Edebiyatın festival zamanı
Bu hafta Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF) nedeniyle dünyaca ünlü yazarlar İstanbul’a gelecek. İTEF koordinatörü Fatma Yılmaz’la festivali, Macar asıllı İngiliz yazar Tibor Fischer’le de edebiyatın tekinsiz yönlerini konuştuk.
Uluslararası İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, yani İTEF 9 Mayıs’ta başlıyor. Ayın 11’ine kadar sürecek etkinliklerde hem dünyadan yazarlarla yayıncılar Türkiyeli meslektaşlarıyla buluşacak hem de okurlarla edebiyatçılar şehrin dört bir yanındaki kafelerde, kültür merkezlerinde düzenlenen söyleşiler, paneller ve konserlerde tanışma imkânı bulacak. Bu yılın sürpriz etkinliğinde, yazarlar ve okurlar iki takım halinde sessiz film oynayacak. Ayrıntıları festival koordinatörü Fatma Yılmaz anlatıyor...
Kültürel ve tarihsel zenginliğiyle göz kamaştıran İstanbul, Doğu ile Batı’nın buluştuğu, insana dair tüm duyguların kıtalar ve medeniyetler arası yaşandığı muhteşem bir yer, farklılıkların buluşma noktası olması sebebiyle de edebiyat için çok zengin bir kaynak. Romana, şiire çok yakışıyor bence. Tanpınar da zamanın ve yaşadığı coğrafyanın çok ötesinde bir büyük yazar. Yerelle evrenseli birleştiren büyük bir deha.
Türkiye’nin ilk uluslararası edebiyat festivali İTEF çerçevesinde her yıl şehrin birçok mekânında eşzamanlı olarak onlarca etkinlik düzenleniyor. Etkinliklerin hepsi ücretsiz. Bugüne dek 47 farklı ülkeden yüzlerce yazar geldi. 2012’den beri de İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği yaparak yabancı çocuk kitabı yazarlarını öğrencilerle buluşturuyoruz. Ve bütün bunları 9 kişilik bir ekiple gerçekleştiriyoruz. Festival düzenlemek göründüğünden çok daha zor ve karmaşık bir iş. Turizm firmaları, organizasyon şirketleri ve tanıtım ajanslarıyla çalışmak için bütçemiz yok, hepsini kendimiz hallediyoruz.
İkisine de. Dünyadan yazarların ve yayıncıların Türkiye’deki meslektaşlarıyla tanışması çok önemli. Okurlar ise zengin bir program içinden zevklerine uygun etkinlikleri seçip izleyebiliyor. Bu yılın teması “Şehir ve Sesler”... Herkesin, her türün sesini duymaya çalıştık... Şehrin sesi, modern hayatın değişen sesleri ve kimi zaman gürültüsü, metnin ve dilin sesi, söylenemeyenler, susturulanların fısıltıyla çığlık arasındaki sesleri... Edebiyatta kadınların sesini konuşacağız bu yıl; savaşlara, sömürüye, mülteci sorunlarına, modern hayatın zorluklarına bir de bu pencereden bakacağız. Festival direktörü Mehmet Demirtaş aynı zamanda müzisyen olduğu için müziği çok önemsiyoruz; farklı türlerde konserlerimiz olacak.
Öyküye özel bir etkinlik ayırdık, birçok ülkeden öykü yazarlarını konuk edeceğiz. Sonra “Tanpınar’ın Mektupları”nı bu kez şairlerden dinleyeceğiz. Bir de ilk romanlarını milyonlarca üyesi olan Wattpad’de yayınlayarak büyük okur kitlesi kazanan iki yazarı konuk edecek, onlarla dijital edebiyatı konuşacağız.
Tibor Fischer’in ailesi 1956 Macar Devrimi’nden sonra mülteci olarak İngiltere’ye göç etmiş. Fischer önceleri Londra’da televizyon ve basın gazetecisi olarak çalışmış. Uzun bir işsizlik döneminde de oturup Macar Devrimi hakkındaki ilk romanını yazmış. Kitapları bizde April Yayıncılık tarafından basılan yazarla edebiyatı ve İTEF’i konuştuk... Tibor Fischer
Aslında başlarken belirli bir konuyu ele almaya karar vermiyorsunuz. Oturup çalışıyorsunuz ve bir süre sonra ortaya bir şey çıkmaya başlıyor. Ben sadece esas karakterin felsefeci olmasını istemiştim. Felsefe benim için medeniyeti değerlendirmenin bir yoluydu. Zamanla başka şeyler ortaya çıkmaya başladı. Hem kim bir banka soymak istemez ki?
Kurt Vonnegut, iyi romancıların tek ortak noktasının hepsinin neticede güzel kadınlarla evlenmesi olduğunu yazmıştı. Herhalde espri yapıyordu. Şahsen çoğu başarılı romancıda gördüğüm ortak şey, hepsinin kararlı insanlar olması. Hitabet yeteneğine sahip, akıllı ve yaratıcı birçok insan var ama yazar olmak başka ve çok daha zor bir iş. Bu yüzden iyi yazarların çoğunun yüksek egolu, acımasız hatta ciddi anlamda psikopat eğilimli olduğunu söyleyebilirim.
Bana göre sanat tarihi bir roman için gayet sağlam temel oluşturabilirdi ama işe bakın ki buna dair yazılmış bir roman yoktu. O sıralarda eski Yunan seramiklerinin farklı stilleri üzerine karmaşık belgeler içeren bir kitap okuyordum. İnsanları antik bir kâsenin gözünden incelemenin ne kadar eğlenceli olabileceğini fark ettim ve yazmaya başladım.
Yazarların okurlarına dünyayı anlatmaktan başka seçenekleri yoktur ama ille şehirler hakkında bir şeyler söylemek zorunda değiller. Bunu bazıları yapar, bazıları yapmaz. Mesela Daniel Defoe size 18. yüzyıl Londra’sını anlatır. Samuel Beckett ise, sol yaka ve Alman işgali olmasa yazar bile olamazdı belki ama yine de eserlerinde, 30’ların, 40’ların Paris’ine dair tek söz etmez.
Şehri keşfetmeyi dört gözle bekliyorum. Lütfen beni yemek için iyi bir lokantaya götürün.
Hayır. Ne yazık ki disiplinli bir yazar değilim. Başlamadan önce saatlerce oyalanmak, günlük işlerimi halledip çorap çekmecemi yeniden düzenlemek ya da dikkatimi dağıtacak şeyler söylesinler diye arkadaşlarımı aramak zorundayım. Bunlar beni iyice sıktığında da kendimi eğlendirmek için oturup yazıyorum.
Bu işte adalet yoktur. Düşünmeyip sadece yazsınlar.
- Hayat kalbimize saplanmış bir bıçak8 yıl önce
- 'Mutluluğun kanatları vardır, uçucu ve gezicidir'8 yıl önce
- Şiirsel adalet ya da en fiyakalı final8 yıl önce
- Leonardo ile Michelangelo'nun öldürücü rekabeti8 yıl önce
- Huzurlarınızda Safiye Aylâ8 yıl önce
- Issız ilişkiler8 yıl önce
- Bir Ege köyü nasıl açık hava atölyesine dönüştü8 yıl önce
- Tanpınar'ın bir sinema tutkunu olarak portresi8 yıl önce
- Aşırı tutkulu okurlara dikkat!8 yıl önce
- Karanlık bir peri masalı8 yıl önce