Hayatını anlatacak kaç cümlen var?
BABAM durduk yere anlatmaya başladı. O konuşuyor kelimeleri havada süzülüp kulağıma gelmeden yerlere yuvarlanıyordu. O an o dakika, onun kelimeleri değildi derdim, ben bomboş kafatasımın içinde ordan oraya çarpan ve sonunda hiçbir yere ulaşmayan kendi kelimelerimle meşguldum. İki doğru dürüst cümleyi bir araya getiremeyen beynimi yiyip bitiren kelimelerimle... Neden sonra babamın kelimelerinden ikisi kulağıma ulaşmayı başardı.
“Ben çocukken...” diyordu babam. Dönüp yerdeki kelimelerine baktım. O anlatmaya devam etti. Ta 1950’lerin 60’ların Gaziantep’ini tarif ediyordu sokak sokak, ev ev... Sorsan Gaziantep’in kendisinin bile hatırlamayacağı evlerden, lokantalardan bahsediyordu. “Ben çocukken bayramda bile çalışıyordum bazen...” diye devam ederken babam, ben kafamın içinde ordan oraya uçuşan işe yaramaz kelimelerimden daha önce hiç kurmadağım bir cümle kurdum kendi kendime: “Babam ne zaman çocuk oldu ya?”
“MÜHÜR GÖZLÜM SENİ ELDEN...”
Kendi çocukluğumla ilgili elle tutulur iki gün, iki saat, iki dakika bile hatırlamayan ben, babamın her anını az önce izlediği bir filmden sahneler gibi anlattığı çocukluğuna şaşarken, annem girdi söze... 1970’lerin başında babamla gittikleri bir konseri anlatıyordu annem, bir yandan da bugüne kadar ondan hiç duymadığım kadar özlem dolu kelimelerle Neşet Ertaş‘ın, “Mühür gözlüm seni elden sakınırım kıskanırım” türküsünü mırıldanıyordu: “Uçan kuştan, esen yelden sakınırım kıskanırım...” Kafamın içinde uçuşan kelimelerim, bir kenara oturmuş onları dinliyordu. Annem, “İskender Doğan” dedi, “Esmeray” dedi sonra ve benim bugüne kadar neye bakıp ne gördüğü hakkında hiçbir fikrim olmayan, kurbağadan hallice gözlerimin önünde harf harf kelime kelime babamın çocukluğunun yanı başına kendi gençliğini çizdi. Beynim kelimelerimi oturdukları yerden kaldırıp yan yana dizdi: “Annem ne zaman genç oldu ya?”
NE ZAMAN GENÇ OLDUM BEN YA?
Şimdi 40’lı yaşlarımın başında oturmuş 10’lu, 20’li, 30’lu yaşlarıma bakıyorum da kafamın içinde serseri mayınlar gibi nereye çarpacağını bilemeden dolanıp duran kelimelerimi yan yana getirip, yüklemi öznesi yerli yerinde tek bir cümle bile kuramıyorum o günlerle ilgili. Yaşadığım onca güne, onca olaya rağmen yıllar sonra annem ve babam gibi oturup anlatacağım tek bir günüm bile olmayacağını düşünüyorum. Daha doğrusu kafamın içinde ordan oraya savrulup duran yüzlerce kelimeye rağmen geriye dönüp baktığımda doğru dürüst bir cümle kuramamak korkutuyor beni... Kendimi karşıma alıp, “Ne zaman genç oldum ben ya?” diye sorduğum gün çıkarıp masaya yüzlerce değişik kelimeyle yüzlerce güzel cümle koymak istiyorum...
BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!
Bugün oturmuş, “savaş”, “ölüm” haberleri arasında hayatımın her bir anını nasıl ıskaladığımı düşünüyorum. 20 yaşımda neredeydim, 30 yaşımda kimlerleydim hatırlamıyorum. Daha önce kaç kez buna karar verdim hatırlamıyorum. Ama bugün kelimelerimi derleyip toparlayıp yeni cümleleler kurmaya başlamaya karar verdiğim hayatımın ilk günü olacak. Bugün benim doğum günüm... Ve elimde ilk olarak radyoda, “Yazık oldu, yazık şu genç ömrüme/ bilmem şu feleğin bana cevri ne?” diye yanık yanık çalan türkünün kelimeleri var...
- Hatırlamak için unutmanın faydaları!7 dakika önce
- Yalnızlığınız yapay zekanın ne kadar umurunda?1 gün önce
- Şarkılar emekli olur mu?3 gün önce
- Sizin 'Melek Sayınız' kaç?1 hafta önce
- Tyson-Paul maçı Türkiye'de abone sayısını uçurdu!1 hafta önce
- Siz de 'Dünyanın Uğultusu'nu duyanlardan mısınız?1 hafta önce
- Sahnelerde alkış enflasyonu var!2 hafta önce
- Dünyanın en büyük kitapçısı: TikTok3 hafta önce
- Yapay zekayla 'ölümsüz sanatçılar' çağına 'Merhaba'4 hafta önce
- Nerede o eski tişörtler!1 ay önce