Bodrum'da bir Dibeklihan...
Bodrum'da saatler su gibi akarken sıra dillere destan mimarlık eseri Dibeklihan'a geliyor. Yakaköy'de yapatılan ve ismini de kapıdaki iki "yoğut dibeği"nden alan Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü'nü gezdikten şöyle bir kanıya vardım; Burası sanat galerileri, otantik ve antik ürünler satan dükkanları, restoranları, kafeleri ve konferans salonları ile ziyaretçilerin tüm gününü sıkılmadan geçerebileceği bir yer.
Son yıllarda Bodrum Yarımadası'na kazandırılan en güzel eser. Her kademeden Bodrumlu ve Bodrumsever'in ilgisi ile yaşaması ve uzun ömürlü olması de en büyük dileğimdir. Yapanların eline ve beynine sağlık. Bir de, "vatan-millet" diyerek böyle bir kalıcı eser ortaya çıkaranların kesesine bereket.
İrfan'ın hazırladığı, Perihan Hanım onaylı planın akşam bölümünde meyhane faslı var... İrfan'ın Deniz Feneri isimli meyhaneyi arayıp reservasyon yaptırdığına tanık olunca bayağı şaşırıyorum; Bodrum'un meyhaneleri de mi rezervasyonla çalışıyor? Hafta sonları ve yazın rezervasyonsuz gidersen, yer bulman imkansız gibi bir durum...
4 kişilik masamızda yerimizi alırken, yer bulamayıp da dönmek zorunda kalan çok sayıda insanı görünce, kenarda köşede iki kişilik yer ricasında bulunanların varlığına tanık olunca, benim gibi "Bodrum acemileri"ni uyarma gereği duydum.
Balıkçı Yalçın'ın masamız için uygun gördüğü kaya levreği eşliğinde uzun bir geceye giriş yaparken, İrfan'dan bir uyarı var;
Biraz sonra eski bir tanıdığınla karşılababilirsin...
Gerçekten de, Akhisar'da uzun yıllar fotoğrafçılık ve habercilik yaptıktan sonra Bodrum'a yerleşen İsmail Taşkök'le karşılaşıyoruz. Seyyar fotoğrafçı olarak ekmeğini çıkarma gayretinde olan Taşkök'le uzun sayılabilecek eskinin unutamadığımız güzellikleri turu yaptıktan sonra ortak bir kanaate varıyoruz; Neydi o günler!...
Yarım ekmeğe tam tekmil köfte...
Bodrum'da son geziyi gümüşlük taraflarına düzenliyoruz. Bu daha mütevazı bir balıkçı kasabası. Bir açıkhava kahvehanesine oturuyoruz. Bizim İrfan "buranın köftesi çok meşhurdur" diyor. Ege'yi karış karış gezmiş birisi olarak hemen aklıma geliyor; Zaten köftesi ve keşkeği meşhur olmayan yer tanımadım... Orta halli bir bekçi kulübesi kadar olan "köfteci dükkanı" harıl harıl çalışıyor. Bizim iki tane "yarım ekmeğe tam tekmil köfte" (soğanıyla, biberiyle, kimyonuyle) siparişimiz için verdikleri süre tam 45 dakika...
Çaresiz bekleyeceğiz, açlığımızı da sık sık servis edilen çayla bastıracağız...
Oturduğumuz mekan, çok sayıda İzmirli'nin yakından tanıdığı Tarih Profesörü Ahmet Özgüray'a aitmiş. Hoca'nın kira almadığı kulübede pişen köfteler de bacanağı Celep Ali'nin özenle yetiştirdiği danaların etindenmiş...
Bodrum notları bu kadar... Yarından itibaren normal gündemimize dönüş yapıyoruz...