Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sevgili ağabeyim, sevgili ustam, sevgili dostum, sevgili meslektaşım Şevket Özçelik‘in ölüm haberini aldığım Perşembe sabahından beri sersem gibiyim. Sayısız anılar zihnimde birbirini kovalıyor, birlikte geçirdiğim anlar, saatler gözlerimin önünde geçit yapıyor.

        Bu dünyadan göçmüş ve halen yaşayan ustalarım, meslektaşlarım kusura bakmasın; Şevket Özçelik’i tereddütsüz İzmir’de yetişmiş ve yaşamış gazetecilerin başına koyarım.

        O 24 saat haber düşünür, önüne konan haberi adeta yaşardı. Tek bir cümlesinde bile mantık kopukluğuna, kronoloji hatasına yer vermezdi. Öylesine ki; bir tek kelimelik eksiklik için saatlerce uğraşır, uğraştırır, sonunda o habere o kelimeyi doğru eklerdi.

        Tam 45 yıl önce tanıdığım, tanıma şansına eriştiğim Şevket Özçelik’le, en az 25 yıl da yan yana çalışmanın onurunu yaşadım.

        Şevket Bey‘in habercilikteki titizliği, bazı arkadaşlarımızı “öyle olsa ne olur?” dedirme noktasına getirse de, samimiyetle söyleyim ki, ben onun bu titizliğini hep taktirle izlerken, bu titizliği edinme gayreti içinde de bulundum.

        Bunca yıl birlikte çalıştım, en çok kızdığı arkadaşlara bile ağzından kötü bir söz çıktığını duymadım. En küçüğünden en büyüğüne kadar yüzüne karşı yapılan eleştirilere karşı tepkisi, “yıpratan” kelimesinden ibaret kalırdı.

        Haberi yaşayan gazeteciydi

        Onun en büyük gıdası, ertesi günü çıkacak gazetenin haberle dolu olması, asla kelime hatası barındırmamasıydı. “Çok haber”i o kadar önemserdi ki, her sayfayı adeta tıka basa doldurmaya çalışır, masa üzerinde ya da bilgisayarda kalan her haber için üzülürdü.

        Bizim meslekte onun kadar gazeteci yetiştiren, bundan da büyük keyif alan, hele hele eski öğrencilerinin iyi yerlere gelmesinden büyük mutluluk duyan birini daha tanımadım desem yeridir.

        Rahmetli, önüne gelen haber hakkında öyle sorular sorardı ki, muhatabını adeta çileden çıkarır, bundan da hiç kaçınmazdı.

        Çok süratli klavye kullanır, izleyen birisi parmaklarını takip edemezdi.

        Bir gün o bir şeyler yazarken baktım, önünde “Q” ile başlayan ve genç kuşaklara dayatmayla benimsetilen klavye vardı. Oysa ben biliyorum ki, Şevket Ağabey “F” ile başlayan gerçek Türkçe klavye kullanırdı. “Hayrola Şevket Ağabey, sen de mi Q’ya geçtin?” dedim.

        Cevabı “F ile yazıyorum ama, klavyeye bakmadığım için benim için klavyenin cinsi önemli değil” oldu.

        Meğer bilgisayarını F klavyeye ayarlatmış, önündeki Q klavye de olsa F gibi yazıyormuş.

        Torun taşımak için araba değiştirdi

        Tek evladı Pürlen’i yüksek tahsil için Amerika’ya göndermişti. Kısmet bu ya, Pürlen orada bir Amerikalı ile evlendi ve iki de çocuğu oldu. Onun Türkiye’ye geleceği tarihe aylar öncesinden hazırlanır, o günü adeta iple çekerdi. Bir gün kullandığı otomobili değiştirip daha büyüğünü alacağını söyledi. “İki kişisiniz be Şevket Ağabey... Daha büyük otomobili ne yapacaksın?” dediğimde, “Bizim kız eşi ve iki çocuğu ile tatile geliyor. Bu arabaya sığmayız” diyerek steyşın vagon sıfır bir otomobil aldı.

        Ölünün arkasından iyi şeyler söylemek adettir, daha da ötesi bir iyi ahlaktır. Ama benim yazdıklarım Şevket Ağabey’i iyi şekilde anmak adına asla bir zorlama değildir.

        Yakınlarının ve mesleğimizin, meslektaşlarımızın başı sağ olsun.

        Mekanın cennet, yattığın yer nurlarla dolsun büyük usta, büyük ustam...

        Başınız sağ olsun Rezzan Hanım (eşi.)

        Başınız sağ olsun Pürlen (kızı.)

        Diğer Yazılar