Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, "yerel yönetimlere daha geniş olanak, daha iyi hizmet ve biraz da özgürlük" olarak kamuoyuna tanıttığı, yasa biliyorsunuz tam anlamıyla önümüzdeki yerel seçimlerle yürürlüğe girecek ve çok önemli yapısal değişiklikler getirecek.

        Kısaca göz atalım;

        Özel idareler, büyükşehir statüsüne alınan illerde kalkacak, hizmet alanları büyükşehirlere kaydırılacak. Kurumun elindeki sayısız ve çok değerli mallar ile gelir kaynakları da, valilikler bünyesinde valilerin oluşturacağı kurullar tarafından dağıtılacak.

        Özel idare yönetimlerinin, ellerindeki büyük olanak ve paraları zaman zaman "havadan-sudan işler"e harcadığı durumundan hareketle, köylere arzu edilen ölçüde hizmet götürmediği, köylerin şu andaki durumuna bakarak dahi anlaşılabilir.

        İzmir'in 650 civarındaki köylerinin en az 400'ünün hala fosseptik çukurları içinde yaşam sürdürdüğü gibi bir gerçeğin varlığını kimse inkar edemez. Buna karşın, Özel İdare paralarıyla, Urla sahillerinde milyonlarca liralık ölü yatırıma imza atıldığını, şu anda "atsan atılmız, satsan satılmaz" durumdaki tesislerin, dolayısıyla özel idare paralarının batırıldığını söyleyebiliriz.

        Yine İzmir Özel İdaresi'nin milyonlarca lirasının, bazı yöneticilerin fantezi benzeri hevesleriyle Bozdağ'a gömüldüğünü hepimiz hatırlarız.

        O "yatırımlar"da imzası bulunanların söylediklerine bakarsanız, bazı potansiyellerin değerlendirilmesi için "öncülük" etmişler.

        Doğrudur!... Öyle bir "öncülük" ettiler ki, "çığ düşmesi kuvvetle muhtemel alana otel, restoran yaptılar" beklenen olunca da, bu kez o paraları kurtarmak için para harcadılar.

        Anayasa Mahkemesi acele etmeli...

        Biliyorsunuz CHP, Türkiye genelinde yüzlerce yerleşim biriminin belediyeliğini ortadan kaldıran o yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme, yerel seçim dengelerini tümden etkileyecek kanunun iptali veya yürürlükte kalması yönünde henüz bir karar vermedi.

        İptal kararı çıkmayacağını düşünürsek, ortada bir terslik yok. Belediyeliği iptal edilen beldelerde belediye başkan adayı çıkmayacak, vatandaş bağlı bulunduğu ilçe ve büyükşehir başkanlıkları için oy kullanacak.

        Ya Anayasa Mahkemesi iptal kararı verirse...

        Ve o karar seçimden kısa süre önce çıkarsa... Başkan adayları, belediye meclis adayları derken yaşanacak kargaşayı düşünebiliyor musunuz.

        Seçimden sonra verilecek bir iptal kararının getireceği sonuç da tam bir kargaşadan başka bir şey olmayacak.

        Hizmet sınırları geri çekilirse

        CHP Genel Merkezi, o kanunun iptali için çalışırken, CHP'li İzmir Büşükşehir Belediyesi, o kanunu yürürlüğü koydu bile... Başkan Kocaoğlu ve arkadaşları, iptal edilmese de seçimden sonra yürürlüğe girecek o kanunun gereklerini şimdiden yerine getirmeye başladı. Henüz, hizmet sınırları içinde bulunmayan 9 ilçe, 23 belde ve 400'e yakın köye, Büyükşehir Belediyesi olanaklarıyla hizmet götürüyor.

        Örneğin tarla yolları asfaltlanıyor, vatandaşın ürünleri tozdan topraktan korunuyor, hizmet alanları ve ihtiyaçlar yerinde belirlenerek kısa sürede yapılabilecekler için harekete geçiliyor.

        Peki; ya o kanun iptal edilirse...

        Ya büyükşehir belediyelerinin hizmet sınırları il sınırlarından, 50 km'lik daire sınırlarına çekilirse...

        O zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi, görev alanı dışındaki belediye harcamaları için ilgili ilçe, belde ve köylere borç mu çıkaracak? Çıkarsa da kimden alacak?

        Bana kalırsa, önce şu 50 km sınırı içindekiler, kanalizasyonuyla, arıtmasıyla modern kent ve köyler haline getirilmeli.

        Diyeceksiniz ki kim takıyor kanunu?...

        O da doğru...

        Zaten Türkiye'de kanunların çoğu uygulanmak için değil, "her hangi bir durum halinde harekete geçirmek" için...

        Diğer Yazılar