ne kendi düzenimle katılırım” inadında olan Türkiye’nin yöneticileri yarım asrı aşkın zamandır neden AB üyesi olamadığımızı bilmez mi?

        Üyeliği değil, kriterleri önemsiyoruz...

        Tüm bu bilinmişliklerin içinde, hala Avrupa Birliği’ne üyelik beklentisi ve özentisi içinde olan önemli bir T.C. Vatandaşı kitlesine de mesaj vermek gerekiyor; biz her türlü gayreti gösteriyoruz ama, yine de bizi almıyorlar.

        Bu mesajların Türk insanı, daha doğrusu seçmeni üzerinde ne kadar etkisi olmuş veya olmamıştır bilemem.

        Ama bildiğim şudur; Türkiye’de aydın denebilecek çok önemli bir kesimin, Avrupa Birliği’ne girip girmemek, birlikten gelecek her türlü maddi destek umurlarında bile değildir.

        Umurlarında olan; dünyanın ulaştığı en ileri yönetim, hukuk, insan hakları, sosyal devlet anlayışına ulaşmış ülkeler topluluğundan bize de bir kısım medeniyet kriterleri bulaşmasıdır. O ülkelerin vatandaşlarına uygun gördüğü hak ve özgürlüklerin bizim vatandaşlarımızdan neden esirgendiğindedir.

        Bazılarımızın farkında olduğu, özlediği kriterleri AB üyesi olmadan da başaramayız mı? Elbet de başarırız ama, kaderimize hakim olan siyasilerin gördüğü ölçüde...

        AB kapısında bekletilişimizin ana nedini de budur.

        Türkiye’nin AB üyeliği adaylığının 50 küsur yıldır yerli siyasetçiler tarafından alabildiğine “seçim propagandası” olarak kullanıldığı gerçeğini de unutmamamız lazım.

        Bütünşehir Yasası AB’ye uyar mı?

        Bir de; zaten “Gümrük Birliği” ile, Türkiye’nin üyeliğinden elde edeceklerinin tamamını elde etmiş, bunu kazanç hanesine yazmış Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin tam üyeliğinin getireceği maddi külfetleri hesaba katmamış olması mümkün mü?

        Bir de AB söylemlerini dillerinden düşürmeyen yöneticilerin, milletvekillerinin, son zamanlarda oylanıp yürürlüğe sokulan kanunlardan kaçının Avrupa Birliği kriterlerine aykırı olup olmadığını da fark etmesi lazım.

        Dışarıda imza konulan sözleşmeler, içeride o imzalarla çelişen kanunlar....

        Bir örnek vereyim; son yılların en büyük yerel yönetimler gelişmesi olarak tanıtılmaya çalışılan “Bütünşehir Yasası”, acaba imzamız bulunan AB kriterlerine ne kadar uyuyor?

        Bu kanunun özü olan “seçilmişleri, atanmışların denetimi altına almak” hangi AB ülkesinin yerel yönetim yasasında bulunuyor?

        Diğer Yazılar