Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        09.02.2010

        Karşımda iki güzel kadın...

        Yemekteyiz...

        İçinde 'öküz' ve 'gözü' sözcükleri geçen bir cümle kuruyor biri. "Hı hı" diyorum ama aklımda bir gün önce başka bir arkadaşımla yaptığımız sohbetten bir cümle dolanıp duruyor.

        "Beni üyeliğe kabul eden hiçbir kulübe üye olmam" diyen komedyen Groucho Marx'ın bu sözlerini kadınlarla ilişkilerine uyarlayan Woody Allen'ın dediklerini düşünüyorum.

        Karşımda iki güzel kadının dudakları hiç durmaksızın açılıp kapanıyor...

        Marx'ın sözlerine takla attırıp "Beni kabul eden hiçbir kadınla birlikte olmam" benzeri bir cümle kurmuş üstad Allen...

        Duyar duymaz "Budur lan işte" deyip ustalarla aynı paralelde düşündüğüm için kendi kendimi kutladım. Hemen ardından da "Ama Groucho ve Woody benden daha güzel söylemiş" diyerek hakklarını da teslim ettim.

        Birlikte yemek yediğim kadınlardan biri şaraptaki asitten bahsederken ben, son 4-5 aydır içinde bulunduğum ruh halini masanın tam ortasına yatırmıştım bile...

        Önce çocukluğuma kadar gittim. Ama o yıllarda hayatımda 'kadın' denilen cinsin pek de bir önemi olmadığından orada fazla oyalanmayıp çocukluğumdan hızla çıkıp, gençlik yıllarıma geldim.

        Bir kız için çift kasetli bir teypte ileri almalar-geri sarmalar arasında yaptığım; kuş kadar beynimi sulandıran ve içinde Groovy Kind of Love'dan Fragile'a kadar 11 şarkı olan ilk karışık kasetim, gençliğime yaptığım bu acıklı yolculuğun fon müziği olarak restoranda yankılanıyordu.

        Altı üstü birlikte film izlemeye gideceğim o kız için aynanın karşısında geçirdiğim saatler ve bir avuç jöleyle saçlarıma yaptığım eziyet de masanın orta yerinde öylece duruyordu.

        BÜYÜDÜM DE NE OLDU SANKİ!

        Kızlar şarabın sıcaklığıyla ilgili garsonu sorguya çekerken en son ne zaman bir kadın için ayna karşısına geçtiğimi ya da karışık kaset hazırladığımı düşündüm.

        Uzun zaman oldu!

        Garson masanın ortasına yemekleri koyarken kendi kendime "Büyüdün de iyi halt ettin" diyordum.

        30'lu yaşlarımın ortalarında bir yerde 'aşkı' kaybettim galiba...

        Sevdiğinin bir tek cümlesini duyabilmek için 9 saat telefon başından ayrılmamış bir adam için bunun ne büyük bir kayıp olduğunu ancak yaşayan bilir!

        Ya da topu topu 3-5 saatlik bir buluşma için 3 bin kilometre uçan birisi anlar kaybımın büyüklüğünü!

        Büyüdüm ve aşkı kaybettim...

        Kızlar tatlı için seçim yapmaya çalışırken "Sen profesyonel bir aşıksın artık" deyip kendi kendime acıyordum.

        Artık ne yeni bir yüz, ne yeni bir gülüş heyecanlandırıyor beni. Beni arayan kadınların telefonlarını duymazdan geliyorum. Binbir dereden su getirip çıkma tekliflerini reddediyorum... Konserlere, filmlere, yemeklere laf olsun torba dolsun diye gidiyorum...

        Aşkımı kabul edecek kadınlar beni heyecanlandırmıyor eskisi gibi...

        Karşımda oturan iki güzel kadın beyaz çikolatalı, kestaneli sufleyle kendilerinden geçerken "Beni kabul eden hiçbir kadınla birlikte olmam..." diye kendi kendime fısıldıyordum.

        Yemekten sonra kızları bırakıp eve döndüm...

        Yatağıma girdiğimde yıllar önce İstiklal Caddesi'nin girişinde Fransız Konsolosluğu'nun önünde, şimdi yüzünü zar zor hatırladığım bir kız için 4.5 saat nasıl beklediğimi hatırlayıp mutlu oldum...

        Diğer Yazılar