Hukuktaki kaosun nedeni Yargıtay'daki gecikme mi?
102. maddeden tahliyeler infial yarattı. Adalet Bakanı ile Yargıtay Başkanı topu birbirine atıyor. Örgüt suçlarında 10, ağır cinayetlerde 5 yılda sonuçlandırılması gereken davalar gecikti, Hizbullah liderinden PKK’lılara cinayetle suçlanan ve hatta cinayet işlediğini kabul eden sanıklar tutukluluk sürelerini düzenleyen ve yürürlüğe yeni giren CMK’nın 102. maddesi kapsamında tahliye oluyor.
Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şekilde katiller tahliye olup halaylarla karşılanırken kamuoyu vicdanı son derece rahatsız, adalete güven sarsılmış durumda...
Peki bu tablonun sorumlusu davaları bir türlü sonuçlandırmayan Yargıtay mı, yoksa sonucunu bile bile bu yasayı çıkaranlar mı? Adalet sistemini yöneten kadroların istifa etmeleri gerekir mi?
Adalet Bakanı ile Yargıtay Başkanı topu birbirlerine atarken, konunun uzmanlarına sorduk.
İşte farklı görüşler...
Gülin YILDIRIMKAYA
gulinyildirimkaya@haberturk.com
‘Olanlarda Yargıtay’ın günahı yok, yasa böyle onlar ne yapsın!’
Ceza Avukatı ALİ RIZA DİZDAR:
Bu konunun sorumlusu Adalet Bakanlığı. Adli kolluk müessesesini Adalet Bakanlığı tam oturtamadı. Delillerin toplanmasının sağlıklı bir şekilde yapılması imkânı sağlanmadı, Adli Tıp Kurumu Kanunu’nda bugüne kadar hiçbir değişiklik yapılmadı. 2004’te çıkardıkları CMK’yı kuşa çevirdiler. Hükümet, 102. madde ile ilgili bunun sonucunun böyle olacağını biliyordu ve bu konuda 6 sene içerisinde bir çalışma yapmadı. Yargıtay’a yüklenen dosya sayısı o kadar çok ki! Tüm bunlarda Yargıtay’ın suçu, günahı yok, Yargıtay ne yapsın? İstinaf mahkemeleri kurulacaktı, bu mahkemelerin kurulması için altyapı çalışmalarını dahi yapmıyorlar. Sistem hiç çalışmıyor. O zaman bu konunun Yargıtay ile ilgisi nedir? Yargıtay dosyaları tek bir postane ile alıyor, tek bir postane ile gönderiyor. Adalet Bakanlığı “Tutuklu dosyaları öne al” ama tutuklu dosyalar öne alınırsa zamanaşımına uğrayacak dosyalar sona atılıp da Yargıtay’dan zamanaşımı nedeni ile yolsuzluk dosyaları ortadan kalktığı zaman, insanlar dahamı mutlu olacak? Yargıtay yasası var, buna göre bir dosya Yargıtay’a geliyor ve sıraya giriyor. Tutuklular öne alınırsa zamanaşımına uğrayanlar ne olacak? Deniz Feneri davası ne olacak? Burada Yargıtay’ın değil öncelikle ilk derece mahkemelerinin üstüne gitmek
gerekir. Niçin ilk derece mahkemelerinden bu kararlar zamanında ve eksiksiz çıkmıyor?
‘Asıl toplumsal infial nedeni tahliyeler değil, bu kadar süre içeride kalmaları’
Demokrat Yargı Derneği Başkanı ORHAN GAZİ ERTEKİN:
Ortada “tahliyelerin sorumluluğu” diye bir şey yok. Toplumsal infial yaratıldığından söz ediliyor ama bence toplumsal infial, bu kişilerin tahliye edilmesi değil, tam tersine bu kişilerin 5-10 yıl gibi sürelerle rehin alınmasıdır.
Bu süre içerisinde hakikati bulamayan ve sonuca varamayan devletin, hakikati bulana kadar bu kişileri rehin tutmaya hakkı olduğunu düşünmek tamamen antidemokratik bir bakış açısıdır, insan haklarına aykırıdır. Bu kişilerin isimleri, dava dosyaları verilerek Hizbullah, PKK gibi hedefler gösterilerek tartışılması yanlıştır. Bu kişiler tutukludur ve hiçbir devlet eline geçirdiği sanıkları, failleri hakikati göstermeksizin uzun süre elinde tutamaz, hakkı yok.
Tahliyede değil, tutuklu geçen sürede kimin suçlu olduğuna bakarsak, bence her ikisi de suçlu. Her ikisi de gecekondulaşma kurbanı. Yargıtay’da da Adalet Bakanlığı’nda da ciddi bir perspektif yok, zihinsel gecekondulaşma var. Adalet Bakanlığı son 5 yıl içinde iki büyük yasa çıkardı, TCK ve CMK. Bu iki büyük karar, yargıda her bir dosyanın birkaç kere işlem görmesini sağladı.
Dolayısıyla hiç olmaması gereken bir iş yüküyle, işleri 3’e, 4’e katlandı. Hükümetin bunu 5 yıl öncesinden öngörüp buna göre bir program yapması gerekirdi ama yapmadı. Hükümet eğer dosyaların azalmasını istiyorsa, hâkim ve savcıların terfisine ilişkin yeni bir sistem de başlatmalı. Şu an neredeyse her terfiyi Yargıtay’ın görmesi gerekiyor. Hâkimler ancak böyle terfi edebiliyor. İş geçirtme kanunu denilen bu kanunun kaldırılması lazım. Yargıtay’ın problemi yok mu? Elbette ki var.
Önündeki problemleri çözebilecek kapasiteye sahip değil. Hem Adalet Bakanlığı, hem Yargıtay’da geleceği öngörebilecek, vizyon kurabilecek, perpetlif sunabilecek bakış açısı yok. Günlük çekişmelerle kendilerini var eden iki kurum.
‘Asıl sorumlu Yargıtay sorumluluktan kaçıp hükümeti suçlamasın’
Hukukçular Derneği Başkanı CAHİT ÖZKAN:
Sürekli “güçler ayrılığı” prensibinden bahsediyoruz. Eğer burada tahliyelerin sorumluluğunu hükümette ararsak bu durumda hükümetin yargıdaki bu dosyalara müdahale etmesi gerektiği sonucunu çıkarmış oluruz.
“Adalet Bakanlığı ya da hükümetin, yürütmenin yargı ile ilgili bir konuda sorumluluğu var” dersek, sorumluluk yetkiyi de gerektirir. O zaman yürütmenin, Yargıtay’da bekleyen dosyalarla ilgili yetki sahibi olması ve gerektiği halde karar vermesi lazım. Bu, güçler ayrılığı prensibinin egemen olduğu ve hukuku üstün kabul eden bir düzende kabul edilebilir bir dururm değildir. Bu nedenle yargının görev alanına giren birmeselede hükümet sorumlu tutulamaz.
İkinci olarak, tutukluluk süresiyle ilgili yeni düzenleme doğru bir düzenlemedir. AB müzakere sürecinde, AİHM bağlamında Türkiye’nin taahhütleri, sorumluluklarının bir gereği olarak yapılması gereken doğru bir düzenlemedir. Hatta biz inanıyoruz ki önümüzdeki 10 yıl içinde yargıdaki sorunların giderilmesiyle birlikte tutukluluk süresi daha da geriye çekilecek. 5 yıl gibi. Yargıtay’a giden dosyalarla ilgili karar verildikten sonra 5+2, 5+3 gibi süreler de öngörülebilir ama kesinlikle inmelidir. Parlamentonun yaptığı düzenleme eleştirilmemelidir. Bizim verdiğimiz taahhütlere göre olması gereken zaten budur. Sorun, Yargıtay’da bekleyen dosyaların zamanaşımı, tutukluluk süreleri dikkate alınmaksızın bekletilmesidir. Bir hükümet ülkedeki ekonominin kötü gidişinden, toplumsal olaylardan sorumludur. Yargıtay da kendi görev alanında bir suç iddiası varsa, bununla ilgili bir dava açılmış karar verilmişse bu onun sorumluluğudur.
Dosyayı neticelendirmek yargının görevidir. Yetkisi olmayan bir meselede hükümeti suçlayarak yargının sorumluluktan kaçması kabul edilebilir bir durum değildir. Yüksek yargı bu konuda vatandaşın yargıya olan güvenini tekrar tesis edici çalışmaları başlatmalıdır. Bundan 1-2 ay evvel “Yargıtay’daki daire sayısını artıralım” dendi, Yargıtay ona da karşı çıktı. Sorumluluk aslen yargınındır, çalışmalarını, projelerini ortaya koymalı, zamanaşımı ve tutukluluk sürelerini göz önüne alarak dosyaları öne almalıdır.
‘Kabahat tek tarafa yüklenemez, Yargıtay da Adalet Bakanlığı da sorumlu’
Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. HİKMET SAMİ TÜRK:
31 Aralık 2010 tarihi itibarıyla uygulanmaya başlanan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi var. Bu maddenin sözüne bakacak olursanız:
“Ağır cezayı gerektirmeyen, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıl, bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir ve uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez.” Burada bu maddeyi 2+3 şeklinde yorumladıklarını görüyoruz. Bir de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 152. maddesinin son fıkrası var, orada da diyor ki: “250. maddenin 107. fırkasının C bendinde öngörülen tutukluluk süreleri iki kat olarak uygulanır.” Orada kastedilen suçlar anayasal düzene karşı suçlar, devletin güvenliğine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluktur. Bunların bazı istisnaları var, onları bir kenara bırakacak olursak bu suçlardan dolayı 102. maddedeki süreler iki kat uygulanıyor. Dolayısıyla ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından oradaki toplam süre 10 yıla kadar çıkabiliyor. Benim görüşüm, Ceza Muhakemesi Kanunu hem Anayasa hükümlerinin hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ışığı altında yorumlanmalıdır.
Aslolan kişi güvenliği, kişi özgürlüğüdür. Buna bağlı olarak 102. maddede söz konusu olan uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez, onu 2+3= 5 şeklinde değil, “Uzatma ile birlikte toplam süre 3 yılı geçemez” şeklinde anlamak gerekir, ne yazık ki orada bir ifade zaafı var. Bu konudaki sorumluyu ararken şunlara bakmalıyız:
Birincisi, yasa iyi yazılmamıştır yani yasama sırasında yapılan bir hata vardır. İkincisi “yorum” sorunu. Devletimizin dayandığı temel ilkeler var, devletimiz bir hukuk devleti ve hukuk devleti olmasının ifadelerinden biri ‘adil yargılanma hakkı’dır. Dolayısıyla yapılan yorum isabetli değildir. Yargıtay kanunun sözüne bağlı bir yorum yapmıştır, oysa onu bir bütün içerisinde yani TC’nin insan haklarına saygılı hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında yorumlamak gerekirdi, bu yapılmamıştır. Bu davaların uzamasındaki önemli nedenlerden biri de ‘aşırı iş yükü’dür. Yargıtay aşırı bir iş yükü altındadır. Yıllarca önce çıkarılan fakat bir türlü uygulanmaya başlanamayan bölge adliye mahkemeleri kurulup işleme geçmiş olsaydı böyle olmazdı.
Kabahati tek tarafa yükleyemem, bugünkü manzarada hata yasamada da, bakanlıkta da, yorumda da var.
- Spor yapmak kalp krizini tetikler mi?13 yıl önce
- Haliç Köprüsü'nde neler oluyor?13 yıl önce
- "İmam hatip mezunlarının sınavı iptal edildi!"13 yıl önce
- Adalet Sarayı'nı özel güvenlikçiler koruyabilir mi?13 yıl önce
- Özel güvenlik güçlerinin halka karşı zor kullanma hakkı var mı?13 yıl önce
- Atilla Kavdır'ın da hayatını kaybetmesinin ardından organ nakilleri tartışılıyor13 yıl önce
- İzmir günlerdir sallanıyor, dün de Kütahya sarsıldı13 yıl önce
- Başbakan Erdoğan'ın 'Tiyatrolar özelleştirilecek' açıklaması tartışılıyor...13 yıl önce
- Bu üstgeçitte bir "terslik" var mı?13 yıl önce
- Vergi rekortmenleri neden kimliklerini gizliyor?13 yıl önce