“There is a dream you've had before and forgot many times...” (Marianne Faithfull-There is a Ghost)

*

Ayzek’le bir yıl önce, çalıştığı arabalı vapurun güvertesinde tanıştık. Vapurda garson olarak çalışan, ağzında hayatı ısırıp koparacak ön dişleri olmayan, “Ben” değil “Biz” diyen, çalışkan mı çalışkan 'hep etrafımızda olan ama bizim hiç görmediğimiz' adamlardan biriydi Ayzek...
Ön dişlerini yaptırmak için biriktirdiği paradan da her sabah bol kaşarlı tost ve ayranla ilan-ı aşk ettiği Songül’ün kendisine Instagram’da ‘sevimli köpek’ filtresiyle baktığında da haberim vardı.
O birkaç dakikalık tanışıklığın ardından günlerce onunla ilgili hikayeler yazıp durdum kafamda.
Bazen kendisinin 'aşkından' haberi olmayan 'prensesi' için tostlar yapan bir Jedi oldu zihnimde bazen de Darth Vader'ın pelerini gibi omuzlarına aldığı apoletli ceketin altında acımasız bir Sith Lord'u!
İşinden kafasını kaldırmayan, kendisini ailesine adamış, başkaları için yaşayıp başkaları için çalışan Kafka'nın ‘Gregor Samsa'sının uzak akrabası Ayzek kah 'devcileyin bir böcek' olarak uyandı benim kafamdaki öykünün orta yerinde kah kendi küçük dünyasında büyük işler başardığını düşleyen bir hayalet olarak geçti gözümün önünden...
Benim ‘Ayzek’imin öyküsüne bir son bulamadım ama Ayzek’in Cem Yılmaz’ın ‘kafasındaki’ öyküsünün sonunu öğrendim birkaç gün önce...

TEK BİLETE İKİ FİLM BİRDEN

Cem Yılmaz’ın sinema severlere ‘tek biletle iki film’ birden izlettireceği Karakomik Filmler’e sadece Ayzek’e ne olduğunu öğrenmek için gittiğimi fark ettiğimde, daha kafadan ‘Kaçamak’ ekibine ayıp ettiğim için bir parça suçluluk duyduğumu itiraf etmeliyim.
Ama onlar beni affedecektir... Çünkü zaten onları uzun yıllardır, taa ‘Leman Kültür’den beri tanıyorum!..
Karakomik Filmler’in tartışmasız yıldızı, ilk film, ‘2 Arada’nın kahramanı Ayzek...
Cem Yılmaz’ın belki de içinde en az ‘Cem Yılmaz’ olan karakteri Ayzek’in öyküsünü izlerken kaderin sillesini yiyen, gelenin geçenin bir tekme attığı, sonunda da zıvanadan çıkan ‘acıların çocuğu Joker’i düşündüm bol bol.
Ayzek de bizim Yeşilçam’ın Joker’i olabilirmiş;) Neyse bu başka bir hikaye...
Tanpınar’ın “Hayat bir şeylere sarılmakla kabildir” sözündeki gibi Ayzek’i hayata bağlayan çıpası ‘bir gün sahip olacağı inci gibi ön dişler ve Songül.’
Belirli bir rota üzerinde, günlük güneşlik havalarda, iki liman arasında gidip gelen ‘hayatı’nı arkadaşları, kaptanı, sevdiği kız ve martılar eşliğinde yaşayıp giden Ayzek’in dünyası küçücük bir ‘lodos’la alt üst oluyor bir gün.
‘Dalgalarla gülmek’ isteyen Ayzek ne yaparsa yapsın hep boyunu aşan hayatla mücadele edip başını suyun üzerinde tutabilmek için ‘dalgalarla boğuşmayıp düzenin suyuna gidiyor!’
Yeni bir ‘şirket’ tarafından satın alınan gemide devam edip etmeyeceği tek bir adamın ‘iki dudağı’ arasında sallanırken bir de üstüne ‘hayattan payına düşeni ısırıp koparacağı ön dişleri’ için biriktirdiği parası kaybolunca onu hayata bağlayan ‘çıpa’sının ipi kopuyor...
Manganelli’nin Centuria’sında yerin birkaç kat altındaki bir tuvaletin bekçisinin, yaptığı işin ‘önemine’ kapılıp “Ben olmasam bu insanlar ne hale gelir” diye diye ‘ilahi’ bir varlık olduğunu düşünmeye başlaması gibi gibi geminin dibinde bir kamarada yaşayan Ayzek de dümeni yeni sulara kırarak ‘hayata’ dişlerini gösterip yavaş yavaş ‘aynı gemide olduğu’ arkadaşlarını yiyen bir ‘Jaws’a dönüşüyor.

59 DAKİKA AYZEK’E AZ OLMUŞ!

Cem Yılmaz’ın filmlerinin süreleriyle ilgili “Biraz daha kısa olsalar çok daha iyi olabilirler” diye düşünürüm ama bu fikrim ‘2 Arada’ için geçerli değil. Aksine Ayzek’in öyküsünün 59 dakikadan daha fazlasını hakettiğine inanıyorum.
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede Ayzek’in peşinde dolanırken makine dairesindeki Salih’in, çay ocağındaki Önder’in, ‘şirket’ adına gemi mürettebatıyla görüşen ‘mülakatçı’nın öykülerini ıskalamışım gibi geldi.
Serdar Akar ‘Gemide’ filminde ‘memleketi’ bir gemiye sığdırmıştı. ‘2 Arada’, küçücük geminin içine iktidar, hırs, arkadaşlık, yalnızlık, aşk, işsizlik korkusu, aç gözlülük gibi birçok duyguyu sığdıran ama kendisi 59 dakikaya sığmayan gayet güzel bir film olmuş.
Cem Yılmaz, şişe dibi gözlüklü 'Hokkabaz İskender'in 'kırmızı ceketini' dişsiz garson Ayzek'in, üzerine 'cuk' diye oturtmuş, kariyerinin en 'sağlam' karakterlerinden biriyle en tuhaf ve hüzünlü öyküsünü anlatmış.
Özellikle oyunculuklar ve görüntü yönetmeni Ahmet Sesigürgil’in başarılı işçiliğiyle dikkat çeken ‘2 Arada’ daha iyi olabilir miydi? Elbette ama bu 59 dakika bile Cem Yılmaz’ın gelecekte yelken açacağı denizler için beni heyecanlandırdı diyebilirim.

HAYATIM ACIYOR...

Benim, kafamın içinde günlerce benimle birlikte gezen, Ayzek’imin öyküsü Pessoa’nın “Özlediğim hiçbir şey yok. Hayatım acıyor. Bulunduğum yer acıyor, kendimi bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor...” sözleriyle bitiyordu.
Cem’in Ayzek’inin öyküsünün sonunu öğrenmek için bir bilet alıp ‘2 Arada’yı sinemada izlemeniz gerekiyor. Üstelik, ‘Kaçamak’la 59 dakika sınırsız gülmek de bedava..

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938