Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Mahkemenin "İstiklal Marşı ile terbiye etme" kararı tartışma yarattı

Geçtiğimiz sene Bodrum'da verdiği konserde pot kırıp seyirciye "Diyarbakır'dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Moron moron bakıyorsunuz" diyen Demet Akalın, Diyarbakırlı vatandaşlardan, kasetçilerden tepki görmüş posterleri yırtılarak protesto edilmişti.

Akalın'ın konuyla ilgili defalarca özür dilemesine karşın şarkıcı adına suç

duyurusunda bulunulmuştu. İncelemeyi tamamlayan mahkeme geçtiğimiz hafta kararını verdi, Akalın'ın halkı aşağılama niyeti olmadığına hükmederek tedbir cezası kesti. Ceza olarak İstiklal Marşı'nın sözlerini el yazısıyla bir kağıda yazacak ve marş hakkında 5 sayfa yorum yapacak olan Akalın "Düşünce çok hoşuma gitti. İstiklal Marşı'nı okul yıllarımdan ezbere

bilirim. Hemen yazmaya başladım. Yazarken çok keyif aldım. Yorum için ise

uzun bir zaman ayırdım." diye yorumladı yorumlamasına ama karar herkeste aynı sevinci yaratmadı. 12 Eylül zamanını hatırlatan çağ dışı bir uygulama mı, Avrupa standartlarına yakınlaştığımızın göstergesi ıslah edici bir ceza yöntemi mi? Ulusal marştan ceza olur mu?

İşte farklı görüşler.

GÜLİN YILDIRIMKAYA

gulinyildirimkaya@haberturk.com

Para cezasından çok daha etkili, çağdaş ve ıslah edici bir ceza yöntemi

Demokrat Hukukçular Derneği Başkan Yardımcısı Av. KADİR AKBAŞ:

Yeni ceza yasası bu konuda hâkime suçlunun kişiliğine uygun, farklı cezalar

verebilme tercih etme yetkisi tanındı. Bu çağımızla bağdaşan bir uygulamadır. İstiklal Marşı bir anlamda Türk milletinin birliğini, bütünlüğünü; millet olma bilincini ifade eden bir marş. Kişinin işlediği suç, söylemiş olduğu bu sözler, milletin birliğine, birlikte yaşama arzusuna, isteğine zarar verdiği için İstiklal Marşı'nı yorumlama cezası çok da anlamsız bir ceza değil. Demet Akalın'ın davasında da, işlendiği iddia edilen suçu, sonucu itibariyle bağdaştırılabilen çağdaş bir cezalandırma sistemidir. Kişiye söylediklerinin, yaptıklarının sonuçlarıyla ilgili daha sağlıklı düşünebilmenin ikazı oluyor bu ceza da. Bin TL ya da iki bin TL gibi bir para cezası Türk hazinesine çok fazla bir şey katmayacak. Bu cezayı İstiklal Marşı gibi, Türk milletinin birliğini ifade eden bir metnin suçlu bulunan kişi tarafından daha iyi anlaşılması için bir fırsat olarak

görüyorum. İstiklal Marşı'nı yazma, yorumlama ya da bir kitap okumak, ki o

belli bir konu üzerindeyse işlenen suçla da ilgili bir konudaysa, bir

cezadan daha çok ıslah edici, o suçu işlerken yetersizlik söz konusuysa

belki o eserin okunmasıyla bilgi eksikliğinin giderilmesi amaçlanabiliyor.

Bu anlamda para ve hapis cezası dışında cezaların kullanılmasının çok çağdaş ve daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Hafif cezalarda size naif gelebilecek cezalandırmaların da düşünülmesi, uygulanması bence son derece olumlu bir uygulama. Demet Akalın da "Bu ceza hoşuma gitti" demiş sanırım, bu da tek başına suçlu bulunması, söylediklerinin ceza yasasında suç olarak tanımlanan bir eyleme uyduğunun anlaşılması bile bir sanatçı açısından başlı başına üzüntü kaynağı olmalı. Çünkü sanatçı toplumun birliğine ve bir arada yaşama isteğine katkıda bulunulması istenen kişidir. O kişinin de toplumun kesimleri arasında kin ve düşmanlığa yol açtığı görülünce mahkeme böyle bir karar veriyor. Hiçbir ceza verilmemiş olsa bile bir sanatçının böyle bir suçu işlediği mahkeme kararıyla tespit edilmesi de yeterince ağır bir cezadır.

Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanır, standartlarımız yükseliyor

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim Görevlisi Prof. Dr. AHMET GÖKÇEN:

Bu tür cezalar hapis cezalarına seçenek olacak yaptırımlardır; mesela

İstiklal Marşı yazma ya da kitap okuma gibi cezalar kısa süreli hapis cezaları için alternatif olarak veriliyor. Veya kişilere para cezası vermek yerine, düşük hapis cezası olan konularda, bu tür yöntemler kullanılıyor. Mahkeme Demet Akalın'ın davasında da böyle takdir etmiş. Bu ceza için de mahkeme takdir ettikten sonra diyecek bir şey yok. Ama bu ceza hapis cezasından daha ağır ve daha kötü bir ceza değildir. Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanan yöntemlerdendir. Artık bizde de uygulanmaya başladı. Demek ki Türkiye'nin de bu konuda standardı yükselmiş durumda. Bu da iyi bir gelişmedir. Eskiden de bizde buna benzer düzenlemeler vardı. Ama son dönemlere kadar kullanılmıyordu. Şimdi yeniden uygulanmaya başlandı. Bu tür cezaların faydası vardır elbette. Zaten cezanın amacı, suç işleyen kişiyi topluma yeniden kazandırmaktır. Bu cezaların amacı da hem toplumsal barışı sağlamada önemlidir cezalandırmak suretiyle hem de kişileri topluma kazandırmaktır. Hâkim o Demet Akalın'ın bu davranışının böyle bir cezai müeyyide ile düzeleceğini öngörmüştür ve o yüzden böyle bir yaptırım uygulamayı uygun görmüştür. Hâkimin bu kararını da saygıyla karşılamaktayım.

**

Demek ki İstiklal Marşı'nı okuyup söylerken hepimiz cezalandırılıyoruz

Ataol BEHRAMOĞLU

Şair Yazar

Söz konusu cezada ilginç olan, yargıcın bu yetkiyi nereden aldığının belli

olmayışıdır. Yargıçların yetki ve sorumluluklarının içerik ve sınırları bellidir. Herhangi bir yasada bir yargıcın İstiklâl Marşı ya da bir başka metnin yorumunu değerlendirme konusunda yetkili olduğuna ilişkin bir hüküm bulunabileceğini sanmıyorum. Yargıç verdiği cezanın doğru ve uygun biçimde

yerine gelip gelmemiş olduğunu nasıl, hangi yetkiyle, nasıl bir uzmanlığa sahip olarak denetleyecek? Yorumlanması istenen metin İstiklâl Marşı değil

de söz gelimi Görecelik Kuramı, ya da herhangi bir sıradan gazete haberi de

olsa, durum değişmeyecekti. Cezalandırma olgusunda nesnellik vardır. Başka bir deyişle, keyfilik olamaz.

Bu hüküm ise baştan aşağı öznel ve keyfidir. Öte yandan, İstiklâl Marşı'nı yazıp yorumlamayı ceza olarak görmek ayrıca yanlış ve ayıp. Demek ki bir ağızdan İstiklâl Marşı okunduğunda hem söyleyenler hem dinleyenler cezalandırılmış oluyor. Bu bana 12 Eylül hapishanelerinde emir komutayla, sopa tehdidiyle marş söylettirilmesini çağrıştırdı. Yani nereden bakılırsa bakılsın, son derece saçma, anlamsız, temelsiz, aynı ölçülerde de (yargıca her şeyi yapabilme hakkının kapılarını açmakla) son derece tehlikeli bir hüküm.

Okumak bu ülkede cezadır

Ayşe KULİN

Yazar

Bir ülkede şiir okumayı, edebiyat okumayı, kompozisyon yazmayı ceza olarak

veriyorlarsa okuma daima bu memleketin insanları için bir ceza olmaya devam edecektir. Bir yazar olarak bu konuda daha fazla söyleyecek bir şey

bulamıyorum.

Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi!

Ece TEMELKURAN

Gazete HABERTURK Yazarı

Bu ceza iki kere ironik: ilki, Diyarbakır'da yaşayan Kürt halkın bu suç

duyurusunda bulunması ve bunun cezasının İstiklal Marşı'nın okunup yazılması olması enteresan tabii ki. Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi dedirtecek türden bir ceza olabilir.

İkincisi de, Demet Akalın vaktiyle bir laf etmiş, kardeşim İnan Temelkuran'a

altınportakal kazandıran filminde epigraf olarak da kullanılmıştı: "Ah keşke

beni dövseydi, akıllanır, bacağımı kırıp otururdum" diye sevgilisiyle ilgili

bir sözdü. İnan da onu Kenan Evren'in "Gelecek nesilleri yabancı ideolojilerden korumak için her türlü tedbiri alacağız" sözüyle birlikte kullanmıştı. Demet Akalın o anlamda, "her türlü yabancı ideolojiden kronmuş

temiz bir neslin" temsilcisi olarak enteresan bir figürdür. Ve şimdi onu akıllandırmak için 12 Eylül'ün cezaevlerinde uygulanan zorunlu istiklal

Marşı okuma cezası enteresan ve tarihsel bir ironi olarak düşünülebilir.

"Devletin kutsalı"ndan ceza olmaz

Ahmet TELLİ

Şair

Ben insanların kutsalları olamayacağını düşünüyorum, hiçbir şey kutsal

değildir. O bakımdan kurumların, devletlerin kutsalları üzerinden insanların

ceza görmesine, bu yöntemlerle ceza verilmesine son derece karşıyım.

Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır?

Can DÜNDAR

Milliyet Gazetesi Yazarı

Özelde siz değerli hâkimler, genelde Türkiye'yi yönetenler, bu ülkenin

milli marşını bir falaka sopası olarak kullanmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz

acaba? Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır ki? Geçenlerde

Yaşar Okuyan'ın 12 Eylül dönemi Mamak Cezaevi anılarını dinledim: "Bizi eksi 20 derecede dışarı çıkarıp 30 defa üst üste İstiklal Marşı söyleterek terbiye etmeye çalıştılar" diyordu. Marşın sözlerini baştan sona ezberlemeyenler öldüresiye dövülürmüş. Marşı sevenler bile nefret ederek tahliye olmuş. Hadi o, 30 yıl önceydi. Ya şimdi? Gerçekten son olmayı dileyerek kestiğiniz cezayı ve bahsettiğim anlayışı bir kez daha değerlendirmenizi rica ediyorum. Mehmet Akif, evinin duvarına yazdığı ve 'Milletimin kalbine gömdüm' dediği marşın işkencede, törende, konserde dayak niyetine kullanıldığını bilse acı çekmez miydi? 'Suçlular'ı marşı yazdırma cezasıyla terbiye edeceğinize, marşın şairinin devletin elinde bakımsızlıktan yok olan evinin bakımıyla görevlendirmeniz daha faydalı olmaz mıydı? Marşımızla çatmayın bize kurban olayım!

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar