Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Murat Gümüş, 48 yaşındaydı. 1 oğlu vardı. Eşini kanser hastalığından kaybetmişti.

Küçük bir dükkanda kokoreç satarak geçiniyordu. Siftah yapamadan geçirdiği günleri paylaştı sosyal medya hesabından.

Derdi çoktu, dermanı yok zannediyordu.

Ertesi günü evinin önünde astı kendini. Hayatına son verdi.

Çaresizlik…

Murat Gümüş’ü ölüme götüren şey tam olarak çaresizlikti.

İnsanı en çok perişan eden duygudur çaresizlik.

O gün Murat Gümüş gibi intihar eden başka insanlar da oldu…

Olmasa ne olur ki…

Bir tek insan bile çaresizlikten hayatına son veriyorsa bu ülkede, vicdanların kanaması gerekir.

Devlet işte tam böyle zamanlarda vardır.

Vatandaşı çaresizse, ona çare bulacak.

Umutsuzsa, umut olacak.

Kaybolmuş ruhlara liman olacak devlet.

Fırat’ın kenarında bir koyunu kurt kapsa dertlenen devlet büyüklerine özenmişsek eğer, Murat Gümüş’ün çaresizlikten hayatına son vermesine gözyaşı dökmeliyiz.

İnsanın hayatından daha kıymetli ne olabilir ki?

Borçları, parasızlığı, harçlığı… her ne ise çözülemeyecek şeyler miydi? Değildi.

Murat Gümüş çaresiz kaldığında sığınacağı bir yer aradı, bulamayınca boşluğa bıraktı kendini.

Murat Gümüş gibi yüzlerce binlerce insan kendini çaresiz hissediyor. Dertleri var, acıları var, sıkıntıları var…

Devlet bugünler için vardır.

Milletine şefkat elini uzatacak. Merhametli yüzünü gösterecek.

Herkesin öfkeli olduğu zamanlarda o sakin olacak, alttan alacak.

Şeyh Edebali’yi örnek almışsak eğer, öfke bize, sabır devleti yönetenlere değil mi?

Milletin aradığı güzel bir söz, tatlı bir dil, umut veren, şefkat gösteren bir devlet.

Yasaklara, kısıtlamalara, eve kapanmaya değil, gördüğü adaletsizliğe, çifte standartlara isyan ediyor insanlar.

Otellerde havuz başı partilerden görüntü yayınlanırken,

Bazı maçlara seyirci doluşurken,

Tatilden, gezmeden pozlar paylaşırken,

Sitesinin bahçesine neden çıkamadığını sorguluyor vatandaş.

Turistler denize girerken, o haktan mahrum kalan ve ceza yiyen insan bunu sorgular.

Devlet kanunları uygulasın itiraz eden yok.

Ancak devlet görevlileri bazen kantarın topuzunu kaçırıyor bunu da görelim.

İftarlığını, maskesini garibanla paylaşan polis görmemiz gerek bu sıralar, kağıt toplayana ceza kesen değil.

Limon satan adamın limonlarını satın alıp evine gönderen valinin şefkatini arıyor insanlar; esnafı, çalışanı azarlayan devlet görevlisini değil.

Kanunun soğuk yüzünü değil, “devlet baba”nın merhamet eline ihtiyacı var şu sıra milletin.

Devlet alttan almalı vatandaşını, gönlünü kazanmalı bu sıkıntılı günlerde.

Kızmakla, ittirmekle, kanunu sert biçimde uygulamakla olmaz.

Devlet çözüm bulandır.

Yasaklayarak değil, çözüm üreterek sorunları halleden devlet canlı bir devlettir, milletin içinde yaşayan bir devlettir.

İnsanlar camide itikafa girmek istiyorsa, sağlık kurallarına uyacak şekilde ona yol göstermek gerekir. Camide biber gazı sıkarak insanları dağıtmak olmaz…

Bu millet fedakardır, devleti için canını verendir.

Tarihin her sayfasında devlet için, ülke için fedakarlık yapmış bir millete, şimdi devletin fedakarlık yapacağı zaman geldi.

Milletin hizmetkarı olmaya geldiyse bu iktidar, bunu göstermenin tam zamanı.

Bunu güzel bir dille, şefkatle, merhametle, millete hürmet ederek yapmalı.

Bu yakışır bize…

Çaresizlik çok acı bir duygu...

Bir tek ferdinin bile çaresizlikten hayatına son verdiği bir yerde, rahat uyuyorsak, yanlış yoldayız demektir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00