Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Elektrik piyasasındaki fiyat çalkantıları doğal olarak gözleri bu piyasaya ve enerji arz güvenliğine çevrilmesine sebep oluyor. Tartışmaların ana noktası ise Türkiye’nin elektriği hangi kaynaklardan üretmesi gerektiği ve piyasanın yatırım tarafında kimin, neye göre karar verdiği hususudur. İşin hassas tarafında ciddi bir karışıklık söz konusu.

Mesela, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) her başvuru yapan müteşebbisin detaylarına bakmadan ruhsat verebilir mi? EPDK, eskiden yap-işlet-devret modeliyle üretim yapan santraller sebebiyle kamunun sorumluluğu varken, şimdi serbest piyasa şartları oluştuğu gerekçesiyle hareket ederse, piyasayı hangi mantığa ve neye göre denetleyip düzenleyecek?

Defalarca bu köşede yazdım. Doğal gaz dönüşümlü santraller, Anadolu’nun dört bir yanında bir sınır olmadan, herhangi bir tahdit uygulanmadan inşa ediliyor. EPDK, adeta her başvurana doğal gaz dönüşümlü santrallerden elektrik üretimi için onay veriyor. EPDK izin verdikten sonra kamunun ilgili kurumları da gerekli alt yapının kurulmasını hazırlıyor. Ciddi bir sorun olmadıkça da izinlerde problem çıkmıyor. EPDK da düzenleme ve denetlemekten ziyade noter gibi çalışıyor.

Ancak diğer taraftan Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 2009 tarihini taşıyan Yüksek Planlama Kurulu’nun Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi’nde ise farklı bir planlamadan bahsediliyor. Kaynak kullanım hedefleri çok açık bir şekilde izah edilerek, elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynakların payının artırılması öncelikli hedef olduğunun altı çiziliyor. Hatta ‘Yerli kaynakların kullanılmasını teşvik etmek üzere piyasayı yönlendirici tedbirler alınacaktır’ deniyor. Yani EPDK’nın ithal doğal gazla çalışan santralleri değil, yerli kaynaklardan üretim yapacak sistemlerin devreye alınması gerektiği, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve diğer bakanlar kurulu üyelerini onayı ile yürürlükte. Ama Bakanlar Kurulu’nun onayladığı bu karar, bir üst kurul tarafından dikkate alınmıyor.

Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi’nde ise elektrik üretiminin planlaması konusunda önemli tespitler var. Belgedeki saptamalara göre enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretiminde almaları gereken paylar ve arz ettikleri önem özetle şöyle sıralanıyor; Nükleer Enerji: Bu santrallerin elektrik enerjisi üretimi içindeki payının 2020 yılına kadar en az yüzde 5 seviyesine ulaşması ve uzun vadede daha da artırılması hedeflenmektedir. Hidroelektrik: 2023 yılına kadar teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelimizin tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılması sağlanacaktır. Yerli Linyit ve Taşkömürü: Bilinen linyit kaynakları ve taşkömürü kaynakları 2023 yılına kadar elektrik enerjisi üretimi amacıyla değerlendirilmiş olacaktır. Bu amaçla elektrik üretimine uygun yerli linyit ve taşkömürü sahalarının, elektrik üretimi amaçlı projelerle değerlendirilmesi uygulaması sürecektir. İthal Kömür: Elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanmasında yerli ve yenilenebilir kaynaklar öncelikli olup, bu kaynakların kullanımı konusundaki gelişmeler ve arz güvenliği dikkate alınarak kaliteli ithal kömüre dayalı santrallerden de yararlanılacaktır.

Rüzgâr: Kurulu gücünün 2023 yılına kadar 20.000 MW’a çıkarılması hedeflenmektedir. Jeotermal: Elektrik üretimine uygun olan jeotermal kaynakların tümünün 2023 yılına kadar işletme girmesi sağlanacaktır. Güneş: Güneş enerjisinin elektrik üretiminde kullanılması konusunda teknolojik gelişmeler takip edilecek ve uygulanacaktır. Doğal Gaz: Yerli ve yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımı için alınacak tedbirler sonucunda, elektrik üretiminde doğal gazın payının yüzde 30’un altına düşürülmesi hedeflenecektir. Dünya genelindeki projeksiyonlar ise şöyle; Doğalgaz yakıtlı elektrik üretimi, 2030 yılına kadar yıllık yüzde 3,7’lik bir oranda artarak, elektrik üretiminde 2005’de yüzde 20 olan doğal gazın payının yüzde 25’e çıkacağı tahmin ediliyor. Türkiye ise aynı tarihlerde doğal gazanı payını yüzde 30’un altına indirmeyi amaçlıyor. Ama diğer taraftan ithal gaza dayalı santraller yapılıyor. Peki, Ak Parti Hükümeti’nin enerji politikalarının yön verenler bu mantıkla hedefe ulaşabilir mi? Türkiye, enerji kaynakları bakımından açık bir şekilde ithalatçı bir ülkedir. Enerji arzının petrolde yüzde 93, doğalgazda yüzde 97, kömürde ise yüzde 20 oranında olmak üzere toplam yüzde 74’lük bölümü 2007 yılında ithalat edilmiştir. 2007 yılındaki tüketim rakamları iyi bir referans olduğu için ve o senenin yaklaşık rakamlarıyla izah etmek gerekirse, ithal edilen doğalgazın yüzde 50’si elektrik üretiminde, yüzde 22,5’i evlerde, yüzde 27,5’i ise sanayide kullanılmıştır. 2008 yılında, toplam elektrik üretiminin yüzde 48,4’ü doğalgazdan, yüzde 22,7’si yerli kömürden, yüzde 16,7’si hidrolik kaynaklardan yüzde 6,3’ü ithal kömürden, yüzde 5,2’si sıvı yakıtlardan, yüzde 0,4’ü de rüzgârdan sağlanmış. Tablo ortada ama stratejiyi uygulayacak kurumlar meydanda yok.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar