Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gelecekte su savaşlarının olacağını konuşuyorduk ama gıda savaşının olacağını doğrusu pek düşünmemiştik. Cümleleri duyduğum anda dikkat kesildim. Bu muhtemel çatışma riskinin gerçekleşeceği tarihin yakınlığı ayrıca şaşırttı beni.

“Biz 2030’dan sonra dünyada gıda ve su savaşı olacağını tartışıyorduk. Ancak Covid salgını ile birlikte dünyanın yaşadığı kriz, bunun belki daha erken olacağını düşündürdü bize.

Pandemi sürecinde, herkes gıdanın ne kadar önemli bir mesele olduğunu anladı. İnsanlar ve devletler bunun kritik mesele olduğunu algıladı.

Şimdi gıda ve su konusunda, tüm ülkeler ve bir çok kurum daha ciddi düşünmeye başladı. Zira insanlar virüs krizi olduğunda ilk akıllarına gıda stoku geldiğinden, hemen marketlere saldırdı. Birçok ülkede de yağma oldu.

Gelecekte yaşanması muhtemel bir gıda ve su savaşı bekliyor dünyayı. Bunun da yakın vadede olacağını düşünüyoruz maalesef.”

Son günlerde ilgi alanıma hızla giren tarım konusunu konuşmak için geldiğim, Yalova'da Tarım İl Müdürü Suat Parıldar’a ait cümleler.

Aslında sık sık gündemimize giren tarım politikalarının tartışmasından uzak, tamamen kişisel merakım ve yazacağım makalelere bilgi toplamak için gelmiştim buraya. Ancak Suat Beyin bu cümleleri doğrusu ilgi odağımı biraz kaydırdı.

Yani petrol, gaz, enerji, ekonomik rekabet ya da jeopolitik için yaşanması muhtemel bir savaştan ziyade, gıda ve su paylaşımı için yaşanacak bir savaş, ilgi çekici bir tez.

Tarım, su ve hayvancılıkla uğraşan uzmanların meseleyi bu açından görmeleri doğal diyebilirsiniz.

Ancak ABD'de kuraklık üzerine mastır, İngiltere’de su güvenliği üzerine doktora çalışmaları yapan yeğenim Yasir AK, bu çatışma alanını sık sık hatırlatırdı bana.

Dünyanın birçok bilim adamıyla bu konuyu tartışıyor eğitimi nedeniyle. Su krizinin, yakında petrol savaşlarına benzer çatışmalar doğuracağını konuşuyorlar.

Şimdi büyük bir hızla artan dünya nüfusunun, artık kendine yetmeyen gıda üretimi için ciddi bir kriz içine girmesi bekleniyor.

Dünyada 800 Milyon insan yeterli gıdaya ulaşamıyor. Ne tuhaftır ki, dünyada 800 milyon insan da aşırı yemekten obez olmuş durumda.

İşte çatışmayı çıkartacak olan da bu gıda paylaşımındaki adaletsizlik olsa gerek.

Gıda ve su savaşı konusu ilgi panoma yapıştı.

Takipteyim ve yeni şeyler öğrendikçe yazacağım.

Köyde iki domates, üç çiçek ektim diye milletin başına tarım uzmanı kesildim!

İki yıldır tarımla uğraşıyorum diye hava atıyorum.

Bu konularda bir şeyler yazmak istedim. Yazı işi ciddi konu. Meseleyi uzmanlarından öğreneyim diye Yalova’ya gittim.

Gidince gördüm ki, ben avcı toplayıcı devrinde kalmışım!

ETKİLEYİCİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Yalova’da Tarım Bakanlığı’na ait Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü var.

Başında Dr. Yılmaz Boz bulunuyor.

Bin dönüm arazi içinde (bizim köyün tamamından büyük) aklımızın alamayacağı şeyler yapıyorlar. 80’i ARGE görevlisi, 150 kişi burada heyecan verici çalışmalar içindeler.

Yeni kiraz türü geliştirmekten tutun nesli tükenmiş bitkileri koruma altına almaya, daha çok verim alma yöntemlerinden tutun bir bitkinin yaprağından alınan iğne ucu kadar örnekten yeni türler üretmeye ve ilaç sanayinde kullanılan nadide tür çiçekler yetiştirmeye kadar, ilk defa duyduğum etkileyici çalışmalar bunlar…

Tarım Bakanlığı’nın buraya benzer 50 araştırma merkezine daha var. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM) bağlı olarak çalışıyorlar. Kurumun başında Dr. Nevzat Birişik görev yapıyor. Hayvancılıktan, arıcılığa, meyve sebzeden su ürünlerine, fındık, mısır çaya kadar… birçok alanda uzmanlık isteyen çalışmalar yapıyorlar.

“TARIMPOLİTİK” DOĞUYOR HAZIRLANIN

Amaç tarımı geliştirmek, toprağı iyi işlemek ve suyu en verimli şekilde kullanmak. “Tarım bitti” tartışmalarının ortasında, buraları görmeden konuşmamak lazım.

Ancak benim tespit ettiğim birkaç aksaklık var.

Tarım konusu şaşırtıcı derecede çok geniş ve çok taraflı bir mesele. Burada bir döngü kurulmadan bizim sorunlarımızı aşmamız mümkün değil.

Şöyle anlatayım:

Üniversiteler bilimsel çalışma yapacak, araştırma merkezleri bunu uygulamalarla deneyecek, tarım il müdürlükleri bunu somut projelere dökecek, ortaya bir plan çıkacak. Çiftçi ve üretici bu planı öğrenecek ve alıp toprakta uygulayacak.

Ortaya verimli ürünler çıkarsa, ülkede ekonomiden beslenmeye, politikadan gelişmişliğe kadar her şeyi etkileyen müthiş bir katma değer çıkacak. Fotoğrafın tamamına bakarak bu döngüyü düşünün.

Artık bu döngüye “Tarımpolitik” dememiz gerekiyor.

Çünkü tarım, tıpkı jeopolitik ve ekopolitik gibi dünyayı etkileyecek bir güç haline geldi. Buna hazırlanmalıyız.

TARIMPOLİTİK ZİNCİRİNDE SORUNLAR VAR

“Tarımpolitik” gücü oluşturacak bu döngünün ilişki zincirinde kopmalar var kanaatimce. Mesela Yalova bahçe bitkileri, meyve ve topraksız tarım konusunda Türkiye’de çok önemli bir merkez durumunda ama Yalova Üniversitesi’nde ziraat fakültesi olmaması şaşırtıcı geldi bana.

Bu araştırma merkezinde çok basit doğal yöntemlerle bir ağaçtan alınan (örneğin) ayvanın 5 kadar daha fazla olması sağlanırken, bunun bizim çiftçilerimiz tarafından bilinmemesi aynı şekilde şaşırtıcı.

Ayrıca ülke olarak fotoğrafın tamamına bakamadığımızı da düşünüyorum.

Mesela, taşımalı sistemle eğitim yapılan bazı illerde, tarımsal üretimin çok negatif etkilediğini düşündünüz mü hiç?

Ya da yeme alışkanlıklarımızla, tarımsal üretimin doğrusal ilişkisi olduğunu?

Birbirini etkileyen bir ekosistem var. Bu sistemi anlamak ve ona göre bir döngü oluşturmak gerekiyor.

Döngüyü tamamlamazsak gelecekte yaşanacak gıda ve su savaşlarında zor duruma düşeriz.

KIVANÇ TATLITUĞ İLE TANITIM BELGESELİ

Şunu da eklemeden geçmeyeyim, Tarım Bakanlığı, kendi çalışmalarını ve tarımın önemini anlatan uyarılarını daha etkili iletişim modelleriyle yapmalı.

İsraf konusunda çok güzel bir kampanyaları var ama ben bile duymadım.

Geçtiğimiz günlerde tarımın önemine dikkat çekmek için hazırlanmış, “Tarım Bizim Geleceğimiz” adlı bir belgesel izledim. Anasponsoru Migros ve Tarım Bakanlığı da destek veren kurumlardan. Çok beğendim belgeseli.

Sadece neden Kıvanç Tatlıtuğ’un sunduğunu anlamadım. Oyunculuğunu çok beğenirim yanlış anlaşılmasın. Ama buradaki konsepte uymamış sadece.

Daha çok iletişim, daha çok tanıtım gerekli. Özellikle çiftçilere ve üreticilere yönelik.

Ben şahsen gönüllü olarak çalışıyorum bu konuda. Köyde domates ekip, çiçek yetiştirip, ormanda yürüyerek bunları köşemde ve sosyal medyada paylaşıyorum sürekli!

Evet bir Kıvanç Tatlıtuğ kadar etkim olmayabilir kabul... Ama biz bu işte gönüllü ordusunda er olmaya hazırız.

(Kabul biraz popülist siyasetçi lafı gibi oldu ama ben samimiyim!)

Yalova’daki, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nün gururla anlattığı bir konu var, dertlere şifa Aronya meyvesi.

2012’de başlattıkları araştırmalar sonucunda, bazı kanser hücrelerini bile yenen, bağışıklık sistemini güçlendiren, çok yüksek miktarda antosiyanin içeren Kuzey Amerika kökenli bu meyve, Türkiye’de üretilmeye başlandı.

2017-2019 yılları arasında çiftçilere dağıtılarak yetiştirildi ve tüketiciye ulaştırıldı.

Bu meyvenin geliştirildiği plantasyonları gezdik, meyveden yedik.

Minik üzüme benzeyen, tadı biraz ekşimsi ilginç bir meyve.

Beyin ve sinir sistemlerini besleyen meyvede, yaşlanmayı engelleyen antioksidanın bol miktarda olduğu duyulunca, herkesin ilgi odağı oldu.

Özellikle kadınlar bu meyveyi yetiştirmek yoğun gayret içinde.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00