Cruyff Dönüşü
ARJANTİNLİ büyük yazar Borges, ‘eylemin rutinini yaşamaktan’ bahsediyor. Bir eylem adamının yaşamının, o yaşamı araştıran biri için, yaşamın sahibi için olduğundan daha çekici olduğunu belirtip ekliyor: “Eylem adamı şimdiki zamanı çok daha gelip geçici yaşar. Kararlar alıp onu uygulamak zorundadır... Belki biz eylemsizler, başkalarının yaşamlarını yaşayan bizler, o yaşamları yaşayanlardan daha çok hissedebiliriz. Onlar için hayat mevcut anların bir tür baş döndürücü karmaşası olmuş olmalı. Belki de onlar kendi yaşamları için tasarlanan şeyi asla görmediler. Ve tadını çıkaramadılar...”
Şimdi size, eylemin rutinini yaşayan› ve hayatının bir yerinde ‘baş döndürücü bir an’la tarihe geçen bir adamın mini öyküsünü anlatacağım...
42 YILDIR BİR ‘AN’I YAŞIYOR
İsveçli defans oyuncusu Jan Olsson, 1974 Dünya Kupası’nda 19 Haziran akşamı oynadıkları Hollanda maçında Johan Cruyff’tan futbol tarihinin gördüğü göreceği en küçük düşürücü çalımı yedi. Dortmund’un efsanevi Westfalen Stadı’nı dolduran binlerce taraftar (bazı İsveçliler de dahil), maçın 23’üncü dakikasında kendi ekseni etrafında 180 derece dönüp zarif bir bilek hareketiyle topu önüne alan Cruyff’un hareketini fal taşı gibi açılmış gözlerle izlerken yediği çalımdan başı dönen, hangi tarafa gideceğini şaşıran Olsson’a gülüyordu.
İşte o Olsson, geçen hafta 68 yaşında hayata veda eden bu büyük futbolcuya, 42 yıldır nereye gitse insanların adını duyduklarında kendisine bıyık altında gülmelerine sebep olan ‘çalımı atan’ bu büyük futbol adamına, Sarı Fare’ye teşekkür ediyordu: “Johan Cruyff bana kariyerimin en gurur duyduğum anını hediye etti. Benim küçük tarihi anımı verdi bana. Onca yıl sonra bile insanların adımı hatırlamasına neden oldu.”
TAKIM ARKADAŞLARIM GÜLDÜ
Futbol literatürüne ‘Cruyff Dönüşü olarak geçen o tarihi çalımı yediği anı ise şöyle anlatıyor Olsson: “Hâlâ o çalımı nasıl attığını anlayamıyorum. İnanılmaz bir andı. Topu alacağımı düşünmüştüm. Hâlâ o anın görüntülerini izlerken topu benim alacağımı sanıyorum. O topa dokunduğunda tamam aldım diyorum ama her seferinde beni şaşırtmayı başarıyor. O anla ilgili her şeyi seviyorum...”
“Yekpare geniş bir an” gibi yaşayıp gittiğimiz şu koca hayatta, ‘yıldızının parladığı o an’ı yaşadıktan sonra ne yaptığını ise şöyle anlatıyor Olsson: “Maçtan sonra soyunma odasında takım arkadaşlarımla göz göze geldim. Gülmeye başladılar. Ben de onlarla güldüm. Cruyff, bir dünya yıldızıydı. Bense elinden geleni yapan sıradan bir futbolcu. Takımdaki arkadaşlarım beni tanıdıkları için gülüyorlardı. Soyunma odasında hep birlikte güldük. Zaten başka ne yapabilirdik ki? Herkes onun nasıl bir futbolcu olduğunu biliyordu... O anı arkadaşlarımla, ailemle defalarca izledim. Her seferinde gülmeye başlıyorlar. Ben de onlarla gülüyorum...”
KÜÇÜK ANLAR BİRİKTİRİYORUZ
Ardalar, Volkanlar, Sabriler, Selçuklar, Canerler, Emreler, Buraklar, Gökhanlar, Oğuzhanlar sahada top sürerek, gol atarak, gol kurtararak iyi futbolcu olabilirler. Ama saha dışına çıktıktan bilmem kaç yıl sonra ‘hayatının en küçük düşürücü çalımını attıkları’ bir rakipleri arkalarından Jan Olsson’un Johan Cruyff için söylediklerini söylemiyorsa büyük futbolcu olamayacaklarını unutmamalılar bence...
Sonuçta hepimiz küçük küçük anlar biriktirip kendimize koca bir hayat inşa ediyoruz... Borges’in dediği gibi ‘eylemin rutini içinde yaşayıp’ gidiyoruz işte... Sonunda küçücük bir zafer için olur olmaz ahlaksızlığı yapıp koca bir hayatı yerle bir etmeye değer mi değmez mi iyi düşünmek gerek!
Bu futbolda da böyle, sanatta da, ticarette de, siyasette de... Yaşamın her alanında böyle...
‘Hayat mevcut anların bir tür baş döndürücü karmaşası’ndan ibaret değil. Bundan yıllar yıllar sonra birileri bizim ‘gelip geçti’ diye baktığımız şu zavallı hayatlarımızı bizden daha iyi hissedip anlayacaklardır... Tam da bu yüzden mesele sahada gol atmak değil hayatta gol atmak... İnsan sahada rakipten yediği golü çıkartır ama hayattan yediği gol bir ömür filelerini havandırır durur...
Sonuçta hepimiz, tıpkı Jan Olsson gibi, hayatımızın bir yerinde bir ‘Cruyff Dönüşü'yle yüz yüze gelmişizdir... Kıymetini bilelim...