Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Çarşamba günü (14 Ekim 2020) Habertürk TV’de Veyis Ateş’in programında, birçok konunun yanı sıra Kıbrıs’taki seçimleri de konuştuk. Neyse ki bu sefer vukuatsız bir şekilde programı tamamladık!

Program esnasında Adil Gür, Türkiye’de Kıbrıs Başbakanı Ersin Tatar İle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı ortak basın toplantısında, Maraş’ın yerleşime açılması ve su sorunun çözüleceğinin açıklanması, Kıbrıs’ta iç siyasete müdahale olarak algılandığını, bunun ters tepeceğini söyledi. “Tıpkı İstanbul seçimlerinden olduğu gibi büyük bir hata yapıldı” dedi.

Bu Pazar yapılacak seçimde AK Parti ile arası iyi olmayan mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın, seçimi bu nedenle farkla kazanacağını söyledi Adil Gür. Hatta oran bile verdi. %60-%40

Programdan sonra kendisine dedim ki, “Adil Bey daha önce de bir seçimle ilgili iddialı bir tahminde bulunmuştunuz tutmamıştı. Bu sefer de tutmazsa zor durumda kalacaksınız.”

Dedi ki, “Eğer Kıbrıs’taki seçimleri Türkiye’nin desteklediği Ersin Tatar kazansın, ben bu mesleği bırakacağım. Bir daha da bu konuda ekranlara çıkmayacağım. Kaybedecek hem de büyük bir fark yiyerek kaybedecek”.

Bu büyük iddianın sonucunu Pazar günü göreceğiz.

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın paylaşımı sonrasında açıklama üstüne açıklama yaptı herkes. Doğal olarak eleştiriyorlar.

Kendisi de yaptığı paylaşımın hatalı olduğunu, maksadı dışında anlaşıldığını söyledi ve özür diledi.

Bununla da kalmadı, Anayasa Mahkemesi kurumsal olarak bir açıklama yapıp, paylaşımı tasvip etmediğini açıkladı.

Buna rağmen eleştiriler durmadı.

Engin Yıldırım’ı FETÖ’cü yapmak için uğraşanlar, Başkan Zühtü Arslan’ı FETÖ’cüleri devlete doldurmakla suçlayanlar, darbe iması yapıldığını iddia edenler, mahkemeyi hemen kapatmak isteyenler… daha neler neler.

Anlaşılan o ki, Anayasa Mahkemesi’nin ışıklarını kapatmak istiyor çoğu kişi. Siyasiler de mahkemenin kapatılmasını, şeklinin, isminin değişmesini istiyor. Bu anlaşıldı.

Benim anlamadıklarım şunlardır:

1. Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemine göre Anayasa Mahkemesi'nin yapısını ve işleyişini değiştirmek istiyorsa siyasi irade, bunun için bir çalışma yapar ve uygular. Buna ne engel var?

2. Ne MHP’nin ne de AK Parti’nin Anayasa Mahkemesi’nin yeni yapısı ve çalışma şekliyle ilgili bir hukuki çalışması olduğunu biliyoruz. Önce bu çalışmayı yapıp, tartışmaya açmak daha sağlıklı değil mi?

3. Neden mahkemeyi örseleme, itibarsızlaştırma, kötüleme gereği duyuluyor? Bu insanları (bir kişi hariç) mevcut iktidar atadı. Düşman değiller.

4. Mahkeme üyeleri, “yok burayı kapatmazsınız, biz burada ölene kadar kalacağız” diye direnmiyor ki. Neden öyle gösterilerek kötüleniyor?

5. Devlet kurumlarının kendi içinde bir iletişim mekanizması vardır. Neden bu insanlarla karşılıklı oturulup konuşulmuyor da, medya üzerinden eleştiriliyor, karalanıyor?

6. Devlet kurumlarının “ışıkların yanması” üzerinden birbirine mesaj göndermesi, darbe iması tartışmaları, meydan okumalar ne kadar sağlıklı? Bunlar ne kadar kırılgan demokrasimizin olduğunu göstermiyor mu?

7. Yargının siyasallaştığı iddialarının sürekli dillendirildiği bir ortamda, bu tartışmalar iktidar partisine daha çok zarar vermiyor mu?

Tamam Anayasa Mahkemesi'nin ışıklarını kapatalım da, bunu neden kırıp dökerek yapıyoruz onu anlamadım.

Sosyal medyada paylaşımlardan başı derde girenlerin haddi hesabı yok. Sonuncusu Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım oldu.

İnsanların başını derde soka şey, “paylaşım dürtüsü”. Zannederseniz ki yaptığınız bir paylaşımı dünya alem okuyor ve herkes sizin paylaşımınızı dört gözle bekliyor.

En komiği bazı siyasiler, belediye başkanları, bürokrat ve gazeteciler yaptıkları her paylaşımın liderler, yöneticiler tarafından okunduğunu sanıyor. Mesaj dolu maşallah hepsi!

Fakat bunun bir ayarı, adabı ve sınırı olması lazım.

Sosyal medya son derece faydalı olabilecek bir mekanizma. Sağlıklı kullanırsanız tabi.

Bana göre sosyal medya kullanmaması gereken meslekler ve kişiler şunlar:

1. Anayasa Mahkemesi üyeleri başta, yargı mensuplarının tamamı. “İhsası rey” dediğimiz önceden görüşünü bildirme tehlikesine düşerler. Bisiklete binme paylaşımı yapsalar bile bir anlam çıkarılıyor. Gördük.

2. Asker, polis, jandarma, istihbarat gibi güvenlik görevlileri. Hem güvenlik sorunu oluşur, hem de kötü amaçlı kullanılabilir.

3. Savunma Sanayi, TÜBİTAK, MKE gibi devlet için stratejik çalışmalar yapan kurumların yöneticileri.

Sosyal medya hesabı olup sıkı kurallara bağlı olması gerekenler:

Bazı makamlar da var ki sosyal medya hesabı olabilir ama bunu kurallara bağlamak gerek.

Politik görüş bildirme, üslup, bilgi paylaşımı, polemik vb. konularda çok hassas olmalılar.

1. Vali, Büyükelçi, Kaymakam. Devleti temsil eden, bayrak taşıma yetkisi olan bu makamlar için muhakkak paylaşım kuralları oluşturulmalı.

2. Tarih Kurumu, Kızılay, Diyanet, Yeşilay, AFAT, TİKA, AA, TRT, itfaiye gibi kamu hizmeti yapan, devletle doğrudan ya da dolaylı ilişkide olan kurumların muhakkak sosyal medya politikaları olmalı.

3. Doktor, sağlık çalışanları, başhekim, sağlık bakanlığı çalışanları. Halk sağlığını ilgilendiren birimlerin yöneticileri.

Bu ve benzeri kesimler için muhakkak sosyal medya kuralları belirlenmeli

Sosyal medya kullanımı yasaklanması gerekenler

Düşük zekalı küfürbazlar

1. Ahlaksız troller

2. Şarlatan sahtekar hocalar

3. Dolandırıcı pazarlamacılar

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!