Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Nuh Gönültaş’ın yazısı tartışma yarattı: Gizli ikinci evlilikler mi yapılıyor?

Bugün Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş geçtiğimiz gün muhafazakâr kesimin “ikinci hayat”ları üzerine tartışmaya değer bir yazı kaleme aldı. Peki “ikinci hayat” neydi? Muhafazakâr çevrelerde boşanma oranlarının yüzde 40’lara kadar yükseldiğini, boşanmayan dindar erkeklerin de ikinci gayrimeşru evliliklerinin olduğunu söyleyen Gönültaş bu “ikinci hayat”ların İstanbul Başakşehir çevresindeki konutlarda sürdürüldüğüne dair birtakım iddialarda bulundu:

“İstanbul’da bazı semtler bu türden gizli ikinci evlilik yapan kişilerin ikinci evlerinin, ikinci eşlerinin yaşadığı yerler olarak anılmaya başladı. Mesela Başakşehir. Başakşehir herkesin dilinde ama kimse ortaya çıkıp da gerçeği dile getirmiyor. Başakşehir gizli evlilik yapan muhafazakâr kişilerin çoğunlukla ikinci evlerini kurmayı tercih ettikleri bir yer” diyen Gönültaş, dindar ailelerin çözülmesinde modernleşmenin büyük payı olduğu görüşünde.

Peki muhafazakâr kesimde bu denli görünür ve aleni bir dönüşüm gerçekten var mı? Kadının ekonomik bağımsızlığını elde etmesiyle beraber dönüşen muhafazakâr aile yapısı, çözülmeye de gerçekten bu kadar hazır mı? Gerekçesi modernleşme olarak gösterilen boşanmalar bu düzeyde arttı mı?

Geleneklere bağlı, muhafazakâr, geniş aile prototipi tarihe mi karışıyor? Sadakat, aile kavramları evriliyor mu?

İşte sosyologlar ve muhafazakâr kesimin önde gelen isimlerinden farklı görüşler...

Gülin YILDIRIMKAYA

gulinyildirimkaya@haberturk.com

‘Tespih çeken kadın lolipopla cami turuna çıkan sarışına yenildi’

Star Gazetesi Yazarı ESRA ELÖNÜ:

28 Şubat sürecinden sonra muhafazakâr kadraja sığabilecek egosu ve zaafları arasında pres kıvamına gelmiş adamların ilkeleri detone olmuştur. Bu aromatik adamların seküler mavallara fazla konsantre olmaları oldukça gülünç. Sadakatleri modifiyedir, davaları tadilattadır çünkü modernizm çığırtkanlığı, onların değerlerini de tasfiye etmiştir. Ve kadın!

Elinde tespihiyle gıcır gıcır besmele çeken mütedeyyin kadın, lolipopuyla cami turuna çıkan genç sarışın kadınların altında ezilmiştir. Hakikatli dindarlığı yerle bir eden sadece zaaflarını muhafaza eden muhafazakâr görünümlü erkek yapmıştır bunu. Kimsenin nefsine radar takıp hangi hızla bir aldatmaca yaşadığını deşifre edecek değiliz. Lakin bu aldatmaca içimizdeki sosyal çöküntüyü, boşanma hızını, ayrışmayı tetikliyorsa kimse kusura bakmasın gediğine oturacak eleştiriyi de çekinmeden yaparız. İmam nikâhını sömürerek birinci eşlerinin emeğini kemirenlere diyecek sözümüz de var elbet!

Ha çok mu evlenmek istiyorsunuz, buyurun yetimlerine bakmaya çalışan bir sürü yoksul dul kadın var ortada! Sevapsa sevap olan budur. Ama olmaz, neden? Çünkü nefsin alçaklığını takvanın üstünlüğüne tercih ettiniz, geçmiş olsun.

‘Türbanlı-türbansız fark etmiyor, kentli kadınların hayata bakışı aynılaştı’

Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr NİLÜFER NARLI:

Kentli, orta sınıf türbanlı veya türbansız genç kadınlara baktığımız zaman hayata bakışları, yaşam tarzları açısından hepsi benzerlik gösteriyor. 40 yaş üstündeki muhafazakâr kesimdeki bir kadın çevrenin olumsuz etkileri altındaydı, eğitim düzeyi daha düşüktü, mesleği yoktu, beyaz yakalı çalışanlar arasındaki temsil oranı çok düşüktü ve tüm hayatı aile network’ü etrafında dönüyordu.

Fakat yeni nesil, kentli, orta sınıfa eklemlenen kadınlar arasında türbanlı ya da türbansız çok büyük farklar yok. Boşanmaların bir sebebi de, eğitim düzeyi yüksek, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın, evlilik yürümüyorsa, geleneklerin ona gösterdiği “Gelinlikle girdin ancak kefenle çıkarsın” anlayışından uzak oluyor. Bu anlayıştan uzaklaşmada dindar-muhafazakar kadınla, başörtüsüz- muhafazakâr olmayan kadın arasında fazla bir fark yok. Ayrıca dindar muhafazakâr evli olmayan, kendini tamamen kariyerine adamış kadın örnekleri de görüyoruz. Belki dindar muhafazakâr erkek evliliğini bozmuyor, geleneksel aile yapısında kalarak ikinci bir kadınla da gayrimeşru ilişki de yaşayabiliyor. Türkiye’de özellikle Doğu bölgelerinde birden fazla eşli evliliği görüyoruz fakat kentli kişiler çok eşliliği gizli yaşıyorlar.

‘Dindar aileler birliğini koruyor, muhafazakâr aileler hızla çözüldü’

Zaman Gazetesi Yazarı Sosyolog ALİ BULAÇ:

Muhafazakar kesimde boşanmalar arttı ama yüzde 40 oranlarında olduğunu zannetmiyorum. Bu genel bir durum, tüm dünyayı içine alan bir trend. Kadın ve erkek aslında birbirine bağlı olarak yaşaması gerekirken, modernleşme ve kadının iktisadi ve sosyal hayata aktif olarak katılmasıyla erkek kadına, kadın da erkeğe karşı özerkleşiyor. Bu da aile birliğini ve birbirlerine olan bağımlılığını azaltıyor. Bütün dünyada yine Batı’nın etkisi altına girmekle nikâhsız beraberlikler artıyor. Erkek kadının sorumluluğunu üstlenmek istemiyor. Para kazanan kadın da erkeğin sorumluluğunu almak istemiyor. En temel sebep budur.

Diğer faktör, kariyer, para kazanma ve kendi başına yaşama arzusu yaşlıların da huzurevlerine gitmesine yol açıyor. Yani geniş aileden, çekirdek aileye geçiş yapılıyor. Fakat şimdi çekirdek aile de bölünüyor, anne ve çocuk ya da baba ve çocuk gibi tekil aile durumuna geçiyoruz. Bu durumdan muhafazakâr kesim de payını alıyor. Maalesef muhafazakâr kesim eskisi gibi çok da dini bir zeminde düşünmüyor. Fakat dindar aileler, aile birliğini devam ettirmeye çalışıyorlar. Belki burada muhafazakâr kesimle dindar kesimi birbirinden ayırmak gerekiyor. Dini değerlere bağlı aileler aile birliğini korumaya çalışıyor. Fakat muhafazakâr kültüre yatkın olan ailelerde çözülme daha hızla gözleniyor.

‘Modern söylemsel hegemonyayı da ekleyin: Tek kadın monoton, can sıkıcı bir zaman kaybı’

Taraf Gazetesi Yazarı HİLAL KAPLAN:

Öncelikle ‘muhafazakâr kesim’ derken sınırları belli bir kitleden bahsetmiyoruz aslında. ‘Muhafazakâr kesim’ derken esasında hepimizin tahayyülümüzde oluşturduğumuz muhayyel bir insan grubundan bahsediyoruz bence.

Bu bağlamda muhafazakâr kesim de ülkedeki diğer toplumsal grupların maruz kaldığı dönüşüm rüzgârından azade değil. Mevzubahis tartışmada öne çıkarılan husus boşanmaların artması ve ikinci evlilikler. Boşanmaların artmasını anlamak için insanların maruz kaldığı söylemlere bakmak şart. Söylemden kastımsa sadece televizyon, gazete, vb. söylemsel araçlar değil. Örneğin anneler kızlarını “Ben çektim, sen çekme. İş bul, patronun ne derse eyvallah de; kocan ne derse karşı çık” diye yönlendiriyor. Erkekler de geleneksel anlamda erkekliğin kadın üzerinde otorite kurmak olduğu algısıyla eğitiliyor ama evlendikleri kadın anneleri gibi babasının her dediğine itaat etmek zorunda olan, “kocasına muhtaç” bir kadın olmayınca evliliğin yürümesi zorlaşıyor. Çünkü evlilik her şeyden önce iki nefsin bir arada var olması demek. Ancak iki nefis de birbirine hükmetmek üzerinden bir araya gelince uzlaşma zemini bulmanın imkânı ortadan kalkıyor ve çatışma kaçınılmaz oluyor.

Sorunun ortaya çıkışında muhafazakâr kesimde dini anlayışın evliliklere hâkim kılınamamasının payı büyük. Yıllarca “kadın ve aile” dergileri çıkarıldı, yazıları yazıldı da bir de “Erkek ve aile nedir? Bu evlilikte/ailede erkek yok mu kardeşim?” diye soran olmadı. Bahsettiğim söylemsel yapıya tek kadınla beraber olmanın ne kadar monoton ve can sıkıcı bir zaman kaybı olduğuna dair modern söylemsel hegemonyayı da ekleyin: Karşınızda boşanmalar ve çoklu evlilikler. ‘Modern söylemsel hegemonyayı da ekleyin: Tek kadın monoton, can sıkıcı bir zaman kaybı’

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar