Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Portakal ağaçlarının içinden geçip giderken hayat, benim hayatım; başımı otobüsün camına dayayıp, yeni doğan güneşi gözlerimin içine alıyorum.

        Hiçbir neden yokken ortada bu sabah, 40 yıldır olmayacaklarını bile bile "Amin" dediğim bütün dualarımı alt alta yazıp, kendi kendime şu en hesap bilmez halimle bir muhasebe yapıyorum.

        Hızla gözümün önünden geçip giden elektrik direklerinden bir abaküsüm, tarlaların ortasına istiflenmiş saman balyalarından kerat cetvelim var... Tek katlı evlerin çatılarıyla toplayıp, otobüsün durduğu her trafik lambasının kırmızısıyla çarpıyorum şimdi bana sanki 40 dakikaymış gibi gelen 40 yılımın her bir gününü. Ve tek tek her geçtiğimiz ağaçtan çıkarıp, gökyüzünde gördüğüm her bir kuşa bölüyorum...

        ÖMRÜMÜ TÜKETİYORUM

        Tweety'yi yakalamaya çalışan Sylvester gibi hissediyorum bazen! Hiç yakalayamayacağımı bildiğim şeylerin peşinde ömrümü tüketiyorum... Jerry'yi asla yiyemeyeceğini bile bile onun peşinde koşturmaktan vazgeçmeyen Tom'un ta kendisiyim ben! Elde etmeye çalıştığım şeyler sürüm sürüm süründürse de gönlümü, elimde değil beni dertlerden derde salan avımı seviyorum...

        Örümcek Adam olarak bütün kötü adamlara diz çöktürüp dünyayı kurtarırken, Mary Jane'in karşısında iki ayağının üzerinde doğrulup bir türlü aşkını anlatamayan Peter Parker gibiyim. Ne olursa, nasıl olursa, nerede ne zaman olursa olsun; tıpkı Peter gibi ben de hayatım kendi Mary Jane'imin kollarında son bulsun istiyorum.

        BEN DE Mİ AĞACA TÜNESEM?

        Her bir boşa denilmiş "Amin"den sonra elimde hiçbir şey kalmazken, büyük İtalyan yazar Italo Calvino'nun, babasına kızıp, 'Ağaca Tüneyen Baron'u Cosimo'nun yerinde olmak istiyorum. "40 yıl, yerde insanların arasında yaşadım da ne oldu?" diye düşünüyorum.

        Ben de bu sabah, tıpkı Cosimo gibi insanlardan kaçıp portakal ağaçlarının üzerinde yaşayayım diyorum. Ağaçların üstünde uyuyayım, orada yemek yiyip, ağaçtan ağaca geçerek gezeyim dünyayı ve hatta, "Cosimo yaptıysa ben de yaparım" deyip, "Bir de ağacın tepesinden birine âşık olayım bakalım" diye hayaller kuruyorum!

        SINIFI GEÇEMİYORUM...

        Portakal ağaçlarının içinden akıp giderken hayat, benim hayatım; gözlerimin içinde kocaman sarı bir güneş, hesap üstüne hesap yapıyorum... Hindistan'a diye yola çıkıp Amerika'yı bulan Kristof Kolomb gibi hissediyorum bu sabah, hayatımdaki her şey için gidiş yolum doğru ama ulaştığım sonuçların başlangıçta düşündüklerimle alakası yok!

        Ve maalesef hayat lisedeki matematik hocam da değil, gidiş yolum doğru diye puan vermiyor sınav kâğıdıma... Ne yaparsam yapayım kırkıma bir kala kırıklarla dolu bir yolda yalınayak yürüyorum...

        Bir küçücük kelimeye bütün dünyayı sığdırıyorum da, koca kâinatta kendime bir yer bulamıyorum; hayatla aramdaki alacak verecek defterinin her sayfasında borçlu çıkıyorum. Yuvarlaya yuvarlaya dağın tepesine çıkardığı kaya her seferinde, tam da zirveye bir-iki adım kalmışken, gerisin geriye başladığı noktaya yuvarlanan kara bahtlı Sisyphos'tan da beter durumum...

        Yaşımdan başımdan, yüzümü çevreleyen sakallarımdaki beyazlardan ve bir de şu yanımdan geçip giden portakal ağaçlarından utanmasam, hıçkıra hıçkıra ağlayacağım...

        Diğer Yazılar